Haberin yayım tarihi
2013-03-02
Haberin bulunduğu kategoriler

AB üyeliği neden bir ulusal egemenlik meselesidir?

Bahadır Kaleağası  -  Radikal, 28.II.2013

LINK   ►  http://bit.ly/13pD5l5  

İNGİLTERE, NORVEÇ, TÜRKİYE VE DİĞERLERİ

Avrupa, ABD, Çin, Rusya, Orta Doğu… Ekonomi, ekoloji, enerji, teknoloji, demokrasi…

Bunlar uluslararası ilişkilerde birbirleri ile karşılıklı etkileşim içinde bütünsel analiz gerektiren konular.

Uluslararası ilişkiler doğrudan iç siyaset ve toplumsal kalkınma ile bağlantılı bir alandır.

Ondokuzuncu yüzyılın Hegel’in “Prens’e tabi dış politika” gerçekçiliği veya soğuk savaş yıllarının özetle Kissinger-vâri “stratejik yayılma” odaklı dünya siyaseti anlayışı sığ kalıyor.

Küresel tablo çok daha karmaşık, çok boyutlu.

Artık 21. yüzyılda Kissinger bile eski Kissinger-vâri yaklaşımları geride bıraktı.

Akılcı politikalar

Türkiye-AB ilişkileri de aynı çerçevede, çok boyutlu analizler ve büyük veri (“big data”) kullanımını gerekli kılıyor. Örneğin Tanzimat dönemi hakkında, sanki Avrupa o yıllarda kendi içinde bütün, oturmuş bir düzene sahipmiş gibi değerlendirmeler yapıldığı olur. Daha sonraki Abdülhamit döneminin ekonomik ve kültürel Avrupa açılımları da ideolojik kalıplarda bulanıklaşır. Veya Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet mücadelesinde Avrupa içi güç dengelerini, Batılı bir anlayış ile ulusal çıkarlar doğrultusunda nasıl ustaca kullandığı dikkatlerden kaçabilir.

Bugün de AB konusunda benzer yöntem hataları yaygın. Bazen dogmatik hamaset baskın çıkıyor. AB tekil bir özne değil. Bir devletler arası ortak siyaset üretme ve toplumlar arası birlik şantiyesi. Kendi içinde evrim halinde bir gündeme sahip. Türkiye için önemli olan bu süreci iyi anlamak, değerlendirmek ve uluslararası ilişkilerde güçlenmektir. Bu “uluslararası güç” kavramının Türkiye gibi petrol veya nükleer silah sahibi olmayan bir ülke için anlamı açık: insan sermayesi, demokrasi, hukuk devleti, ekonomik dinamizm, teknoloji ve doğal servet. AB konusu işte bu hedefler doğrultusunda önem kazanıyor. Duygusal ve basitçi yaklaşımlardan sakınmak iyi olur.

İngiltere AB’den çıkmıyor

Örneğin İngiltere konusu. Birleşik Krallık AB’den çıkmıyor. Başbakan David Cameron 23 Ocak 2013’de tarihe kaydolan konuşmasında, eğer bir daha seçilerse, 2017’de bir referandum sözü verdi. Bu referandum yeni bir AB reformu üzerine olacak. Mevcut AB antlaşmasının daha saydam işleyen kurumlar ve daha iyi odaklanmış politika alanları yönünde reformunu talep ediyor Londra. 

Zaten bu konuda Berlin de aynı çizgide. Cameron’a ilk destek Merkel’den geldi. Cameron aynı zamanda ülkesinin AB üyeliğine ihtiyacı olduğunu, milli çıkarlarının AB üyeliği yönünde tanımlandığını ve referandumda “evet” oyu için çalışacağını söyledi. Finanstan, ticaret verilerine ve İngiltere’nin dünyanın diğer ülkeleri üzerindeki etkisine yayılan geniş bir ufukta, somut veriler AB üyeliğinin önemini vurguluyor. Muhafazakâr Parti’nin koalisyon ortağı Liberal Demokratlar ve anamuhalafet İşçi Partisi de AB üyeliğinden yana. İngiltere daha etkin işleyen ve da daha geniş bir Avrupa istiyor. AB içinde daha dar bir grup oluşturan Euro bölgesine dâhil olmayı ise şimdilik gündemine almıyor. Bu durumda birçok ülke var: İsveç, Polonya, Danimarka, Çek Cumhuriyeti, Romanya… Kimi istemiyor, kimi hazır değil Euro bölgesi için.

Diğer bir genel hata da bu noktada beliriyor: AB’ye üyelik zaten önce mevcut, geniş AB’ye oluyor. AB üyesi olan bir ülke daha sonra Euro, Schengen ve savunma işbirliği gibi farklı alanlarda daha sıkı entegrasyon gruplarına katılıyor; eğer isterse ve teknik olarak hazırsa. “İngiltere modeli” veya “ikinci sınıf üyelik” gibi modeller hukuksal olarak namevcut.

Norveç’in AB hesabı

Bu arada AB ortalamasının üzerinde zengin bir ülke olan Norveç’te AB üyeliği tekrardan gündeme geliyor. Avrupa’da Kuzey ekseni önemlidir. Bölgenin tarihsel hâkimleri İsveç ve Danimarka Euro dışında fakat etkili birer AB ülkesiler. İskandinav kökten gelmeyen Finlandiya Euro’ya dâhil, küçük ve de teknolojik gücü yüksek ülke. Norveç ise AB üyeliğinin kapısından döndü iki kere, 1973 ve 1995’de. Her iki seferde de sahip olduğu petrol ve doğal gazın dünya piyasalarındaki yükselişinin etkisi referandumlarda az farkla bu ülkeyi AB üyeliğinde durdurdu.

Soğuk savaş bitmeden hemen önce, 1989’da Avrupa’da derinleşme ile genişleme arasındaki ikilem aşılma yolundaydı. Daha derin, yani ulusüstü kurumları ve yetkileri güçlü bir AB yaratacak olan Maastricht Antlaşması hazırlanıyordu. Derinleşme ile eşzamanlı olarak genişleme boyutu da hareketlenmişti. Türkiye’ye “olabilir fakat henüz değil”, Fas’a “hayır”, Avusturya’ya ise “tamam fakat diğerleriyle beraber gel” denmişti. Böylece Avusturya, İsveç, Finlandiya, İsviçre, Norveç ve İzlanda için geçici bir özel statü önerildi: Avrupa Ekonomik Alanı. Daha sonra bu ülkelerin ilk üçü AB üyeliğine geçti.

Bugün ise Oslo’da siyasi ve ekonomik çevreler hızlı bir AB üyeliği için yeniden fırsat kollamaktalar. David Cameron’un konuşması üzerine Norveç Dışişleri Bakanı Espen Eide BBC`ye yaptığı açıklamada “Avrupa’da kararlar alınırken masada biz yokuz” dedi ve İngiltere`ye AB üyeliğinin önemini iyi anlama uyarısında bulundu ( www.euractiv.com.tr ). Washington’dan da benzer uyarılar almıştı Londra.

AB üyeliği = ulusal çıkar

Bu kararlara katılma konusu Türkiye gibi tüm AB dışındaki ülkeler için temel bir konu. AB zor karar alıyor, fakat bir kere alınca dünyanın diğer ülkeleri çoğu zaman bu kararlara uyum sağlamak zorunda kalıyor. Avrupa küresel ekonominin yüzde 24’ünü oluşturan ve çevre ülkeleri de etkisinde tutan bir ekonomik güç merkezi. Bu nedenle ABD, Japonya, G.Kore ve Hindistan gibi ekonomik devler ulusal çıkarlarını Brüksel ile özel anlaşmalar yaparak kolluyorlar. Özellikle ABD ile AB arasında başlayacak olan Transatlantik Anlaşma müzakereleri dünya düzenini derinden etkileyecek. Obama’nın da altını çizdiği gibi, bu ekonominin ötesinde bir girişim. Norveç, İsviçre ve Türkiye gibi ülkeler ise, AB üyesi olmadan sisteme etki yollarını geliştiremiyor. Norveç hükümetinin 2012 yılındaki raporu bu durumu özellikle vurguluyor:

"Norveç’in AB ile ortaklık ilişkisinin en sorunlu tarafı, AB’nin politikaları ve kurallarına tabi olmak fakat üye olmamak, kararlarda oy hakkı sahibi olmamaktır. Bu durum ciddi demokrasi sorunları yaratmaktadır... Bu nedenle Norveç’teki toplumsal tartışma olumsuz etkilenmekte ve hükümetin AB politikalarında topluma karşı hesap verebilirliği zedelenmektedir.”

(Norveç Resmi Raporları NOU 2012:2F, www.regjeringen.no ).

Bu satırlardaki tüm “Norveç” sözcükleri “Türkiye” olarak değiştirilebilinir.

Anlam kayması olmaz.

Son Haberler

Hits: 7161 Visitors: 3087
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.