Haberin yayım tarihi
2012-12-11
Haberin bulunduğu kategoriler

İbadet Zannettiklerimiz..

Etrafımıza baktığımız zaman muhteşem bir nizam, muhteşem bir uyum görmekteyiz. Bu düzenin kendiliğinden olamayacağı, tesadüflere bu düzende yer bulunamayacağına her mümin inanır ve bu düzenin Yüce Allah tarafından kurulduğunu bilir. Bu düzen Allah`u Teâlâ tarafından kurulup insanoğlunun emrine verilmiştir. Ancak insanoğlundan bazı şeyler beklemektedir. Bu beklentileri Yüce Allah Kuran’da “İnsanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56) diyerek belirtmiştir.

Bizler bu “kulluk” yani “abd”lık vazifesini yerine getirebilmemiz için, Yüce Mevla`mıza ibadetler eder, bize sunulmuş olan bu nimetlere karşı teşekkür ederiz. İbadet kavramı sözlükte “itaat etmek, boyun eğmek, kulluk etmek, tevazu göstermek” manalarına gelmektedir. Istılahı mana olarak ise ibadet “mükellef insanın nefsinin arzusu hilafına Rabb’ına tazim için yaptığı fiil ve niyete bağlı olarak yapılmasında sevap olan ve Allah’a yakınlık ifade eden şuurlu itaat”dır.

İslam da ibadet üç başlık altında incelenmektedir. Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür,

a) Beden ile yapılan ibadetler: Namaz ve oruç gibi ibadetler bu çeşit bir ibadettir.
b) Mal ile yapılan ibadetler: İslâm`ın beş şartından biri olan zekât bu çeşit bir ibadettir.
c) Hem beden hem de mal ile yapılan ibadetler: Hac böyle bir ibadettir.

Genel manada ibadetler bu şekilde sıralansa da İslam, insanın her yaptığını ibadet olarak nitelendirip ceza ve mükâfata tabi tutulacağı belirtilmiştir.

İbadette asıl olan amaç insanın yaratıcısına karşı şükrünü yerine getirme, O’na vermiş olduğu nimetlerden dolayı boyun eğdiğini bildirmektir. Bunları bildirirken de dünya ve ahiret mutluluğunu elde etme gayreti de mevcuttur. Ebedi alem olan ahiret hayatında mutluluğu elde edebilmek için görüyormuşçasına ibadet etmemiz gerekmektedir.

Bir gün Resulullah (SAV) efendimizin yanına bir adam gelerek,

-Ya Resûlullâh, beni bir ibadete delâlet buyursanız ki, ben onu isleyince Cennet`e girebileyim, demişti. Resûlullâh (SAV) efendimiz,
- Allah’a ibadet edersin ve Allah’a hiç bir ortak koşmazsan, farz olan namazı kılar, farz olan zekâtı verir ve Ramazan orucunu tutarsın! buyurdu. Adam:
- Hayatım yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki ben, sizden işittiğim bu ibadetler üzerine hiç bir ibadet ziyade etmem, deyip de müteakiben dönüp gidince, Hz. Resulullah (SAV)

- Kim ki, ehl-i Cennet`ten birini görüp mesrur olmak isterse, şu temiz simaya baksın! buyurdu.

 

Hz Resulullah, bu insanın söylenilen ibadetleri yerine getirerek cennete yani ebedi mutluluğa ereceğini bildirmiştir. Ancak yapmış olduğumuz ibadetlerde beden ve malımız ile hareket ve tasadduk yeterlimidir? Çünkü Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde "Ey Âdemoğulları, şeytana ibadet etmeyin diye size emir vermedim mi? Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır."(Yasin-60) buyurmaktadır. Yapmış olduğumuz ibadetler Yüce Mevla’ya yönelmiş olduğu gibi görünebilir ancak dikkat edilmezse şeytana da yapılmış olma ihtimalleri vardır.

Bunu şöyle açıklamak mümkündür. Kılmış olduğumuz namazlar eğer bizleri hakikate ulaştırmıyor, bizatihi Allah için yapılmıyor, içine riya karışıyor, kötülüklerden alıkoymuyorsa o namazlar ibadet değil sadece hareketten ibarettirler.

Camilerde namazlarımızı kılıyor ve cami kapısından dışarı çıktığımızda her şeyi unutup birbirimizle bir kavgaya tutuşuyor, haksız yere kardeşlerimizin kalplerini kırıyorsak kılmış olduğumuz namazın bize bir faydası olmamış demektir.

Zekâtımızı verip, dünya malına tapmaya başlıyorsak, üç kuruş daha fazla kazanabilmek için İslam’ın kabul edemeyeceği birçok şeyi mübah sayıp harama bulaşıyorsak işte o zaman biz zekât verdiğimizi düşünmeyelim.

Orucu tutup nefsimizi terbiye edemiyor, heva ve heveslerimizin peşinde koşmaya devam ediyorsak boşuna aç kalmışız demektir.

Hacca gidip o mübarek yerleri ziyaret edip memleketlerimize geri döndüğümüzde, kendimiz de değişim hissetmiyor, ağzımızdan küfür eksiltmiyorsak, yaptıklarımızı İslam’a uygunluğunu ölçemiyorsak, hac vazifesini yerine getirememişiz demektir.

Kelime-i şahadet getirip, paraya, mala, evlada vedahi birçok dünyalığa tapıyorsak bizler Allah’ın birliğini kabullenememişiz demektir.

Bazılarımız kalbimiz temiz diyip ibadetlerden uzaklaşıp İslami kelime-i şahadetten ibaret sayarak kelime-i şahadet Müslüman`ı olmaya başladık, bazılarımızda ibadetleri sadece görünümden ibaret ele aldık. İbadetlerin manalarını unutup bizler, bu ibadetleri neden yapıyoruz diye düşünmüyoruz. İbadetlerin içerisini boşaltıp dini ve Yüce yaratıcıya teşekkür etmeyi şekilden ibaret saydık. İslam, yol üzerinde bulunan bir taşı alıp kenara atmayı, kardeşimizin yüzüne gülmeyi, yaşlı birine yardımcı olmayı ibadet saymıştır. Ama maalesef bizler bu ibadetleri de şekillendirmeye başlayıp, ruhlarımıza huzur vermesini engelledik. Gönüllerimizin aç kalması için ne gerekiyorsa yapar hale geldik.

Saygı ve sevgi ibadetini bitirdik, saygısızlık ve sövgüyü sokak ve caddelerimize şiar edinmeye başladık. Sesi sonuna kadar açık, rahatsız edici bir müzik ile çevremizdekileri rahatsız ederek camiye gidip namaz kılıyorsak ibadetlerimizi sorgulayalım. Caddelerde ve kalabalık ortamlarda etrafımızdaki insanlara çarpıp rahatsız ederek mescit arıyorsak kılacağımız namazın bizi kurtarmayacağını bilelim.

Yapmış olduğumuz yapabileceğimiz her hal ve davranış bizler için bir ibadet olabilir. Ancak yapmış olduklarımızı İslam terazisine koyup tartarak yaparsak o zaman ibadet yerine geçer. Aksi halde İslam`ın ana kaideleri, olmazsa olamazları olan kelime-i şahadet, namaz, oruç, hac ve zekât ibadetlerini boş olarak yaparak kendimizi avuturuz. Ne güzel söylemiş Yunus Emre;

Bir kez gönül yıktın ise

Bu kıldığın namaz değil.

Yetmiş iki millet dahi.

Elin yüzün yumaz değil.

Rabbim bizleri Hakiki manasıyla ibadet edenlerden eylesin.


HALİM USTA

usta_6169@hotmail.com

Son Haberler

Hits: 7869 Visitors: 3116
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.