Haberin yayım tarihi
2008-11-06
Haberin bulunduğu kategoriler

Atatürk ve Cumhuriyet..

Kamuoyunda tartışıldı. Atatürk Samsuna gitmeden önce Padişah Vahdettin onunla görüşmüş ve onun yurdu kurtarmasını istemiş. Konuyu iyi anlamak için o günkü fotoğfafı da iyi görmek gerekir. Üzerinde uzun yıllar çalıştığımız "Tarihte Bu Hafta" yazı dizilerimiz içinde konuyu şöyle ele almışız. Atatürk o dönem Miralay'dır (Tuğgeneral) ve 1 Nisan 1916'da kendisine bu rütbe verilmiştir. Önce konu ile ilgili kısaltılmış kronolojiye bakalım ve sonra görüşümüzü açıklayalım.
 
16 Nisan 1919 : Vahidettin, Sadrazam Damat Ferit Paşa'ya, Atatürk'ün  9. Ordu müfettişliği'ne tâyin edilmesini önerdi.

29 Nisan 1919 : Harbiye Nazırı Şakir Paşa tarafından, Atatürk'e "Türklerin Rumlara yaptığı baskıyı yerinde incelemek ve önlemek üzere Karadeniz Bölgesine müfettiş olarak gönderilmesinin kararlaştırıldığı" bildirildi.

30 Nisan 1919 : Atatürk, Anadolu'daki isyanları ve Osmanlı ordusunun tasviyesini yerinde izlemek amacıyla, İstanbul tarafından "9. Ordu müfettişliği"ne atandı. Bu Atatürk'ün uzun süredir beklediği fırsattı. Sadaret'e konu ile ilgili yazı gönderen Harbiye Nezareti'nin açıklamasında "...Mustafa Kemal Paşa tarafından yapılacak tebligatı emri altında bulunacak olan vilâyet mülkî memurlarının yerine getirmelerinin genel­ge ile duyurulması" görüşüne yer verildi.

1 Mayıs 1919 : Harbiye Nazırı Şakir Paşa, atanma işlemleri sonrası Atatürk'ü makamına davet etti ve aynı gün "Efendimiz, yeni vazife ile Anadolu'ya giden Mustafa Kemal Bey'i zat-ı devletinize takdim ederim" diyerek kendisini Babıâli'de Sadrazam Damat Ferit Paşa ile tanıştırdı. Damat Ferit Paşa, 9. Ordu Müfettişliği'ne atanan Atatürk için bir çay partisi düzenledi.

5 Mayıs 1919 : Atatürk'ün Samsun'a, 9. Ordu Kıtaatı Müfettişliğine atanma emri, Takvimi Vekayi'de yayınlandı.

5 Mayıs 1919 : Atatürk'ün Harbiye nezareti tarafından Samsun'a, 9. Ordu Kıtaatı Müfettişliğine atanma emrinin kendisine tebliğ edildiği Genelkurmay Başkanlığına yazı ile bildirildi,

6 Mayıs 1919 : Atatürk'ün, verilen görev yerine acele hareket etmesi istendi. İç İşleri bakanlığı tarafından Atatürk'e ayrıca bir takım anlaşmalar ve krokiler verildi. Söz konusu anlaşmalar ve krokiler, İstanbul Hükümeti ile İtilâf Devletleri arasında varılan anlaşmalar sonucu, 9. Ordu Müfettişliği görevinde alacak sorumluluk ve yetkileri kapsamaktadır.

7 Mayıs 1919 : Atatürk'ün 9. Ordu Müfettişliğine atandığı ve yetkilerini gösteren talimatlar Harbiye Nezareti tarafından 13., 3. ve 15. Kolordu Komutanlıklarına bildirildi.

7 Mayıs 1919 : Atatürk, Harbiye Nezaretine verdiği yazıda, tayin edildiği 9. Ordu Müfettişliği karargâh mensuplarının 3 aylık ödeneklerinin şimdiden ve İstanbul'dan verilmesini istedi.

8 Mayıs 1919 : Atatürk'ün, 9. Ordu Kıtaatı Müfettişliği'ne atandığı, Harbiye Nezareti  tarafından bütün kolordulara bildirildi..

11 Mayıs 1919 : Hükümet tarafından 9. Ordu Kıtaatı Müfettişliğine atanan Atatürk, İstanbul'dan Sivas, Canik Müstakil Mutasarrıflığı ve Sivas'ta 3. Kolordu Komutanlığı'na telgraf çekerek  bölgede faaliyette bulunan eşkiyaların miktarı ve mahiyetleri hakkında bilgi istedi. Telgrafta  "...Bu bilgi mülkî makamlarla askerî makamların yazışmaları ile tespit edilecek ve Kolordu Komutanı Albay Selâhattin Bey bu bilgiyi Samsun'da bana verecektir". Bu telgrafa göre Atatürk daha İstanbul'da iken göreve başladığını göstermektedir.

13 Mayıs 1919 : Atatürk, Harbiye Nezareti'ne yazdığı yazıda, "9. Ordu Müfettişliği karargâh mensuplarının 3 aylık ödenekleri ile fevkalâde masraflar için bir miktar para verilmesi ve karargâhın seferî sayılması hakkında evvelce yaptığı müracaatların acele sonuçlandırılmasını isteyen ve bunları takiben 3 gün sonra İstanbul'dan hareket edeceğini" bildirdi.

14 Mayıs 1919 : Damat Ferit Paşa'nın Nişantaşı'ndaki evine, akşam yemeğine davet edilen Atatürk, yemekten sonra, Genelkurmay Başkanı Cevat (Çobanlı) Paşa ve Damat Ferit Paşa ile yeni vazifesi hakkında görüşme yaptı. Cevat Paşa, Sadrazam'ın yanından ayrıldıktan sonra Atatürk'e sordu. "Bir şey mi yapacaksın Kemal?". Atatürk, " Evet Paşam, bir şey yapacağım'.' Cevat Paşa "Allah muvaffak etsin" dedi. Atatürk, "Mutlak muvaffak olacağız" dedi.

16 Mayıs 1919 : Atatürk, Samsun'a gitmek üzere Cuma günü Bandırma Vapuru ile Anadolu'ya hareket etti. Vapurun, Kızkulesi açıklarında aranma sonrası İngiliz zırhlıları arasından geçerek İstanbul'u terk ederken, Atatürk güvertede bulunanlara, "Bunlar işte böyle yalnız demire, çeliğe, silâh kuvvetine dayanırlar. Bildikleri şey yalnız madde. Bunlar hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz, Anadolu'ya ne silâh, ne cephane götürüyoruz; biz ideali ve imanı götürüyoruz" dedi. Atatürk, vapur kaptanına "Düşman devletlerinin herhangi bir vasıtasının gadrine uğramamak için sahile yakın bir rota tutunuz. Şayet kesin tehlike görürseniz gemiyi karaya, en yakın sahile oturtunuz" dedi.
 
Şimdi bu kronolojiye baktığımız zaman Atatürk'ün ilk önce bu göreve 16 Nisan 1919'da Vahidettin tarafından önerildiğini görürüz. Peki Vahdettin bunu neden istemiş? Bunun cevabı da 29 Nisan tarihli notta bulunuyor. Harbiye Nazırı Şakir Paşa, Türklerin Rumlara baskı yaptığını söylüyor ve bunun için müfettiş göndermek istiyorlar. Evet yanlış okumadınız.
Türkler baskı yapıyor Rumlara ve bunun önlenmesi isteniyor. Halbuki bize konu ile ilgili genellikle yanlış bilgi veriliyor ve Rum çetelerin yerli halka (Türklere) baskı yaptığının yerinde incelenmesi istendiği söyleniyor. Ama gördüğünüz gibi olay tam tersi noktada düğümlenmiş. 

Fotoğrafı daha iyi görmek için hemen ekleyelim. Bu tarihten önce Osmanlının tamamen teslim olduğu Mondros Mütarekesi 30 Ekim 1918'de imzalanmıştır. Ayrıca ABD başkanı Wilson tarafından 8 Ocak 1918'de Wilson Prensipleri açıklanmıştır. Mondros mütarekesi Osmanlıyı teslim alırken Wilson Prensipleri de parçalanan Osmanlı coğrafyasında azınlıkların kendilerine devlet kurma hakkını tanıyordu. Bu arada başkent İstanbul açıktan işgal edilmemişse de dolaylı bir işgal mevcuttur ve İngiliz Gemileri boğazları tenetim altına almış, padişahı kukla vaziyetine getirmiştir. Bunun neticesinde de 4 Mart 1919'da İngiliz yanlısı Damat Ferit Paşa Sadrazamlığa getirilimiştir.

Dolayısı ile Atatürk oraya Türklerin hakkını korumak için değil, baskı altında olduğu iddia edilen Rumları gözetmek için görevlendirilmiştir.  Sadrazam Damat Ferit Paşa bu iş için görevlendirilen Atatürk ile 1 Mayıs 1919 tanışmış ve görevini sadekatle yapması konusunda ikna edilmiştir. Ancak bundan tatmin olmayan Damat Ferit Paşa 14 Mayıs 1919 'da Atatürk'ü evine davet ederek bu göreve sadakati yeniden gözden geçirilmiştir.

Gerçekle yüzleşmemiz gerek.

Atatürk oraya Rumları gözetmek ve Mondros Mütarekesi sonrası ülkede çıkan isyanları bastırmak için görevlendirildi. Atatürk gerek Damat Ferit Paşa'yı ve gerekse onun bu göreve gelmesini perde arkasından organize eden İngilizleri rahatlatmak için henüz İstanbul'da iken Samsun'da ki komutanlara bu noktalarda direktifler göndererek "Göreve sadık kalacağı" güvencesi vermiştir.

İngiliz gizli belgelerinden bir şeyi daha öğreniyoruz.  Atatürk'ün Anadolu'da bir göreve gönderilmesini İngilizler de istemektedir. Ancak onların derdi başkadır. İstanbul'u açıktan işgal edecekleri belli olan İngilizler, ileride başına bela olmaması için Atatürk'ün başkentten uzak bir yere gönderilmesini isteyerek rahatlamak istemektedirler. Atatürk İstanbul'da bulunursa rahat durmayabilir ve işgale karşı muhalefet yapabilirdi. Anadolu'da ise hiç bir şey yapamazdı.

Atatürk'de İngilizlerin kendi hakkında ki görüşlerinden haberdardır. Ve çok tedirgindir. İngilizlerin, Samsun'a giderken bindiği Bandırma vapurunu batıracaklarından kaygılanmaktadır. Bundan dolayı da yola çıktıktan sonra sürekli kıyıyı takip etmiş, geminin rotasını sık sık değiştirmek zorunda kalmıştır.

Atatürk yola çıktıktan sonra İngiliz gemilerinin onu takip ettiği de biliniyor. Bu takip gemiyi batırmak için mi? yoksa yol güzerhâhını denetlemek için mi bilmiyoruz. Ancak İngilizlerin ona güvenmediği açık.  Bundan dolayı da 24 Mayıs'ta İngiliz General Milne bunu bir yazı ile Harbiye (Milli Savunma) Bakanlığına yazı ile sormuş, bakanlık ta General Milne'ye 24 Mayıs'ta verdiği yanıtta Atatürk'ün 'Harbiye Nezareti" adına verilen emirlerin ne derece uygulandığını araştırma ve vazife bölgesindeki silâhların toplanması ile asayişsizliği ortadan kaldırma amacıyla görevlendirildiği" bildirilmiştir.

Zaten Atatürk Samsun'a çıktıktan sonra yapacakları konusunda renk vermemiş, verilen göreve bağlı gibi görünmüş, 28 Mayıs 1919'da Havsa da yaptığı bir toplantı sonrası emrine bağlı tüm komutanlara direktifler vererek Milli Mücadeleyi başlatmıştır. Atatürk'ü takip etmekle görevlendirilen İngiliz Yüzbaşısı Hurst, 31 Mayıs 1919'da Havza'da Atatürk ile görüşerek kendisine vazifesi hakkında şüphesi olduğunu söylemiştir. Kurtuluş Savaşını başlatan Atatürk daha sonra Amasya Tamimi (22 Haziran 1919), Erzurum Kongresi (23 Temmuz -7 Ağustos 1919), Sivas Kongresi (4 – 11 Eylül 1919) ve Meclisin açılması (23 Nisan 1920) ile bayrağı yükseltmiştir.
 
Atatürk'ün kendisine verilen görevlerin dışına çıktığı görülünce İstanbul hükümeti onu geri çağırdı. 8 Haziran 1919'da Atatürk'e telgraf çeken Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa, "İstanbul'a geri dönmesi" direktifi verdi. Atatürk kimler tarafından niçin istenildiğini gizlice Genelkurmay Başkanı Cevat (Çobanlı) Paşa'dan sordu. 11 Haziran 1919'da yanıt veren Cevat Paşa bunu "İngilizlerin istediğini" bildirdi. Bunun üzerine Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa'ya 11 Haziran'da telgraf çeken Atatürk, geri çağrılmasının sebebini sordu. 15 Haziran'da kendisine önce "İngilizler böyle istedi", sonra da "Hükümet Kararı" yanıtı verildi. Atatürk 14 Haziran'da Vahdettin'e çektiği telgrafta milli mücadele uğruna "Gerekirse ordudan istifa edeceğini" bildirdi.

İstanbul Hükümeti Erzurum da görevli Kazım Karabekir'e 21 Haziran'da telgraf çekerek Atatürk'ün almış olduğu müfettişlik görevini ona teklif etti. Kazım Karabekir bu görevi kabul etmedi.

23 Haziran da Atatürk, Damat Ferit Paşa tarafından görevinden azledildi ve görüldüğü yerde tutuklanma emri veridli. Yerine de Hurşit Paşa atandı. Ali Kemal'in başında olduğu İç İşleri Bakanlığı her tarafa telgraf çekerek bunu duyurdu.

Atatürk'ün Valilikler ve ordu komutanları ile ilişkisini kesmek için İstanbul Hükümeti tarafından telgraf müdürlüklerine emirler verildi. Atatürk 4 Temmuz 1919'da Erzurum valisine gönderdiği yazıda, "telgraflarını alıkoyan ve yerine iletmeyen" görevlileri Divanı Harpte yargılanacağını söylüyor. Çünkü Atatürk'ün pek çok telgrafı İstanbul hükümetinin baskısı ile alıkonulmuş ve yerine ulaştırılmamıştır. Atatürk daha sonra yayınladığı genelge de buna dikkat çekmiş ve ciddi bir şekilde bu duruma dikkat çekmiştir.

Atatürk 8 Temmuz'da askerlikten istifa etmek zorunda kaldı. Bütün bunlar olurken kendisine "Paşa git yurdu kurtar" diyen Vahdettin ne yapıyordu?

Bunun cevabını vermeden önce Sadrazamlığın Atatürk hakkında yürüttüğü çalışmalara kronolojik olarak kısaca bir göz atalım.
 
11 Nisan 1920 : Damat Ferit Paşa, Kuvayi Milliye alehine yayınladığı bildiride " Kuvay-ı Milliye denen teşekkül, "Hem Anadolu'yu korkunç bir istila tehdidine ve hem de devletin başını gövdesinden ayırmaya sebep oluyor" dedi.

11 Nisan 1920 : Şeyhülislam Dürrizade Es Seyyid Abdullah Efendi, Kuvayi Milliye alehine bir fetva (Takvim-i Vekayi) yayınladı. Fetvada "Milli Kuvvetleri "Kafir" ilan ettiği ve görüldüğü yerde katledilmesi" gerektiği vurgulandı. Bu fetvaya dini çevrelerden farklı sesler gelmeye başladı. Bazı müftüler ve din alimleri harekete geçip 'karşı fetva'lar verdiler.

16 Nisan 1920 : Şeyhülislam'ın Kuvayi Milliye alehine yayınladığı fetvaya (Takvim-i Vekayi) karşılık Ankara Müftüsü Rıfat Efendi (Börekçi) ve 153 müftü ile din adamı halktan milli direnişe sahip çıkmasını istediler. Müftü Rıfat Efendi yayınladığı karşı fetvada "...Vakıa ve hakikate gayrı muvafık olarak sadır olan fetvaların şer'an mutla olmayacağını" açıkladı. Rıfat Efendinin fetvası Anadolu'da yüzlerce müftü ve din adamı tarafından onaylanarak imzalandı ve 22 Nisan 1920'den itibaren Anadolu'nun çeşitli gazetelerinde yayımlandı.

18 Nisan 1920 : Damat Ferit Paşa tarafından Kuva-i Milliye hareketine karşı, "Kuvve-i İnzibatiye" adlı bir örgüt kuruldu. (Hilafet Ordusu adını taşıyan bu örgüt 25 Haziran 1920'de kaldırıldı) Adapazarı dolaylarında çıkarılan Anzavur isyanını da destekliyen Kuve-i Inzibatiye örgütü, Ankara Hükümeti karşısında başarılı olamadı.

19 Nisan 1920 : Damat Ferit Paşa ve İngilizlerin desteği ile isyanlar çıkaran ve çatışmada yaralanan Ahmet Anzavur, başarılı olamayınca Karabiga'dan İngiliz gemisine binerek İstanbul'a kaçtı.

20 Nisan 1920 : İstanbul Hükümeti tarafından kurulan Kuva-yı İnzibatiye'nin ilk alayı gemiyle İzmit'e gönderildi. Öte yandan İstanbul Hükümeti tarafından desteklenen irticacı Anzavur Ahmet yanlısı isyan hareketi, Düzce ve Bolu'dan sonra Hereke'ye de sıçradı.

24 Nisan 1920 : Şeyhülislam Dürrüzade Abdullah Efendi'nin fetvasına karşılık 153 müftü ve din adamı ile 16 Nisan'da karşı fetva yayınlayan Ankara Müftüsü Rıfat Efendi, İstanbul Hükümeti tarafından azledildi. Bunun üzerine Ankara Hükümeti aynı gün Müftü Rıfat Efendi'yi bu göreve yeniden atadı.

6 Haziran 1920 : Damat Ferit Paşa'nın isteği ile Milli Mücadeleye katılan İsmet Paşa, Bekir Sami Kunduk, Dr. Rıza Nur, Yusuf Kemal Bey, BMM 2. Başkanı Celalettin Arif Bey, Hamdullah Suphi, Ankara Müftüsü Rıfat Efendi ve Fahrettin Altay hakkında idam kararı verildi.

13 – 20 Haziran 1920 : Şeyhülislam Dürizzade Abdullah Efendi'nin, Kuva-yı Milliye alehinde yaptıkları çağrılara uyan ve 5 Haziran'da isyan başlatan Yozgat'ın tanınmış derebeylerinden Çapanoğulları, Yozgat ve çevresini işgal ettiler. İsyan 23 Haziran'da Çerkez Ethem tarafından bastırıldı ve elebaşları idam edildi.

11 Mayıs 1920 : Atatürk, Damat Ferid Paşa tarafından Divan-i Harp'te idama mahkûm edildi. Karar 24 Mayıs 1920'de Vahidettin tarafından onaylandı. Atatürk ile birlikte Vasıf Bey (Kara), Ali Fuat Paşa, Ahmet Rüstem, Dr. Adnan ve Halide Edip (Adıvar)gibi isimler, "Kuva-yı Milliye adlı kuruluşta bozgunculuk yaparak, halkı zorla askere almak, İttihatçılarla işbirliği yapmak vb. suçlardan dolayı gıyaplarında idama" mahkum edildiler.

24 Mayıs 1920 : Divan-ı Harp, Ulusal Kurtuluş savaşına katılan Fevzi (Çakmak) Paşayı idama mahkum etti. Karar 27 Mayısta Padişah Vahdettin tarafından onaylandı.
 
Osmanlı Sultanlarının 2 önemli fonksiyonu vardı. Biri Sadrazamlık kanalı üzerinden sürdürülen Padişahlık, diğeri de din yani Şeyhülislam'lık üzerinden sürdürülen Hilafet.
Bu 2 önemli yetki doğrudan Padişaha bağlıydı. Olayların geliştiği kronolojiye baktığımızda başında Padişah Vahdettin'in bulunduğu bu 2 önemli güç ile Milli Mücadeleyi baltalamak için elinden geleni yapmıştır.

Sadrazamlık idam kararları ile, Şeyhülislamlık da ‚"Kafir" ilan ederek Milli mücadeleye doğrudan cephe almışlardır. Özellikle dini fetvalar yüzünden her yerde isyanlar çıkmış, Bolu, İzmit, Yozgat, Konya, Gümüşhane dahil her yerde ‚"Din elden gidiyor" isyanları ile işgalcilere destek verilmiş, Milli Mücadele baltalanmıştır.

Aynı günlerde Anadolu alev alev yanmaktadır. İngiliz destekli Yunan ordusu her gün birkaç kasaba ve şehri ele geçirmekte, ülke günden güne karanlığa sürüklenmektedir.

Bu da yetmiyormuş gibi evlatlarını 1. Dünya savaşında kaybeden Anadolu halkı yoksulluk, sefalet, hastalıklar ile boğuşmakta, ülke can çekişmektedir. Bu arada talanlar başını almış gitmiş, yer yer çeteler evleri ve köyleri basarak halkı inim inim inletmektedir.
 
Bütün bunlara ek olarak ABD Başkanı tarafından 8 Ocak 1918'de yayınlanan Wilson Prensipleri ile azınlık isyanları başlamış, ülke iyiden iyiye kan gölüne dönmüştür.
 
Tarihi doğru okumak gerekir. Gerek Damat Ferit Paşa'nın ve gerekse Şeyhülislam Dürrizade Ahmet Efendinin çıkardıkları fetvalar hakkında ayrıca İngiliz kaynaklarına bakmak gerekir.
 
11 Nisan 1920'de çıkan fetvalarla ilgili olarak  İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral John de Robeck, İngiliz Dış İşleri Bakanı Lord Curzon'a 7 Nisan 1920'de Damat Ferit Paşa ile yaptığı görüşme hakkında şöyle bilgi verdi.  "Ben milliyetçileri ezmek için yeni hükümete her türlü yardımı yapacağımı söyledim" diyor.
 
Görülüyor ki ortada umudunu İngilizlere bağlanmış kukla bir Sultan ve Halife bulunmaktadır. Vahdettin hakkında Atatürk okuduğu Nutuk'ta notunu vermiş ve  ona "işbirlikçi" diyerek tarihte alması gereken yerini belirlemiştir.
 
Atatürk'ü "Kafir ve Hain" ilan eden görüldüğü yerde ölü veya diri tutuklanmasını isteyen Damat Ferit Paşa,  21 Eylül 1922'de yurt dışına kaçtı. 6 Ekim 1923'te Fransa'nın Nice şehrinde öldü.
 
Padişah Vahidettin ise 13 Kasım'da işbirlikçilerden oluşan  maiyetinde ki 140 kişi ile İstanbul'da bulunan İngiliz Yüksek Komiserliğine sığındı. 16 Kasım'da İşgal Orduları Başkomutanı İngiliz General Harrington'a başvuran Vahdettin, hayatını tehlikede gördüğünü ve İngiltere'ye sığınmak isteğini bildirdi. 17 Kasım'da ise küçük oğlu Ertuğrul Efendi ve hareminin mensuplarıyla birlikte İngiliz zırhlısı ile ülkeden kaçtı. 16 Mayıs 1926'da San Remo'da öldü.
 
Tarih ona kendi sayfalarında hak ettiği yeri çoktan vermiştir.
 
Kazım Balaban
 
4 Kasım 2008 / Viyana
 
 
 

Son Haberler

Hits: 6105 Visitors: 3060
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.