Avrupa kıtası, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında 100 milyon insanını kaybetmiş bir kıtadır.
Peki, bu durumda Üçüncü Dünya Savaşı çıkar mı? Çıkarsa Avrupa tekrar böyle bir savaşa girer mi? Diye sormak gerekiyor.
Bu soruya ünlü İngiliz tarihçisi Ian Morris şöyle cevap veriyor: “Yüzyıllarca yapılan savaşlar insanlara şunu öğretti. Şimdi barış zamanıdır. Yaşamak için barış olmalıdır.”
Morris, dünya güçleri arasında kesin bir savaşın gerçekleşmeyeceğini, çünkü böyle bir savaşın artık kazananının olmayacağını savunuyor. Morris, AB'nin barışı koruyarak başarılı olabileceğini söylüyor. (1)
Ben de bu görüşlere katılıyorum. Çünkü üçüncü bir dünya savaşı dünyanın sonu olur ki buna da kimse cesaret edemez. Onun için Morris’in görüşlerini siz değerli okurlarımızla paylaşmak istedim.
Kaldı ki bizlerin barış konusundaki görüşlerimizi Atatürk ne kadar güzel özetlemiştir: “Yurtta barış, dünyada barış.” Evet, bugün sadece Avrupa’da değil bütün dünyada barışın sağlanması için toptan bütün insanlık el ele vermelidir. İsrail soykırımı durdurulmalıdır. ABD, İran savaşı kesinlikle başlatmamalıdır. Ukrayna ve Rusya kendi aralarında barış imzalamalıdırlar. Artık bütün savaşlara DUR demenin zamanıdır.
BAĞIMSIZ VE GÜÇLÜ AVRUPA
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD, SSCB’nin Batı Avrupa’yı da egemenlik altına almasını istemiyordu. Onun için ABD, Avrupa’yı deyim yerindeyse kanatları altına alıp korudu. Ama Trump ile birlikte ABD, Avrupa’yı korumak fikrinden vazgeçti. Yani Avrupa’yı kendi kaderiyle baş başa bıraktı.
Avrupa da uyandı ve bağımsız ve güçlü Avrupa’yı kurmak ve korumak için kollarını sıvadı, Hedef 2030. Bu tarihte bağımsız ve güçlü bir Avrupa ordusu kurulmak isteniyor. Bunun için de hükümetler bütçelerinden savunmaya daha fazla para aktarmaya başladılar.
Avrupa hem askeri hem de ekonomik olarak daha güçlü ve daha bağımsız olmak istiyor. Bunun için Avrupa Birliği (AB) alternatif arayışları içine girdi. AB, bugün için güneş panelleri, bataryalar, elektrikli otomobiller, rüzgâr türbinleri ve yeşil hidrojen konusunda Çin’e bağımlı durumdadır.
Ancak AB’nin büyümesinin önündeki en büyük engel göçmen karşıtı aşırı sağcı partilerin yükselişe geçmesidir. Bu durum, Avrupa entegrasyonunu daha da zorlaştırmaktadır. (2)
Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi Avrupa’nın ve dünyanın daha çok göçmene işgücüne ihtiyacı olacaktır. Bu gelişme popülizmi, aşırı sağı frenleyecek tohumları da bağrında taşımaktadır.
Bağımsız, güçlü ve egemen bir Avrupa kendi küllerinden yeniden mutlaka doğacaktır. Ve dünyaya da örnek olacaktır. Beklentimiz bu yoldadır. Savaşlardan çıkmış AB, küresel ekonominin %15'ini oluşturmaktadır. Bu büyük bir başarıdır.
AB VE TÜRKİYE
ABD, koruma şemsiyesini Avrupa’dan çekince Türkiye’nin konumu daha da büyük bir önem kazanmaya başladı. Çünkü Türkiye, NATO’da ABD’den sonra ikinci büyük bir savunma gücüne, ordusuna sahip bir ülkedir. Öyleyse AB, Türkiye’yi AB’ye de alarak Avrupa’nın bağımsızlığını ve gücünü daha da kuvvetlendirmiş olur.
Kaldı ki Avrupa’nın kuruluşunda ve mayasında Avar Türkleri vardır. Avar Türkleri, Orta Asya’dan Hun ve Göktürklerden gelmektedir. Bu durum Türkiye’nin ve Avrupa’nın köklerinin aynı kaynaklara dayandığını göstermektedir. (3)
Köklerimiz aynı ise geleceğimiz de aynı olmalıdır. Öyleyse Türkiye’nin yeri AB’dir.
Bekir CEBECİ
(Eski Güney Hollanda Eyalet Milletvekili)
Rotterdam, 7 Şubat 2026
e-mail: info@bekircebeci.com
Kaynakça:
De Volkskrant, 28-01-2014
Elsevier, 30 Ocak 2026
Vikipedi

