Haberin yayım tarihi
2009-02-22
Haberin bulunduğu kategoriler

Kaleağası:AB'de vizesiz dolaşım için hakkımız tescil edildi

TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü Dr Bahadır Kaleağası: "AB'de vizesiz dolaşım için hakkımız tescil edildi. Uygulamaya geçmesi için ise daha başka aşamalar var. Şimdi Siyasal ve hukuksal seferberlik zamanıdır. Söz konusu olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hakları ve onuru ise, bir numaralı dış politika önceliğimiz olmalıdır"

AB Adalet Divanı'nın 19 Şbau 200 tarihli Türklere vize kararı konusunda TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü Dr Bahadır Kaleağası şu yorumları yaptı.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak kolay değil. Örneğin bir Avrupa ülkesi veya ABD'ye havaalanından giriş yapıyorsanız, pasaport kontrolü kuyruğunuz uzun sürebilir. Bazen olmadık sorulara muhatap kalabilirisiniz. AB veya ABD'lilerin kendi sınırlarından geçişi daha rahat olur doğal olarak.

Daha da kötüsü var. Türkiye'ye de giriş yaparken, Türklerin kuyruğu daha ağır ilerler. İşlemler uzun sürer. Kader böyle çizilmiştir T.C. vatandaşları için. Yabancı ülkeye de kendi ülkesine de girişi çıkışı sorunludur. Her devletin gözünde şüpheli şahıs muamelesi görür. Üstelik bir de yurtdışına çıkış harcı olarak Dede Korkut'un Deli Dumrul öyküsünü anımsatan uygulama vardır.

Bir Fransız veya Alman kendi ülkesine yalnızca kimlik kartı ile giriş-çıkış yapabilir. Türkiye'ye de pasaportla gelmesine gerek yoktur. Bir kimlik kartı yeter. Hatta, süresi son beş yıldan daha önce bitmemiş olmak kaydıyla eski bir pasaport bile işini görür. Bazı durumlarda sınır kapısında simgesel bir vize alma işlemi vardır. Yabancıların Türkiye'ye girişinde zorluk çıkartmamak doğal. Ülkenin ekonomik çıkarları bunu gerektiriyor. Fakat diğer taraftan, Türkiye'nin kendi vatandaşlarına daha etkin bir hizmet sunamaması çok çok ayıp.

Vizeli coğrafya

Türkler Birleşmiş Milletler üyesi ülkelerden 139 tanesine ancak vize ile gidebiliyor. Geriye kalan 53 ülke arasında kalkınmış dünyadan yalnızca Japonya, Güney Kore ve geçici özel statülü Çin toprağı Hong Kong bulunuyor. Hızla kalkınan ülkeler arasında Arjantin, Brezilya ve Şili gibi Latin Amerika ülkeleri, Güney Afrika, Tayland, Malezya ve Filipinler dikkat çekiyor. İslam aleminden komşumuz İran'ın yanı sıra turizm ülkeleri Fas, Tunus ve Maldivler de listede. Orta Asya cumhuriyetlerinden Kırgızistan ve Kazakistan Türklerin vizesiz yolculuk ülkeleri. Avrupa'dan ise yalnızca henüz AB dışında olan bazı eski Osmanlı dünyası ülkeleri var: Hırvatistan, Bosna Hersek, Arnavutluk, Makedonya ve Gürcistan. Bir de Vatikan var resmi olarak. Fakat fiziksel olarak İtalya'dan geçmeden Roma'nın merkezindeki bu semt-devlete ulaşmak neredeyse olanaksız. Geriye kalanlar ise çoğunlukla okyanus aşırı ada ülkeleri.

Ülkelerin vize uygulamasının arkasında değişik nedenler olabilmekte. Kimisi kendini dışarıya, kimisi içeriye, bazıları da herkese karşı korumaya çalışıyor. Batı ülkelerinin Türk vatandaşlarına vize uygulamasının birçok nedeni var: kaçak işçilere, sahte evliliklere, siyasal sığınmacılara, örgütlü suç şebekelerine ve terörizme karşı korunma. Bu çerçevede nispeten meşru bir vize politikası gerekçesi var denilebilir.

Haksızlık nerede?

Fakat uygulamaya baktığınızda, bir seri trajik komiklikten, bariz ırkçılığa uzanan bir davranış yelpazesi açılıyor. Örnekleyelim. Bir Avrupa ülkesi Türklere vize koyuyor, fakat Romenler için istemiyor. Çünkü Türkiye'den gelişleri denetim altında tutmak istiyor. Kaçak göç veya örgütlü suç odaklarından kaygı duyuyor. Dolayısıyla bu noktada Bir Romen ile bir Türk bu devletin gözünde eşit değil. Eldeki verilere göre Türk'e farklı muamele yapması meşru olabilir. Buraya kadar sorun başka bir boyutta.

Bir sonraki noktada, bir Türk'ün bu ülke başkonsolosluğuna vize başvurusu yaptığı aşamaya gelelim. Bu Türk'ün o ülke tarafından istenmeyen gruptan olduğuna dair bir kanıt yokken, neredeyse suçlu muamelesi görmesi doğru değil. Kendisinden istenen belgeler saçmalık sınırlarını zorlamakta. İş yaşamına yeni atılmış bir gencin, bir emekli memurun, herhangi bir kişinin üzerine kayıtlı tapusu olmayabilir. Gezmek istediği ülkede bir tanıdığı olmayabilir. Bankadaki parası mahrem bir bilgidir.

Daha sonraki aşamada ise durum vahimleşiyor. Diyelim ki vize verildi. Artık bu kişi o ülkenin gözünde potansiyel suçlu değil demektir. Dolayısıyla bu noktada vizesiz gelinen bir ülkenin vatandaşına göre çok daha güvenli bir kişi olarak görülmelidir. Madem artık bu kişinin o ülkeye gelmesinde bir sorun yoktur, o halde neden vizenin süresi kısıtlıdır? Bazen bir fuarın, gezi turunun veya konferansın başlangıcından bitimine üç-beş gün, bazen yalnızca birkaç aydır? Bir Romen ile bir Türk eşit mi, değil mi? Sonuçta verilen vize Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına açıkça "vizeyi aldın fakat yine de sen ikinci sınıf bir insansın" duygusunu vermektedir.

Ulusal onur ve çıkar meselesi

Tüm konsolosluklar kötü muamele yapıyor veya her zaman yapıyor demek haksızlık olur. Fakat genelde çok ciddi bir sorun ile karşı karşıyayız. Türkler turizm, iş veya eğitim amaçlı olarak Avrupa'ya gittiklerinde, bu ülkelerin ekonomisine katkıda bulunmaktalar. Yalnızca orada harcadıkları para ile değil. Ziyaret edilen ülkeyi ve toplumu daha iyi tanımak bu ülkenin mallarına ve kültürüne karşı sempatiyi de arttırır. Aynı şeklide, Türkiye'yi ziyaret eden Avrupalıların da büyük çoğunluğu iş ve sosyal yaşamlarında Türklere karşı daha açık olur, Türkiye'nin AB üyeliğini desteklerler.

Vize sorununa kızarak seyahatten vazgeçmek de Türkiye'nin çıkarına değil. Dışa açık bir toplum olmak, Avrupa'yı ve dünyayı tanımak ve Türkiye'yi tanıtmak bir küresel rekabet gücü meselesidir. Diğer ülkelerdeki yeni ekonomik, sosyal ve kültürel eğilimleri gözlemlemek gerek. Ticaret, teknoloji, yatırım, bilim, sanat, moda, eğlence, kentçilik, mimari, müzeler, tarihsel mekanlar, spor gibi farklı alanlarda Avrupa ve gezegen üzerinde hareketlilik gerek.

Batı dünyasının yükselişi ile Avrupalı seyyahların, tacirlerin ve kaşiflerin başta Şark olmak üzere dünyanın diğer bölgelerine artan ilgisi eşzamanlıdır. İmmanuel Kant'ın (1724-1804) "Kalıcı Barış Düzeni Projesi"nin üç koşulu arasında ülkeler arasında eşitlik ve ülkelerin hukuk devleti özelliğinin yanı sıra, insanların seyahat özgürlüğü vardır. Dışarıya açık bir toplum olmak Türkiye'nin küresel rekabet, milli güvenlik ve istikbal meselesidir.

Ekonomik engel

Bilimden, gençliğe, sanattan turizme bir çok alanda olduğu gibi doğrudan iş dünyasını ilgilendiren bir yaklaşımda da vize uygulamasının bilançosu Türkiye açısından son derece olumsuz. Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği Ortak Komitesi'ne TÜSİAD'ın her fırsatta ilettiği görüşler de bu yönde:

"AB'nin vize uygulaması gümrük birliğinin işleyişi ve özel sektör mensupları açısından çok somut bir engel ve haksız rekabet etkeni teşkil etmektedir. İşlemler çok uzun, verilen vizeler çok kısa sürelidir. Kısa vadede oluşan iş fırsatlarını değerlendirmek, etkinliklere katılmak veya son anda çıkabilen sorunlar yüzünden bir başka kişinin seyahatini sağlamak çok zor veya imkansız olmaktadır. Vize uygulaması gerek büyük şirketlerin gerekse kobilerin AB'de girişimci potansiyellerini değerlendirmelerinin önünde mutlak bir engel oluşturmaktadır. Ortaklık Konseyi kararları ile çelişen bir durum vardır. Diğer aday ülkeler lehine olan yeni yaklaşıma Türkiye'nin de dahil edilmesi gerekir. En az beş yıllık Schengen vizesi makul bir başvuru dosyası sonucunda hemen verilmelidir."

AB Komisyonu bu konuyu sürekli gündeme getiren Türk yetkililere hak vermekte ve üye devletlere bu konuda telkinde bulunmaktadır. Vize konusu bir ulusal politika ve hükümetler arası işbirliği alanı olduğu için daha öteye gidememektedir. Nihai çözüm adresi Avrupa başkentleridir. Fakat çözümün başlangıç adresi Ankara'dır.

Peki ne yapmalı?

Her demokraside olduğu gibi Türkiye'de de sorunların çözümünde öncelikli sorumluluk bu ülkenin seçimle topluma hizmet görevine gelmiş siyasetçileri ve toplumun vergileri ile işleyen devletinindir. Ne yazık ki, Türkiye'nin uluslararası onuruna hiçbir sorunun olmadığı kadar darbe vuran vize uygulamaları karşısında Türkiye şimdiye kadar etkisiz kalmıştır. Konuya iyi niyetle eğilen diplomat, bürokrat ve bakanlar var. Fakat Türkiye'nin Batı dünyasında ciddiye alınacak ağırlıkta bir resmi politikası bu alanda yok. Kendi devletinin duyarlı olmadığı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, vize uygulayan ülkeler karşısında çok zor durumda kalmaktalar.

En azından üç aşamalı bir strateji gerekiyor:

1. Avrupalı söylem: Vize uygulamasına neden olan sorunlara sahip çıkmalı, karşı tarafı anlamalı. Maddi sonuçlar iyi analiz edilmeli. Somut konuşmalı. Avrupa demokrasi, barış, insan hakları, toplumlar arası, kültürler arası işbirliği, güvenlik ve ekonomik ilişkiler temelinde, hukuka ve Avrupalı değerlere dayalı bir söylem geliştirmeli. Bu çerçevede AB Adalet Divanı'nın son karar çok önemli bir fırsat kapısı açmıştır.

2. Çözüm geliştirmek: Somut öneriler geliştirmeli. Türkiye de AB ile arasındaki mevcut iç güvenlik işbirliğini bu çözüme uyarlamalı. Ayrıca AB ile Ortaklık rejiminden kaynaklanan ve AB Adalet Divanı'nın tescil ettiği haklarımızı dikkate alan bir "vize kolaylığı ve serbestliği" anlaşması için harekete geçilmeli. Önümizdeki Nisan ayında toplanacak olan AB-Türkiye Ortaklık Konseyi'nin AB Adalet Divanı'nın hükmüne dayanarak bir karar alması en doğrudan çözüm olur.

3. Eylem: Başbakan veya Dışişleri bakanı münhasıran bu konuyu gündemine alarak önde gelen on kadar başkenti ziyaret etmeli. Resmi görüşmeler, medya, akademik kurumlar ve sivil toplum nezdinde bu konu, yalnızca bu konu işlenmeli. Sonra ikinci tur, üçüncü tur ... Tüm bunlar kapsamlı bir siyasal iletişim planı çerçevesinde. Sonuç? Kestirmek zor. Çünkü şimdiye kadar bu yönde bir strateji uygulanmamıştır. Bir yerden başlamak, yapılması gerekeni yapmak gerek. Unutmalıyım, Türkiye'nin uluslararası onuruna hakaret eden bir sorundur söz konusu olan.

Kaynak:ABHaber
 

Son Haberler

Hits: 6105 Visitors: 3060
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.