- Hüseyin Dönmez
Türkiye’de Kıyı Kullanımı Üzerine Bir Analiz
Yaz aylarının gelişiyle birlikte Türkiye’nin kıyıları, milyonlarca vatandaşın serinlemek, dinlenmek ve sosyalleşmek amacıyla yöneldiği alanlar haline gelir. Ancak son yıllarda özellikle turistik bölgelerde kıyıların kullanımında ciddi sorunlar yaşandığı görülüyor. Özel işletmelerin sahilleri fiilen özelleştirmesi, yüksek giriş ücretleri ve halkın denize ulaşımının engellenmesi, Türkiye’deki kıyı kullanım hakkının ne kadar etkin bir biçimde uygulanmadığını gözler önüne seriyor. Bu durum yalnızca hukuki bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal bir eşitsizlik ve kamu yararı ihlalidir.
Anayasal ve Kanuni Temel
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 43. maddesi kıyıların statüsünü net bir şekilde ortaya koyar: Kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve bu alanlardan yararlanma önceliği kamu yararına tabidir. Bu anayasal hüküm, kıyıların özel mülkiyete konu olamayacağını ve herkesin eşit şekilde yararlanabileceğini güvence altına alır. Kıyıların tahsisli kamu malları kapsamında yer alması, özel hukuk kişileri lehine ayni hak tesis edilemeyeceği anlamına gelir.
3621 sayılı Kıyı Kanunu ise bu anayasal çerçeveyi somutlaştırır. Kanunun temel amacı, kıyıların doğal yapısını ve ekolojik dengesini koruyarak, kamu yararına uygun kullanımını sağlamaktır. Kanuna göre, kıyı kenar çizgisi ile sahil şeridi kamuya aittir ve bu alanlarda halkın kullanımını engelleyecek faaliyetler hukuken yasaktır. Kanunun 5., 9. ve 10. maddeleri, özel yapılaşmalara ve halkın erişimini kısıtlayacak uygulamalara izin verilmemesini açıkça düzenler.
Sahil Şeridi ve Kıyı Kenar Çizgisi
Kıyı Kanunu’nda kritik iki kavram öne çıkar: kıyı kenar çizgisi ve sahil şeridi. Kıyı kenar çizgisi, taşkın suların en yüksek seviyede karaya ulaştığı nokta ile bitki örtüsünün başladığı yer arasındaki sınırı ifade eder. Kara yönündeki devamı ise en az 100 metre genişliğinde sahil şeridini oluşturur. Bu alanlar kamu yararı için tahsis edilmiş olup, hiçbir işletme veya kişi tarafından özel mülkiyet gibi kullanılamaz.
İşletmelerin Yükümlülükleri ve Vatandaş Hakları
Plaj işletmeleri ve sahil kenarındaki tesisler, kendilerine tahsis edilen alanlarda hizmet verseler dahi, halkın denize ve sahil şeridine serbestçe ulaşım hakkını engelleyemezler. Kıyı Kanunu ve ilgili yönetmelikler şu yükümlülükleri getirir:
- Geçiş Hakkı: İşletmeler, sahile ulaşımı sağlayan geçiş yollarını kapatamaz. Anayasa Mahkemesi’nin 1994 tarihli kararları bu ilkeyi teyit ediyor.
- Ücretsiz Yararlanma: Kıyı şeridine giriş için ücret talep edilemez. Sadece ek hizmetler (şezlong, şemsiye, yiyecek-içecek) için ücret alınabilir. Danıştay kararları bu uygulamayı netleştirmiştir.
- Özel Mülkiyet İddiası: Hiçbir kişi veya işletme, kıyı şeridinin kendi mülkü olduğunu iddia ederek halkın kullanımını engelleyemez.
Hukuk ile Uygulama Arasındaki Çelişki
Ne var ki, Türkiye’de birçok sahilde uygulama ile hukuk arasındaki makas giderek açılıyor. Vatandaşlar denize ulaşmak için kilometrelerce dolanmak zorunda kalıyor, giriş ücretleri ve fiziki bariyerlerle karşılaşıyor. Bu durum, hukukun fiilen çiğnendiğini ve kamu yararının hiçe sayıldığını gösteriyor. Denetim mekanizmalarının yetersizliği, sorunları daha da büyütüyor ve kıyılar üzerindeki özelleştirme eğilimlerini besliyor.
Toplumsal ve Ekolojik Boyut
Kıyıların halka açık olması yalnızca hukuki bir gereklilik değil, toplumsal bir ihtiyaçtır. Sahiller, çocukların oynadığı, ailelerin dinlendiği ve halkın sosyalleştiği kamusal alanlardır. Bu alanların işletmelerin gelir alanı haline getirilmesi, hem toplumsal eşitsizliği artırıyor hem de kıyıların doğal yapısına zarar verebiliyor. Kıyıların ekolojik dengesinin korunması ve herkesin erişimine açık tutulması, sürdürülebilir bir kullanım için elzemdir.
Sonuç ve Öneriler
Kıyılar, halkın ortak kullanım alanıdır. Anayasa ve Kıyı Kanunu bu hakkı korurken, pratikteki uygulama çoğu zaman hukuka aykırıdır. Yetkililerin sahil denetimlerini artırması, işletmelerin kamu yararına uygun hareket etmesini sağlaması ve vatandaşların kıyılara ücretsiz erişim hakkını güvence altına alması gerekiyor.
Türkiye’de sahiller ya halkın olacak ya da özel çıkar gruplarının kontrolüne bırakılacaktır. Kamusal alanlar özelleştirilirken yalnızca hukukun değil, toplum vicdanının da ciddi biçimde zedelendiği unutulmamalıdır. Kıyılar halkındır ve halkın hakkı, fiilen de güvence altına alınmalıdır. Bu, hem hukuki bir zorunluluk hem de demokratik bir gerekliliktir.

