Haberin yayım tarihi
2008-12-24
Haberin bulunduğu kategoriler

Genç Yeteneklerimiz Duygularını 'Türkçe Şiirler'e Döktüler..

Belçika Türk Dernekler Birliğinin düzenlediği 'Edebiyat Gecesi'  katılanlara hoş bir gece yaşattı. Bu gecede yapılan şiir yarışmasında dereceye girenler ödüllerini şair-yazar Yavuz Bülent Bakiler, Programcı Serdar Tuncer, Yazar Hasan Kayıhan, Şair Yavuz Nufel, Halk Ozanı Yusuf Polatoğlu ve Anvers başkonsolosu Ahmet Arda'nın elinden aldılar.
 
Kısa adın BTDM olan Belçika Türk Dernekler Birliği tarafından organize dilen Edebiyat Gecesinin sunuculuğunu Beringen Kardeşlik Tiyatrosu başkanı Ayhan Aliustaoğlu yaptı. 
 
Edebiyat Gecesinde "Yüreğim" adlı şiirle Heusden Zolder'den Hayriye Kahraman birincilik ödülüne layık görüldü.  Kahraman'ın ödülünü Yavuz Bülent Bakiler takdim etti. 
 
BTDB tarafından her yıl aralık ayında organize edilen Edebiyat Geceleri'ne bir yenisi daha eklendi. Son zamanlarda kültürel etkinliklere olan ilginin azalmasına rağmen Türk Kültürüne gönül veren saygın ve duyarlı bir kitle geceyi ilgi ile takip etti.
 
Kısa adı BTDB olan Belçika Türk Dernekler Birliği başkanı Rıfat Can ve ekibini bu güzel etkinliği başarıl bir şekilde Belçika'da yaşayan Türk insanına sunmasından dolayı kutlarız.
 
Edebiyat Gecesin'den bazı notlar kaydettik. Bu noktaları okurlarımızla paylaşmak üzere sıraladık.

İşte Edebiyat Gecesinin Satır araları..
 
BTDB Başkanı Rıfat Can:
 
-Belçika'da yaşayan insanlarımızın çocuklarının kendi kültürleri ve anadillerini öğrenme ve düzgün bir şekilde kullanmaları konusunda yaşadıkları zorlukları biliyoruz. Dil ve edebiyatınızı doğru bir şekilde kullanamadığınızda zamanla yozlaştığını, unutulduğunu ve sessizce söndüğünü görüyoruz. 

-Her yıl düzenli bir şekilde organize etmeye çalıştığımız 'Edebiyat Geceleri' ile özellikle gençlerimizi kendi dilleri ile konuşma, kendini ifade ettme yeteneklerine katkı yapma ve onları bu yönde teşvik etmeye çalışıyoruz..
 
-Bu bağlamda düzenlemiş olduğumuz geceye katılan tüm konuklara teşekkür ederiz
 
Edebiyatçı-Yazar Yavuz Nüfel:
 
-"Hayat hikayeleri bazen çok abartılıyor. Beni takdim edenlerde böyle yapıyor. Aslında 'ben bir hiçim'. Bugüne kadar yazdığım bir çok makale ve şiirle aslında büyük bir derinlik içersinde 'HİÇ'liğimi anlatmaya çalıştım.
 
-Dil bir bilgi birikimin ifade edilişidir. Atasözleri bir kültürün aynası, bilgelik, yaşanmışlık, zaman süzgecinden süzülerek günümüze kadar gelmiş uyarı ve öğütler zinciridir ... Atasözleri ve deyişler çoğu zaman, kitaplar dolusu yazılan, saatlerce edilen sözlerden daha etkili olmaktadır...
 
-Uzun yıllar önce Hollanda'ya geldim. Türkçe düşündüm, Türkçe konuştum, Türkçe sevindim, Türkçe ağladım. Burada düzen kurdum, ama gönlüm Türkiye'de kaldı.

-Bazen düşüncelerimi ifade etmekte zorlandım. Kızkardeşim öldüğünde mezara girip yattım. İmam efendi beni zorla mezardan çıkardı. Aslında ben yaşayan ile ölen arasındaki farkı görmeye çalıştım".

Yavuz Nufel oldukça anlam yüklü sözcüklerinin arkasında düşünce ve duygunun ifadesinde dilin önemi ni ifade etmeye çalıştı.  Nufel konuşmasını şiirleri ile süsledi. Nufel'in 'Gurbetçi' adlı şiiri dinleyicilerden yoğun alkış aldı.
 
Edebiyatçı-Yazar Hasan Kayıhan:
 
Avrupalı Türkler Hasan Kayıhan'ı daha çok Kanal Avrupa'da yaptığı başarılı programlardan tanıyor. Bir çok ünlü yazar ve düşünürü Avrupalı Türkler'e tanıtan Hasan Kayıhan Edebiyat Gecesinde oldukça ilginç anekdotlarla bugünün genliğinin kendini ifade etmekte çektiği dil sıkıntısına vurgular yaptı.

Kayıhan'ın anlatımından notlar:

-Ben uzun yıllar Almanya'da yaşıyorum. Almanya'da Türk çocuklarının yaşadığı sorunların benzeri elbette diğer Avrupa ülkelerinde de yaşayanıyor. 

-Dil hayatın gerçeklerinin en iyi bir şekilde ifade edilmesidir. Almanya'da zaman zaman vahim örneklerle karşılaşıyoruz.
 
-Anne çocuğuna bağırıyor: 'Ahmet kom, lan, yemek' diyor. Çocuk cevap veriyor:' kom'mıcam işte'. Belki bu konuda çok şey söylenebilir, ancak kısaca durum bu.
 
-Bizler Avrupa'da iki farklı dili istediğimiz gibi öğreniyor ve kullanıyoruz.

-Dil aslında düşüncenin anasıdır. Bugün için yeryüzünde en uzun yazılmış şiir bir Türk destanıdır. Manas destanının bir örneği daha bulunmamaktadır. Kırgızistan'da binlerce beyitten oluşan bu destanı ezbere bilenler bulunmaktadır.
 
-Her dilin kendi yapısı ve tarzı bulunmaktadır. Dil yaşayan bir canlı gibidir. Dil bir bütündür. Dil doğa ve insanın bütünleşmesi ile oluşur. Türkçe'de bulunan deyimler ve ifadeler bizi yansıtır. Bir Alman'ın bunu anlaması mümkün değildir. Almanca diliyle bir Türk olarak kendinizi her düzeyde ifade etmenizde mümkün değildir.
 
-Dili olmayan insan kör, sağır, dilsiz demektir. Dili ve edebiyatı olmayanın milleti de olmaz. Avrupa'da yaşayan Türk çocukları dili annelerinden öğrenmelidir. Çocuklar annelerinden masallar dinleyerek Türkçe öğrensinler.
  
Büyük Üstad Yavuz Bülent Bakiler: 
  
 -Ünlü düşünür Balzac 'Millet edebiyatı oan bir topluluktur' demektedir. Edebiyatı olmayan bir toplumun bağımsız bir millet olarak yaşaması söz konusu bile değildir. Cengiz Aytmatov Türk dünyasının son yüzyılda yetişdirdiği en büyük değerlerden biridir. Aytmatov'u  okumayan büyük zarardadır.

-Kırgız Türkleri'nin  bir Atasözü vardır. "Bana edebiyatını söyle sana nasıl bir millet olduğunu söyleyeyim"  deler. Bu sözü hafızalara yazmak gerekir.
 
-Herkes  Batının bizden neden daha ileri bir düzeyde olduğunu düşünmesi gerekir. Bizim beynimiz Avrupalılar'ın beyninden daha mı küçük.
 
-Ülkemizde bir deprem oluyor, binlerce insanımız hayatını kaybediyor. Marmara depreminde 60 bin kişi hayatını kaybetti. Aynı şiddette bir depremde gelişmiş ülkelerde ancak birkaç yüz insan ölüyor.
 
-Tüm Avrupa'da yılda 1500 kişi trafik kazasında hayatını kaybediyor, bizde ise 6000 kişi. Acaba Yüce Allah Avrupalıları daha çok mu seviyor? Onları koruyor bizimi cezalandırıyor mu? Haşa, bunun tek bir sebebi var, o da aklımızı kullanmıyoruz.
 
-Namık Kemal'in  'Bir insan ancak bildiği kelime sayısı kadar aklını kullanır' sözü bilimsel bir saptamadır. Edebiyatı zayıf olan aklını da kullanamaz. Batı 8 yıllık temel eğitim süresince çocuklara 71 bin kelime öğretiyor. Türkiye'de ise bu sürede öğretilen kelime sayısı 6-7 bin civarında. Bunun ise ancak yüzde 10'u ile konuşuyor, yazıyoruz.
 
-Dil, dinden daha önemlidir. Peygamberimiz "Din nasihattır" demiştir. Nasihat dille anlatılır ancak. Avrupa'da yaşayan Türkler Avrupa dillerini öğrensinler ama Türkçe'yi,  anadillerini kesinlikle unutmasınlar. Aklımızı gerektiği gibi kullanabilmemiz için öncelikle dilimizi iyi bilmemiz gerekiyor. İnsan bildiği kelime sayısı kadar aklını kullanabiliyor. Çocuklarınıza Türkçe'nin zenginlikleri ile tanıştırınız.
 
-Babasının evinden kocasının evine birkaç kamyon çeyiz götüren genç kızlarımız babasının evine kaç kitapla gidiyor? Tek kitap: o da okumasını bile bilmedikleri Kuran-ı Kerim. Bu durum üzerine düşünmeliyiz.
 
-Dil'in ilk adresi annelerdir. Anneler bu açıdan kutsaldır. Ben meslek olarak bir dönem ordu'da görev yaptım. Bir gün Kemal Sarı adlı askerim annesini görmek üzere izin istemişti. Bir üst komutanımızın izin vermemesine rağmen komuta görevi bana gelince kendisne annesini görmek üzere şartlı ve sınırlı izin verdim. Askere gece saat 12'den önce gelmek üzere izin vermiştim. Kendisini askerde bir küçük olumsuzlukta hemen yüzü kızardığı için Kırmızı Kemal olarak isimlendirdiğimiz askerimiz kendisine verilen süreden önce geldi.

Bunun üzerine askerime hemen sordum: Oğlum niçin erken geldin, yoksa anneni yeterli özlemedin mi deyince!

Cevabı şöyle oldu. "Komutanım elbette annemi çok özledim. Kendisini ancak sizin verdiğiniz iznle görebildiğimi söyleyince annem "Oğlum gözün karnı yok ki, doysun. Ben bir ömür boyu sana baksam doyamam" dedi ve beni 'Var erken git komutanın zorda kalmasın" diye gönderdi. 
 
İşte bir Türk annesinin duygu, düşünce ve ifadesi. Bunu hangi dilde kime anlatabilirsiniz?
 
Stand-Up'çı, Yazar Serdar Tuncer:
 
Serdar Tuncer Edebiyat Gecesinde büyük bir dikkatle dinlendi. Birbirinden güzel fıkraları keyifli anlatım üslübu ile dinleyicilere sunarken, bir yandan salondakileri kahkahadan kırıp geçirirken, diğer yandan sessiz bir düşünceye sevketti. Anlatımda yüzünüz büyük bir tebessümle gerilirken aklınız hayatın gerçeklerini göz önüne getirip, yaşadıklarınızı, başarı ve yanlışlarınızı düşünmeye çalışıyorsunuz. 
 
Tuncer konuştukça insanı mest eden bir kişi. Hatta öyle ki sesinin tonu, vurgulaması ve cümleleri insanı alıp ayrı bir dünyaya götürüyor. Bu yönden Serdar Tuncer'i sadece dinledik, sözlerini not etmedik. Okurlarımıza tavsiyemiz sizde bir dahaki sefere Tuncer'i mutlaka dinleyin.
 
Edebiyat Gecesine uzatmalı öğretmen Recep Çırık 'Barak Obama' adlı şiiri ile ve Ozan Yusuf Polatoğlu türküleri ile renk kattı..

Gecede ayrıca Anvers Başkonsolosu Ahmet Arda söz alarak dilin önemine vurgu yaptı ve ailelere tavsiyelerde bulundu. Arda törende yaptığı konuşmada " Bu tür etkinliklerin okuma, yazma ve dinlemeye, dolayısıyla da dilimize katkıda bulunduğunu düşünüyorum" dedi..

Geceye sivil toplu örgütlerinin temsilcileri de katıldı. Başta Koordinasyon Kurulu As başkanı Kenan Dağgün olmak üzere, BTSF başkanı Hüseyin Dönmez, Genk belediye encümeni Ali Çağlar, işadamı Rüştü Erbaş, Kazım Yağcı, Hakan Erbaş, Executif 2. Başkanı Mehmet Üstün, Türkçe ve Türk Dili öğretmenleri ve duyarlı bir vatandaş kitlesi katıldılar.

Editörün Notu:

Adab-ı muaşeret, terbiyeli, kibar, nazik, takdire değer ahlâkî davranış biçimleri anlamına da gelir. Görgü ve nezaket kuralları toplumun dününü, bugününü dengeleyen tarihî sürekliliği temine yardımcı olur. İnsanlık alemini en güzel noktalara taşımanın yolu, görgü ve nezaket kurallarından geçer.

Adab-ı muaşeretin çok önemli kollarından biri de "konuşma ve dinleme adabı"dır. Bu konudaki ilk ölçülerden birisi de konuşanın sözünü bir şekilde kesmenin nezaketsizlik olduğudur. Bir Hadis-i şerifte, "Arkadaşı konuşurken susmak mürüvvettendir." denilmektedir. 
 
Özellikle konuşanı dinleme adabınında bilinen ve uygulanan adab-ı muaşeret kuralı insana kalite katar, kişiyi saygıdeğer ve özellikli kılar.

Yerlere tüküren, çöp atan, komşusunun hakkına riayet etmeyen, temiz ve titiz olmayan, nezaketi ahlâk edinememiş, kaba, saygısız, hitabında özensiz, adab-ı muaşereti gündemine almayıp, bunu bir doğallıktan uzaklaşma olarak gören birinin karakter bütünlüğünden, insanî ve ahlâkî değerlerinin yüceliğinden ve samimiyetinden söz edilemez.
 
Bir insanın güzel konuşmayı öğrenmesi için izlemesi gereken en iyi yol her şeyden önce dinlemesini öğrenmesidir.  Bu bağlamda söz söylemenin bir adabı ve usulü olduğu gibi, söz dinlemenin de bir adabı vardır.

İşitmek bir nimet, dinlemek de bir meziyettir. İşitmeyen konuşamaz, duymayanlar da ne söylediklerini bilmezler. Söz söylemesini bilmek kadar, söz dinlemesini bilmek de önemlidir. Bu durum genel bir dinleme adabı kuralıdır.

Gelin görün ki, Belçika'da tiyatro, konferans, sempozyum, tartışma platformları ve edebiyat gecelerinde ki görüntü bu kurallara pek uyamadığımızı gösteriyor.

Oldukça sessiz bir ortamda dinlenmesi gereken bir tiyatro eseri icra edilirken yüksek sesle sümküren, cep telefonlarının aniden çalması, hatta telefonu ile konuşanlarla karşılaşıyoruz. Birde böyle özel gecelere küçük çocukları, hatta bebekleri ile gelenler var. Kürsüde bütün dikkati ile bir şiiri kendi ruhu içersinde okuyarak dinleyiciye aktarmaya çalışan bir yazarın bir anda bir bebek sesiyle dengesinin bozulma anını bir düşünün.

BTDB'nin organize ettiği bu özel gecede hafızalarda kalan bir diğer önemli konu ise çevremizde halen böyle genel adab-ı muaşeret kurallarını öğrenemeyen, dinleme adabı yoksunu insanları görmemiz olmuştur.

Üstad Yavuz Bülent  Bakiler konuşması sürerken bir dinleyicinin cep telefonu ile konuşmasına tepki göstererek "Arkadaş telefonla konuşuyor, onun konuşması bitsin ben sonra şiirimi okuyacağım" demesi hassas dinleyicilerde hafif bir burukluk yarattı.

Burada kısaca bu tür etkinlik düzenleyen kurumlara bir önerimiz olacaktır. Acaba camilerde imamların vaaz ve namaz öncesi yaptıkları uyarı gibi biraz adâp, saygı ve kuralları konusunda uyarıcı konuşmalar yaparak biraz da dinleyicileri eğitemez miyiz?
 
 
 



 

Son Haberler

Hits: 5798 Visitors: 3049
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.