Haberin yayım tarihi
2008-11-01
Haberin bulunduğu kategoriler

Karel De Gucht:Türkiye'yle sürekli ortaklık vakti

Türkiye NATO'ya bağlılığı karşılığında ödüllendirilmedi; AB'den iyi muamele, hatta eş muamele bile görmedi.

Avrupa'nın ihtiyaç duyduğu enerji politikası Türkiye'yle yakın ve koparılmaz bağlar gerektiriyor. Türkiye-Avrupa ortaklığının olgunlaşmasının, bağın sürekli kılınmasının vakti geldi

Herkes aniden ve yeniden tekrar haritalara bakmaya başladı.

Enerji fiyatları kontrolden çıkarken ve enerji üreten ülkelerin egosu şişerken tatsız büyük jeopolitik oyun tekrar geri döndü.

Ve onunla birlikte "Z ülkesinden geçmeksizin X ülkesinden Y ülkesine geçebilir misin?" türünde sorular da. Güney Osetya krizi, Avrupa Birliği'nin de (AB) bu oyunu oynamaya başlamasının gerekliliğini açıkça ortaya koydu. Ve haritaya bir bakış sıradaki hamlenin nerede yapılması gerektiğini gösteriyor: Türkiye.

8 Ağustos 2008'de dünya değişti. İki dev siyasi arenadaki yerlerini pekiştirdiler veya yeniden pekiştirdiler biri Pekin Olimpiyatları'nın etkileyici açılış töreninde bir gülümseyişle, diğeri Kafkas milliyetçiliği üzerinde demir bir yumrukla.

Sonunda, Çin'nin yükselişi dünyayı yeniden şekillendirmede çok daha önemli bir etmen olacak iken, Rusya'nın tazelenen güveni AB için en yakın ve en büyük tehlikeyi oluşturuyor.

Rusya istismara hazır

Rus-Gürcü anlaşmazlığı AB için ok edici bir deneyim olsa da bu şok 27 üye ülkede farklı algılandı.

Kimiler için, bu şok hepsinin çok iyi bildiği bir Soğuk Savaş mentalitesinin ekosu oldu. Diğerleri için bu şok nesillerdir görmediğimiz cinste bir sıcak savaş için prelüde benziyordu. Hepimiz için ise son derece alçaltıcı bir tecrübe oldu; öyle ki, uzun süredir yapageldiğimizden daha fazla inandırıcı ve kararlı bir şekilde davranmamız gerektiğini bize düşündürdü.

Avrupa'nın şimdi her zamankinden çok güçlü ve birleşik bir dış politikaya ihtiyacı var. Ortak bir Avrupa enerji politikası sadece tamamlayıcı bir politika değil aynı zamanda bunun oluşturulması için bir önkoşul.

Çünkü enerji konusunda her şeyden çok Rusya'ya bağımlılığımız bizi kararlı ve birleşik bir eylemde bulunmaktan alıkoymakta. Kimi AB üyesi ülkeler doğalgaz ve petrol ihtiyaçlarının tamamını Rusya'dan ithal ediyorlar ve Rusya hayatın bu gerçeğini istismar etmeye her zamankinden daha fazla hazır; biliyorlar ki bütün Avrupa'yı karanlıkta bırakacak düğmeye basacak olan parmak kendilerinin.

Enerji piyasalarımızı birbirine bağlamak, ve bu pazarlar için yeni kaynaklar ve yollar bulmak yoluyla bu jeopolitik zafiyete çare bulabiliriz.

İşte bu noktada Türkiye devreye giriyor.

Türkiye enerji rotasında anahtar

Gerçekten haritaya bakarak vakit geçirenlerimiz Avrupa'nın güneyine inen mevcut petrol ve doğalgaz boru hatlarının Gürcistan'dan, Kazakistan'dan, Türkmenistan'dan ve tabii Rusya'dan gelerek Türkiye'den geçmekte olduğunu bileceklerdir. Benzer şekilde enerji kaynaklarının ithalini hedefleyen ve Rusya'yı baypas eden tüm projeler kesinlikle Türkiye'den geçmek zorunda kalacaklardır.

Şüphesiz ki hem siyasi hem de ekonomik nedenlerden dolayı son derece ihtiyaç duyduğumuz Avrupa enerji politikası; çok büyük paralar, çok kararlılık ve Türkiye ile yakın ve koparılmaz bağlar gerektirmektedir. Öyleyse ne bekliyoruz?

Dünyanın geri kalan kısmı bizi kesinlikle beklemiyor.

Futbol diplomasisi olağanüstü

Yaklaşık altı hafta önce olağanüstü bir şey oldu.

Bir adam, hem de oldukça meşgul bir adam ta Ermenistan'a futbol maçı izlemeye gitti. Futbol hayranı olmasam da bence, tek başına bu davranış bile olağanüstüydü. Ancak çoğu kimse için konunun önemi bu adamın kim olduğu gerçeğinde yatmaktadır. Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den söz ediyorum; kendisinin ziyaret ettiği ulus da, herkesin anımsayabileceği üzere ülkesinin düşmanıdır.

Bu futbol diplomasisi bize Türkiye'nin de dünyanın değişmekte olduğunu ve merkezinin doğuya doğru kaymakta olduğunu bildiğini göstermektedir. Türkiye, bu değişen dünyada kendisinin potansiyel rolünün farkındadır ve ittifaklar kurmak için geçmişten ziyade geleceğe bakmaya isteklidir.

Bu, yalın bir olay değildir. Son aylarda Türkiye bölgedeki tüm ülkeler arasında siyasi ve ekonomik bağların güçlendirilmesi adına başlatılan Kafkasya girişiminin ardındaki itici güç olmuştur.

Uygulama ve siyasetle ilgili umman engeller mevcut iken, bu durumun sembolik anlamı da aynı derecede etkileyicidir.

Türkiye'nin gözleri doğuya bakarken sırtını pekâlâ Batı'ya dönebilir.

Bu stratejik deniz değişiminin tam ortasında hatta enerji fiyatları ve ekonomik ödüllerinden daha esaslı ve derinde güçlü bir hayal kırıklığı yatmaktadır; hüzünlü ama güçlü bir duygu. Bütün taahhütlerine rağmen Türkiye NATO'ya bağlılığı ve coşkusu karşılığında ödüllendirilmemiş, AB tarafından iyi muamele edilmemiş hatta eş muameleye bile tabi tutulmamıştır.

Her zaman kendisiyle NATO'nun en doğudaki ülkesi ve Avrupa'yı doğuya birleştiren bir köprü olarak gurur duyan Türkiye bu gururu güce dönüştürememiş olmaktan korkmaktadır. Çünkü bunu yapmasına izin vermedik.

Batı'dan kopuşa izin veremeyiz

Bunun yerine, Türkiye bir diğer haklı iddiası üzerine yoğunlaşabilir: Dünyadaki en batılı Müslüman ülke olmak, ve Avrupa hülyalarını unutmak.

Bizim görevimiz buna engel olmaktır. Türkiye'yi Avrupalı bir devlet olarak kaybetmemek bizim yararımızadır. Ve Kafkasya'daki dengenin yanlış istikamette değişmemesini temin etmek yalnızca bizim inançlılığımız ve eylemlerimizle mümkün olacaktır. Avrupa için Türklerin kalplerini ve aklını kazanmamız, onları ikna etmemiz gerekmektedir.

Son birkaç yıldır bunun tam tersini yapmaktayız. Fransa ve Hollanda'daki halkoylamaları sonrasında Türkiye'ye soğuk davranıyoruz. Yıllardır verdiğimiz sözlere rağmen Türkiye'nin hiçbir zaman ve her ne olursa olsun AB üyesi olmayacağı izlenimini veriyoruz. Türkiye modernleşme yolunda ne kadar mesafe katederse etsin ve üyelik kıstaslarını ne denli yerine getirirse getirsin, hiçbirinin yeterince iyi olmayacağı görüntüsü veriyoruz.

Avrupa bir bütün olarak bir türlü karar veremeyen bir âşığa benziyor;

bağlanmaktan ve sonuçlarına katlanmaktan korkan. Ama artık böyle devam edemez. Türkiye ve Avrupa arasındaki ortaklığın olgunlaşmasının vakti geldi.

Bu bağın sürekli ve koparılmaz kılınmasının artık vakti geldi.

Ermenistan'daki buluşma şimdilik bu bağın olması gerektiği kadar sağlam olmadığının bir işaretidir. Gürcistan'da ve sonrasında gördüğümüz şey, Kafkasya'da hesaba katılacak bir kuvvet olmayan bir Avrupa seçeneğinin asıl korkulması gereken şey olduğudur.

Ve her zaman yeteri kadar olgun olmayan erkeklerin başına geldiği gibi bu durum bizi harekete geçirmelidir: Bu kız sonsuza kadar bekleyemez.

Kapanan köprüler

Zor zamanlardan geçiyoruz. Ekonomik ve siyasi güce sahip bir çok ülkenin ortaya çıkmasıyla birlikte insanlar Avrupa'nın haritadan silinebileceğinden korkuyorlar. Ve bu üllkelerin çoğu; petrolün, silahların ve paranın sert/zorba gücünü, ideallerin demokrasinin ve kurumlarının yumuşak gücüne tercih ettiklerinden, haklı olarak bizim yaşam tarzımıza, temsil ettiğimiz değerlerimize ve ideallerimize tehdit olarak algılanmaktadırlar.

Endişe etmekte haklıyız. Fakat korkunun da bizi felç etmesine izin vermemiz yanlış olacaktır. Ve bunun bizi yanlış kararlar almaya, hiç bir karar almamaya veya dünyada olup bitene kayıtsız kalmamıza zorlamasına izin vermemeliyiz

Tam tersine, yarının dünyasındaki yerimiz için mücadele edeceğiz. Ve inanıyorum ki bu mücadeleyi kazanacağız, çünkü bizim liberal değerlerimiz ve demokrasinin idealleri sonunda herhangi bir güçten daha kuvvetlidir. Geçmişte tam anlamıyla bunu ispat etmişlerdir ve gelecekte de böyle olacaktır.

Bütün bunlarla birlikte, Avrupa'nın her tarafında korku canavarlarının bize söylemeye çalıştıkları şeylere rağmen, Türkiye bizim müttefikimizdir. Türkiye, aynı değerleri paylaşarak Avrupa ailesinin bütünleşik bir parçasıdır; o bizim Asya'nın ve unutmayalım ki-

Ortadoğu'nun yükselen güçlerine köprümüzdür. Hatta bundan da daha fazla, Türkiye Müslüman dünyaya bir köprüdür; modernleşmenin, sekülerleşmenin ve demokrasinin İslama karşı lanet olmadığının birinci derecede örneğidir.

Kısaca, Türkiye gelecek yıllarda dünyanın angaje olduğu en önemli iki mücadelede en esaslı bir müttefiktir.

O halde korkularımızı yenelim ve Büyük Oyun'un bizden talep ettiği derecede büyük ve lütufkâr olalım.

(Belçika Dışişleri Bakanı, Radikal'e özel)
Alıntı/ABHaber, 31-10-2008 08.10 (TSİ)
 

Son Haberler

Hits: 6230 Visitors: 3066
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.