Gazetelerin sararmış sayfalarında bazen öyle hayat hikayelerine rastlarsınız ki, kelimeler mürekkep olmaktan çıkar, yüreğinize sızan birer gözyaşına dönüşür.
Bugün önümde duran Belçika basınından bir kupür, tam da böyle vakur, asil ve mücadeleyle örülmüş bir ömrün son perdesini fısıldıyor kulaklarımıza: “Genkli akademisyen Tezcan Türkben, kansere karşı verdiği mücadelenin ardından aramızdan ayrıldı.”
Sadece 54 yaşındaydı. Bir insanın hayatında en verimli, biriktirdiği bilgiyi etrafına en gür ışıkla saçacağı o olgunluk çağında, amansız bir hastalık onu bizden aldı. Ancak hayatı ile ilgili yazılaın satır aralarını okudukça anlıyorsunuz ki, ölüm Tezcan Hoca’nın ne adını silebilmiş ne de ardında bıraktığı o muazzam mirası.
O, sadece sınıflara girip ders anlatan bir öğretmen değildi. O, Belçika’nın göbeğinde, Genk sokaklarında büyüyen, ardından köklerinin uzandığı Türkiye’de İlahiyat eğitimi alarak heybesini dolduran bir bilgi seyyahıydı.
2003 yılında Belçika’ya döndüğünde, kalbinde tek bir amaç vardı: İnandığı değerleri, sevgiyi ve hoşgörüyü gelecek nesillere aktarmak.
UCLL (University Colleges Leuven-Limburg) kürsülerinde, yıllar boyunca yüzlerce İslam din dersi öğretmeninin elinden tuttu.
Onlara sadece müfredatı değil; insan olmayı, nezaketi ve vakarı öğretti.
En çok ne dokunuyor biliyor musunuz insanın içine?
2021 yılı…
Tüm dünyayı kasıp kavuran bir pandemi, bir yanda da Tezcan Hoca’nın bedenini amansızca kuşatan kanser illeti.
Çoğumuzun en küçük bir fırtınada havlu attığı bu hayatta o, acılarına tebessümle meydan okudu.
Kemoterapilerin, hastane odalarının o soğuk koridorlarında sönmeyen bir azimle çalıştı ve o zorlu süreçte doktora unvanını göğsüne bir şeref madalyası gibi taktı.
Onun hayatı, "Asla pes etmeyin!" cümlesinin ete kemiğe bürünmüş haliydi.
Meslektaşları onun ardından, "O sadece mükemmel bir hoca değil, her şeyden önce sıcacık bir kalbe sahip çok özel bir kadındı" diyor.
Ne mutlu bir insana ki, göçüp gittiğinde arkasında böylesine tertemiz, sevgiyle örülmüş bir şahitlik bırakabiliyor.
Genk’teki Yunus Emre Camii’nden son yolculuğuna uğurlanırken, aslında bir devir kapanmadı.
Çünkü onun yetiştirdiği yüzlerce öğretmen, bugün Belçika’nın dört bir yanındaki sınıflarda Tezcan Hoca’nın gözlerindeki o ışığı, çocukların kalbine ekmeye devam ediyor.
Toprak, onu her gün inciten o amansız hastalıktan sonra Tezcan Hoca’ya bir anne şefkatiyle sarılsın.
Mekanın cennet, ardında bıraktığın o güzel izler her daim rehberimiz olsun hocam.
Şehirler değişir, nesiller değişir ama senin o mağrur ve ilham veren duruşun bu topraklarda asla unutulmayacak.

