Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye yönelik eleştirileri ve siyasi baskıları artık alışılmış bir refleks haline gelmiştir. Ancak şu soru giderek daha yüksek sesle sorulmaktadır: Avrupa Birliği gerçekten ne yapmak istemektedir?
Türkiye, onlarca yıldır Avrupa'nın güvenliği, ekonomisi, enerji arzı ve göç yönetimi açısından stratejik öneme sahip bir ülke olmasına rağmen, sürekli olarak yeni bahanelerle eleştirilmekte, tehdit edilmekte ve dışlanmaktadır. Bu yaklaşımın ne Türkiye'ye ne de Avrupa Birliği'ne fayda sağladığı ortadadır.
Avrupa Parlamentosu'nda görüşülen son Türkiye raporunda Adalet Bakanı Akın Gürlek'in yaptırım listesine alınmasının önerilmesi, siyasi müdahale tartışmalarını yeniden gündeme getirmiştir. Bir ülkenin demokratik yollarla seçilmiş hükümetinin bakanlarına yönelik yaptırım çağrıları yapmak, yapıcı diyalogdan çok siyasi baskı görüntüsü vermektedir.
Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu üyesi Vladimir Prebilic'in kullandığı ifadeler ise dikkat çekicidir. "Artık yeter, şaka yapmıyoruz" şeklindeki söylemler diplomatik dilin ötesine geçmekte, karşılıklı saygıya dayalı ilişkileri zedelemektedir. Türkiye ile Avrupa Birliği arasında zaten hassas olan ilişkilerin bu tür açıklamalarla daha da gerilmesinden başka bir sonuç çıkmayacaktır.
Bugün Avrupa Birliği ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Enerji krizi, düzensiz göç, ekonomik durgunluk, yükselen aşırı sağ hareketler ve güvenlik tehditleri Avrupa'nın önündeki temel meselelerdir. Böylesine kritik bir dönemde Türkiye ile yapıcı ilişkiler geliştirmek yerine sürekli gerilim üreten bir siyaset izlemek, Avrupa'nın kendi çıkarlarına da zarar vermektedir.
Türkiye'nin eleştirilemeyecek bir ülke olduğu elbette söylenemez. Ancak eleştirilerin adil, dengeli ve yapıcı olması gerekir. Türkiye söz konusu olduğunda sıkça görülen seçici yaklaşım ve çifte standart algısı, Avrupa Birliği'nin güvenilirliğini zayıflatmaktadır.
Avrupa'nın Türkiye'yi dışlayarak değil, Türkiye ile eşitlik temelinde iş birliği yaparak daha güçlü olacağı açıktır. Karşılıklı tehditler, yaptırım çağrıları ve siyasi müdahaleler yerine diyalog, saygı ve ortak çıkarlar temelinde bir ilişki kurulmalıdır.
Aksi halde Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye zarar vermeye çalışırken asıl zararı kendi geleceğine verme riski giderek büyüyecektir.

