Haberin yayım tarihi
2008-11-11
Haberin bulunduğu kategoriler

Büyükelçi Tanlay:Hepimiz bir bütünüz, 'Bu Türkiye , o Türkiye, öteki Türkiye' yoktur.

T.C Brüksel Büyükelçisi Fuat Tanlay'ın elçilik salonunda yapılan 10 Kasım Büyük Önder M. Kemal Atatürk'ün aramızdan ayrılışının 70. yıldönümü münasebeti ile düzenlenen Anma töreninde yaptığı anlamlı konuşmayı okurlarımızın bilgisine sunuyoruz..





Sayın Bakanım,
Sayın Büyükelçiler,
Değerli konuklar, 
  
Ulusumuzun varlığını borçlu olduğu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'ün aziz hatırasını, ebediyete intikalinin 70'inci yıldönümünde saygı ve minnetle anıyoruz.
 
Üstün askeri yeteneklerini ilk defa I.Dünya Savaşı sırasında Çanakkale'de sergilemiş olan Mustafa Kemal, gerçekleştirilmesi imkansız olarak görülen bir görev ile tarih sahnesine girer. Amacı, öncelikle dağıtılmış, umutsuz ve yoksul Anadolu halkını milli irade bilinciyle örgütlemek ve misak-ı milli etrafında tek bir hedefe kilitleyerek işgal altındaki Anadolu topraklarını geri kazanmaktır. Bu zorlu mücadele sonrasında edinilen zafer, deha ve azmin tarihte eşine zor rastlanır efsanevi bir eseridir.
 
Mustafa Kemal, kazanılan askeri zaferi bir amaç olarak değil, nihai hedef olan muasır nedeniyetler seviyesine ulaşmak ve hatta onu aşmak için bir araç olarak görmüş ve kullanmıştır. Muharebe meydanlarındaki zafer, Lozan'da siyasi alanda taçlandırılmış ve Türk Milletinin bağımsızlığı ve dünya milletleri arasındaki yeri tescil edilmiştir.
 
Bir özelliğe, bir tarihi gerçeğe dikkat çekmek istiyorum:
 
Batı dünyasında dört asrı aşkın bir zaman içinde yaşanan Rönesans, Reformasyon, bilimsel, kültürel devrim ve sanayi devrimi, hiçbir ülkede uygulanmamış en devrimci program ile Atatürk'ün önderliğinde on yıl gibi kısa bir süre içerisinde gerçekleştirilmiştir.
 
Atatürk, Türkiye Cumhuriyetinin temelini, karşısında bağımsızlık mücadelesi verdiği Batı devletlerine husumet duygularıyla değil, aksine Batı'nın akıl ve mantığa dayalı değerleri üzerine tesis etmiştir.  Nitekim ünlü Amerikalı tarihçi Bernard Lewis "Atatürk, çağdaş bilimin yuvası Batı medeniyetiyle kurduğu samimi dostluğu sayesinde Batı'yı dize getirmiştir" sözlerini boşuna söylememiştir.
 
Gündelik kısa endişeler ve toplumsal yanılsamalar içinde kaybolmadan, gerçekleri oldukları şekilde algılama ve çağının ötesinde düşünebilme yeteneği; ne zaman durması ve ne zaman ilerlemesi gerektiğini sezebilmesi; akıl ve mantığı tek yol gösterici olarak kabul etmesi; zor şartlar karşısında umutsuzluğa, başarı karşısında ise ihtirasa yenik düşmeksizin ideallerine sadık kalabilmesi, onun başarısına katkıda bulunan üstün vasıfları arasındadır.
 
Sayın Bakanım,
Değerli Konuklar,
 
Mustafa Kemal Atatürk, çok kısa sürede büyük atılımları gerçekleştirmiş, bizlere yadigar olacak büyük işler emanet etmiştir. Bunları başarıya ulaştırmak bizim görevimizdir.
 
O'nu andığımız bugün, onun başarıya ulaşmasında en temel araç olduğunu düşündüğüm AKILCILIĞA değinmek istiyorum. Akılcılık, bilginin, akıl ve onun bir işlevi olan düşünme gücü ile oluştuğunu benimseyen, doğru bilginin ölçütlerini de duyularda değil akılda bulan bir öğretidir.
 
Atatürk, Türkiye'de çağdaş bir sosyal yapının inşası için gerçekleştirdiği devrim ve inkılapları, kalıplaşmış anlayışları reddeden, dogma ve duygusallıktan uzak akılcılık ekseni üzerine yerleştirmiştir.
 
1922 Ekim ayında, Kurtuluş mücadelesinin hemen ardından, Mustafa Kemal'in Bursa'da yaptığı konuşmalarındaki şu sözleri akılcılığa verdiği önemi ortaya koymaktadır:
 
"Yurdumuzun, en bayındır, en gözalıcı, en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı mağlup eden zaferin sırrı nedir? Orduların sevk ve idaresinde bilim ve fen ilkelerinin kılavuz edilmesindedir. Milletimizin siyasi ve içtimai hayatı ile ulusumuzun düşünümsel eğitiminde de yol göstericimiz bilim ve fen olacaktır. Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiiri ile edebiyatı okul sayesinde ve okulun vereceği bilim ve fen sayesinde bütün olağanüstü incelikleri ve güzellikleriyle oluşup gelişecektir."
 
"Hiçbir mantıki kanıta dayanmaksızın bir takım geleneklere ve inançlara bağlı kalmakta ısrar eden milletlerin gelişmesi çok güç olur ve belki de hiç gerçekleşemez. Gelişim yolunda bağları koparamayan ve engelleri aşamayan uluslar akla uygun düşen ve gereksinimlere ayak uydurabilen bir zihniyetle hayata bakamazlar. Bunlar engin hayat felsefelerine sahip başka milletlerin egemenliği altına girip, onların tutsağı olmaktan kurtulamazlar." 
  
30 Ağustos 1924 tarihinde Zafer Bayramı vesilesiyle Dumlupınar'da yaptığı konuşmada ise ulu önder şöyle diyor:
 
"Yaşamanın şartı uygarlık yolunda yürümek ve başarıya ulaşmaktır. Bu yol üzerinde ilerlemeyi değil de geriye bağlılığı benimseyenler, böyle bir bilgisizlik ve gaflette bulunanlar, evrensel uygarlığın coşup gelen seli altında bir gün boğulmaya mahkûmdurlar."
 
"Uygarlığın yeni buluşlarının ve fennin harikalarının cihanı değişmeden değişmeye sürükleyip durduğu bir devirde yüzyılların eskittiği köhne zihniyetlerle, geçmişe kölecesine bağlılıkla varlığımızı sürdürmemiz mümkün değildir."
 
Yüzlerce yıl koyu bir kadercilik anlayışı içinde yaşayan Türk toplumunu yeniden canlandırmanın, ancak akılcılığın her işte öncü olmasını sağlamakla mümkün olduğunu açıkça gören Atatürk, akılcılığın temelini teşkil eden bilimselliğin önemini ise şu kelimelerle ifade eder; ancak bu noktada bir anımı dile getirmek istiyorum, daha sonra sözlerimi Atatürk'ün sözleriyle tamamlayacağım:
 
Ankara'ya ilk gittiğimde, Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi binasının üzerinde "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" yazılı olduğunu gördüğümde, "mürşit" kelimesinin anlamını bilmediğimden, yanımda bulunan rahmetli dayıma sormuştum; o da "irşad eden, doğru yolu gösteren, rehber anlamına gelir, ancak hepsi o kadar değil, devamı var" demişti ve tüm cümleyi okumuştu. Aynen okuyorum:
 
"Hayatta her şey için, maddiyat için, maneviyat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir; ilim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir. Yalnız, ilim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının tekâmülünü idrak etmek ve terakkiyatını zamanında takip eylemek şarttır."
 
Atatürk'ün bu ifadeleri ayrıca açıklamaya ve yoruma ihtiyaç bırakmayacak kadar berrak ve açıktır.  O, akıl ve bilime dayanan, hurafe ve kalıplaşmış düşünce yapılarından uzak, ilerilikçi, araştırmacı, kültürlü ve geniş ufuklu bireyler sayesinde Cumhuriyetin milletler aleminde saygın bir yere ulaşabileceğine gönülden inanmıştır. 
  
Sayın Bakanım,
Değerli Konuklar, 
  
"Tarih çok büyükler gördü; İskender'leri, Napolyon'ları, Washington'ları… Fakat yirminci yüzyılda büyüklük rekorunu Atatürk, bir Türkoğlu Türk kırdı." Fransız L'illustration dergisinin 23 Kasım 1938 tarihli nüshasında yeralan, yüzyılların nadir olarak yetiştirdiği dahi lider hakkındaki bu sözler, ona duyulan saygı ve hayranlığın Türk ulusuyla sınırlı kalmayıp, bir zamanlar karşısında mücadele verdiği bir millet tarafından da paylaşıldığını göstermekte ve Atatürk'ün gerçek büyüklüğünü ve evrenselliğini ortaya koymaktadır.
 
Sayın Bakanım,
Değerli Konuklar,
 
Müsaade ederseniz, bir anımı daha aktarmak istiyorum:
 
Yanılmıyorsam 1959 yılının 10 Kasım günüydü. Ben sekiz yaşımdaydım. Karşıyaka Cumhuriyet İlkokulu 2. sınıf öğrencisiydim. Bir şiir okudum o gün, hiç unutmam annem ezberletmişti. Arif Nihat Asya'nın "Bayrak" adlı şiiriydi. O şiir şöyle başlar:
 
Ey, mavi göklerin beyaz ve kızıl  süsü,
Kızkardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü!
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Ve devam eder…
 
Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım.
Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım.
 
Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder…
Gölgende bana da, bana da yer ver!
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar.
Yurda ay yıldızın ışığı yeter.
 
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün,
Kızıllığında ısındık,
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün, gölgene sığındık.
 
Ay şimdi süzgün rüzgarlarda dalgalan,
Barışın güvercini, savaşın kartalı…
Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
Senin altında doğdum, senin dibinde öleceğim.
 
Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
Yer yüzünde yer beğen!
Nereye dikilmek istersen, söyle, seni oraya dikeyim!
 
Şiiri çok heyecanla okuduğumu hatırlıyorum. Ben şiiri okuduktan sonra ve törenin sona ermesini müteakip, rahmetli anname "nasıldı?" diye sormuştum. "Çok iyiydi oğlum ama ne diye o kadar çok bağırdın ağzını aça aça?" demişti. Ben de "O, o kadar büyük değil mi? O yüzden o kadar çok bağırdım anne" demiştim.
 
Esasen, hepimizin bildiği gibi bayrak şiiri, Atatürk'ü, 10 Kasım'ı anlatmaz. Birliği, beraberliği, milli iradeyi, milliyetçiliği, milli olmayı, bütünlüğü anlatır. O gün bana bu şiir okutulmuştu. O günden bu yana da, 10 Kasımlarda bu şiir okutulur çünkü bu bir bilinçtir. Milli iradedir. 10 Kasımlarda bu şiirin okutulması artık bir töredir. Zira Atatürk, 10 Kasımla – Türk milletiyle birlik, beraberlikle, milli inancıyla, siviliyle askeriyle özdeşleşmiştir. Hiçbir derneğin ya da etki grubunun değildir. Hepimiz bir bütünüz. " Bu Türkiye , o Türkiye, öteki Türkiye" yoktur. Tek Türkiye vardır. Milletiyle, kültürüyle, özüyle, dini özellikleriyle, askeriyle, siviliyle tek Türkiye vardır ve Atatürk'ün önderliğinde bu Türkiye Cumhuriyeti devam edecektir.
 
Bu duygularla hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. 

T.C Brüksel Büyükelçisi

Fuat Tanlay

10 Kasım 2008/Brüksel 

  
 

Son Haberler

Hits: 6193 Visitors: 3065
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.