Haberin yayım tarihi
2011-08-24
Haberin bulunduğu kategoriler

Özlenen Vatan Ahıska.

Kars`ın Çıldır ilçesinden Ahıska kökenli bir çiftçi çocuğuyum. Ahıskalı ve Türk olmaktan gurur duyuyorum.

1994-2001 yılları arasında Kazakistan`da, 2003-2006 yılları arasında da Kırgızistan`da bulundum. Bu ülkelerde bulunduğum süreç içinde bir yıl (1997-1998) TİKA Kazakistan Koordinatörü olarak görev yaptım. Bu sürenin dışında ise gazeteci-yazar olarak çeşitli araştırmalar gerçekleştirdim. 1999 yılında TRT Dış Yayınlar Dairesi Başkanlığından emekli olduktan sonra kendimi tamamen Ahıska ve Türk Dünyası`na adadım.

Kazakistan`a gittiğimde öğrendim ilk olarak, eski Sovyet coğrafyasında yaşayıp da pasaportlarının milliyeti hanesinde "Türk" yazanların sadece Ahıskalılar olduğunu. Veya diğer bir ifadeyle Ahıskalı Türkler olduğunu... 1944 yılında Orta Asya bozkırlarına sürülmeleri ve Fergana`da saldırıya uğrayıp bir başka sürgüne daha maruz kalmalarının sebebi de yine "Türk" olmalarıydı.

Sekiz yıl aralıksız yaşadığım Kazakistan`da (Almatı) Ahıskalı kardeşlerimin sorunlarına şahit oldum, onlarla sohbet ettim, sorunlarını dinledim. Kırgızistan`da geçen üç yılımda da yine aynı konuda, sorunların çözümüne katkı sağlamak için çaba harcadım. Sovyet sisteminin ezici baskısına, asimilasyon politikasına direnen, Ahıskalı Türkler, benim gözlemlerime göre birçok değerlerini korumuştu, birbirlerini sevmek dışında. Gerek Kazakistan`da geçen sekiz yıl gerekse Kırgızistan`da geçen üç yıllık süre içinde, ne yazık ki başarılı olamadığım bir konu var; Ahıskalı kardeşlerime birbirlerini sevmeyi öğretemedim. Ne yazık ki bu birbirini sevmeme karakteri hala devam ediyor. Nedir mesela; "terekeme-yerli" ayrımı, “şehirli-köylü” ayrımı... Her ikisi de Ahıskalı Türk ve aynı kaderi paylaşmışlar. Suçları (!) aynı. Bunun mantığını hala çözebilmiş değilim.

1994 yılından itibaren Kazakistan`da karşılaştığım sorunlar, aradan 17 yıl geçmesine rağmen hala aynı. Günümüzde, Türkistan coğrafyasında Türk Cumhuriyetleri ile Rusya ve Türkiye`ye dağılmış hatta Amerika`ya kadar uzanmış, dağınık haldeki Ahıskalı Türklerin sorunlarının çözümünde hala kesin bir sonuca varılabilmiş değil. Aksine sorunlar yumağı daha da karmaşık bir hale gelmiş, farklı boyutlarda gelişmeye devam ediyor. Nasıl mı? Daha önce bölgesel ve toplumsal sorunlar olarak çözüm bekleyen Ahıskalı Türklerin sorunları, günümüzde artık ülkelerin komşuluk ilişkilerini etkileyen bir hale dönüşmüş durumda. 1944`te sadece "Türk" oldukları için vatanlarından sürgün edilen ve halihazırda dokuz ülkede hayatlarını sürdüren Ahıskalı kardeşlerimizin sorunları artık sadece tarafları (Gürcistan ve Türkiye) ilgilendiren bir konu olmaktan çıkmış, halen vatandaşı oldukları Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) coğrafyasındaki Türk Cumhuriyetleri ile Rusya ve Ukrayna`nın yanı sıra Avrupa Birliği ve ABD`yi de ilgilendiren bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. ABD`de yapılan bu toplantı da bunun en güzel kanıtı değil mi?

Sorunun insani, toplumsal ve siyasi boyutunun daha da olumsuz noktalara kaymaması için taraflara önemli sorumluluklar düşüyor.

Sovyetler Birliği`nin dağılmasıyla kurulan Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye arasındaki dil, din, kültür, tarih ve soy ortaklığı, Türk toplumlarını birbirine bağlayan bir çimento işlevi görmüş, bu ortak yönler ilişkilerin ve bağların güçlenmesi için köprü olmuştur. Bu ülkelerde yaşayan Ahıskalı Türkler de Türkiye`nin bu ülkelerle ilişkilerinin pekişmesinde birinci derecede görev üstlenmişler, Sovyet rejiminin tüm baskılarına rağmen muhafaza ettikleri kültürel mirası her zaman, bulundukları ülkelere aktarmışlardır. Kültürel zenginliklerini sürgün edildikleri topraklara taşımışlar ve köprü olmuşlardır. Şüphesiz ki bu tür politikaların izlenmesi Türk devletleri ve toplumları açısından büyük önem taşımaktadır.

Ahıskalı Türkler, kendilerini Osmanlı`nın bir parçası olarak tanımladıkları, "Türk" kimliğine sahip çıktıkları gibi "Türk" adını taşıyan Türkiye Cumhuriyeti`ne de büyük güven ve sadakat hissi taşımaktadır. Dünyanın neresinde olursa olsun kendilerini "Türk" diye tanıtan, Türkiye Cumhuriyeti`ne ve vatandaşına özel sempati duyan ve sahip çıkan bir toplumdur. Kendilerine sorulduğunda, "Biz Osmanlı Türküyüz, Osmanlının torunlarıyız, Türkiye bizim başımızın tacıdır" derler.

Sovyetler Birliği`nin dağılmasıyla Türkiye, Ahıskalı Türklere kucak açmış, 1992 yılında 34835 Sayılı îskan Kanunu ile Türkiye`nin kapılarını açmıştır. Ayrıca Ahıskalı çocukların Türkiye`de eğitim görmeleri için ek kontenjanlar tahsis etmiş, öğrenci projesi başlatmıştır. Bunun yanı sıra Ahıskalı Türkleri (işadamlarını) Türkiye`de iş yapmaya teşvik etmiştir. 67 yıldır vatanlarından uzakta kalan Ahıskalı kardeşlerimiz Türkiye`de oturma izni almakta ve rahatça yaşamaktadırlar.

Dünya genelindeki Ahıskalı Türklerin sorunları yok mu? Sorunlar sıralamakla bitmez ama ben burada, şu anda gündemde olan ata topraklarına Ahıska`ya dönüşü gündeme getireceğim.

Gürcistan, Avrupa Konseyi’ne üye olurken bazı sorumluluklar üstlenmiştir. Bu sorumlulukların arasında Ahıska Türklerinin geri dönüşüyle ilgili sorun da yer almıştır. Gürcistan, Avrupa Konseyi’nin 1999 tarihli kararı çerçevesinde, Ahıska Türklerinin 12 yıl içinde ülkeye geri dönüşleri konusunda teminat vermiştir.

Diğer yandan Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili`nin onayladığı 11 Temmuz 2007 tarih ve 5261- PC sayılı "Geri Dönüş Kanunu" ile; Ahıska Türkleri, Gürcistan`a dönüş için 2008-2009 yılları arasında müracaat hakkı elde etmişlerdir. Bu sürecin sonunda müracaat süresi, Türkiye ve çeşitli kuruluşların yoğun girişimleriyle 1 Ocak 2010`a kadar uzatılmıştır.

Tiflis yönetimi, çıkardığı bu kanun ile Avrupa Birliği (AB) ülkeleri nezdinde güven kazanmıştır, ancak 2011 yılının ikinci yarısına girmiş olmamıza rağmen bu dönüşler gerçekleşmemiştir. Gürcü yetkililerin son açıklamasına göre (10 Ağustos 2011 itibarıyla) geri dönüş için başvuru sayısı 5 bin 800 civarında, aynı tarihe kadar başvurusu kabul edilerek ülkeye dönüşüne izin verilenlerin sayısı ise sadece 70 kişidir. Geri dönüş başvurularının halen Gürcü makamları tarafından incelendiği söylenmektedir. Avrupa Konseyi’ne verdiği taahhütler doğrultusunda hareket etmediği görülen Gürcistan’ın, Ahıska Türklerinin geri dönüş sürecini hızlandırmak adına hiçbir çaba göstermediği anlaşılmaktadır.

Bu noktada sadece Gürcü makamlarını hedefe koymak ne kadar doğru olur? Konuya bir de duvarın bu tarafından bakalım.

Elbette Gürcistan’ın onayladığı “Geri Dönüş Kanunu” birçok yönüyle yetersiz ve Ahıska`ya dönmek isteyen kardeşlerimizi tatmin etmekten uzak. Ama burada, gelecekte sahip olunacak bir hakkı göz göre göre elden kaçırmak da var ve bu maalesef bir gerçek.

Gürcistan`ın, AB`nin baskısıyla çıkardığı "Geri Dönüş Kanunu"nun süresi birkaç kez uzatıldı ve nihayetinde Aralık 2009`da sona erdi. Bu süre içinde geri dönüş için başvuranların sayısı Ahıskalı değişik ağızlar ve kurumlardan 70 bin kişi olarak açıklandı. Gürcü makamlarının açıklaması ile bu açıklamayı karşılaştırdığımızda çok büyük fark var. Gürcü makamlarının açıkladığı, Ahıskalı ağızlar ve kurumların açıkladığının onda biri bile değil.

Hangisi doğru?

Benim gözlemlerim ve bana ulaşan bilgiler, "Geri Dönüş Kanunu"nun Ahıskalı Türklere yeteri kadar anlatılmadığı yönünde. Gerek dönüş süreci gerekse Ahıska`ya dönüş sonrası ile ilgili (destek/yardım) ayrıntılı bilgi aktarılmamış Ahıskalı Türklere.

Bir diğer bilgi de, dönüş başvurusu yapmak isteyenlerin yine bazı Ahıskalı Türkler tarafından engellendiği yönünde. Aslında bu, hemen hiç kimsenin de itiraz edemeyeceği bir gerçek.

"Geri dönüş" ile ilgili bu süreç tamamlandı, ancak halen yapılması gereken işler var. Esasen, geri

dönüşlerin ata toprağı olan Ahıska`ya yapılması gerektiği hususu, meselenin özünü oluşturmaktadır. Bu nedenle, geri dönüş sürecinin işletilmesi konusunda ciddi katkıları olan Türk makamlarının, Ahıska Türklerinin “Gürcistan`da dağınık olarak çeşitli bölgelere yerleştirilmemeleri” konusunun da yakın takipçisi olması yararlı olacaktır. Ayrıca Gürcistan ile uzun yıllara dayalı iyi komşuluk ilişkileri bulunan Türkiye’nin, Gürcü makamları ile bu konuda yakın dirsek temasında bulunmalarının geri dönüş sürecine katkı sağlayacağını düşünüyorum. 

Bundan sonra yapılması gereken, geri dönüş sürecine dahil olan 5 bin 800 ailenin Ahıska`ya dönüşü ve orada iskanı konusunda Türkiye Cumhuriyeti`nin daha duyarlı olması ve konuyu yakından takip etmesidir. Gürcü makamlarının açıkladığı 5 bin 800 aile için anavatanın kapısı açılmış durumda. Ancak 67 yıllık sürgün hayatı sona erecek bu kardeşlerimize döndükleri anavatanları Ahıska’da sahip çıkmak da Türkiye Cumhuriyeti`nin bir borcudur.

Bir atasözümüz var;

"Bülbülü altın kafese koymuşlar; ah vatanım" demiş.

İşte Ahıskalı Türkler de altın kafesteler ama "ah vatanım" diye sesleniyor, yetkililere...

Ayfer AKSU

www.globalyorum.com

Son Haberler

Hits: 9496 Visitors: 3229
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.