Stephen Hadley:’’Türkiye dünyadaki en önemli 5-6 ülkeden biri'’’...Eski ABD Başkanı George W. Bush'un ulusal güvenlik başdanışmanlarından Stephen Hadley, Türkiye'nin dünyadaki en önemli 5-6 ülkeden biri olduğunu söyledi.
Birol Ertan
“Simit Kuramı”, bugüne kadar birileri tarafından kullanılmış ya da bilim adamları tarafından üretilmiş bir kavram değildir. Bu kavramı, ilk kez bu yazıda kullanacağım.
Türkiye’de halkın yoksullaşması ve gelir dağılımı uçurumunun artmasının en önemli göstergelerinden birisi, halkın besin kültüründeki değişimde açık olarak görülebilir. Bazı besin tüketimi verileri açısından Türkiye ve AB ortalamalarını karşılaştırdığımızda ilginç sonuçlara ulaşıyoruz :
Kişi başına yıllık et tüketimi :. Türkiye : 16 kg - AB : 88 KG
Kişi başına, yıllık süt tüketimi: Türkiye : 20 litre - AB : 110 litre
Meyve suyu tüketimi: Türkiye 6 litre -AB 35 litre
Şarap: Türkiye 0,8 litre -AB 50- 60 litre
Ekmek tüketimi: Türkiye 128 kg - AB 50 kg
Bu rakamların başka rakamlarla da bağlantılı olduğunu göreceğiz. Bazı sektörlerdeki karşılaştırmalara bakarsak, aşağıdaki tabloyla yüzleşiriz:
Bilgisayar kullanımı : Türkiye % 12 -AB : % 54
Sağlık harcamaları : Türkiye : 200-250$ - AB : 9000- 10000 $
Eğitim harcamaları: Türkiye : 400 $ - AB : 4000 $
Kitap harcamaları: Türkiye : 2 $ - AB : 500 $
Tarımda çalışan nüfus : Türkiye % 35 - AB % 4
Buğday tüketimi: Türkiye : 193 kg -AB : 100 kg
Kaynak : http://blog.milliyet.com.tr/ab-ve-gostergeler-tuketim-oranlari--/Blog/?BlogNo=84920).
Bu rakamlarda dikkatinizi çeken nedir? Türkiye’de buğday tüketiminin AB ortalamasından fazla olması mı? Bundan nasıl bir sonuç çıkarmamız gerekir? Aziz Nesin’in etle beslenenler otla beslenenler arasındaki ayrımına girmeden, Türkiye’de unlu mamuller ve özellikle simit tüketimindeki artış ile ülkenin ekonomik, siyasal ve kültürel yapısı arasında bir paralellik kurmaya çalışacağız.
Dünya’da ekmek tüketiminde kişi başına yılda ortalama 41 kg. ile 303 kg. arasında değişmektedir (http://www.ek-meksan.com/ekmek_israfi.htm). Ulusal besin tüketimi verilerine göre, Türkiye’de ortalama birey başına günlük 402 gr. ekmek tüketilmektedir (Prof. Dr. Ayşe Baysal, Uzman Diyetisyen Nuriye Över, http://www.gidacilar.net/ekmek-beslenme-ve-saglik-yonunden-onemi-t333.html?s=54d9b00de71cef24bbf6dc2fe1b284a3&;).
DPT, Ekonomik ve Sosyal Sektörlerdeki Gelişmeler raporlarına göre, 2000’li yıllarda Türkiye’de yılda 10 milyon tondan fazla ekmek üretilmiştir (http://www.hububatbirlik.org/content/docs/unlu-mamuller-sektor-raporu.pdf ). Bu rakamlar, Türkiye’nin ekmekle beslenen bir ülke olduğunu açıkça gösteriyor. Peki, “bütün bunların Simit Kuramı ile ilgisi nedir?” diye sorduğunuzu sanıyorum. Çok, ama çok ilgili. Gelelim Simit konusuna.
Simit, susamla kaplı yuvarlak biçimli ekmeklere verilen isimdir. Türkiye ve Yunanistan'da yaygın olarak tüketilen simit, Yunanistan'da kuluri isiyle anılır. Simit ismi, ilk üretildiği yer olan Smiti'den (İzmit) geliyor (http://tr.wikipedia.org).
Prof. Dr. Artun Ünsal’ın “Susamlı Halkanın Tılsımı” isimli kitabına göre; Türkiye’de günde yaklaşık 2,5 milyon simit tüketiliyor. Bu rakamın başka kaynaklarda da 2,5 milyon olduğu görülmektedir. Son dönemde bu sayısının daha da arttığı söylenebilir.
Türkiye’nin her bölgesinde simit tüketimi artıyor. Örneğin, Bursa Simitçiler ve Unlu Madde İmalatçıları Odası Başkanı Kerem Çelik’e göre; ekonomik krizin etkisiyle 2009 yılının ilk 4 ayında 24 binden fazla kişinin işsiz kaldığı, Tofaş, OYAK Renault ve Karsan gibi önemli otomotiv firmalarının faaliyet gösterdiği Bursa'da günlük simit tüketimi % 75 artmış ve 70 bine yükselmiştir (http://www.milligazete.com.tr/haber/ogle-yemegi-cay-simit-oldu-128567.htm ). Simit tüketiminin en çok arttığı illerin başında ise Bursa’nın yanında İstanbul ve Ankara da bulunmaktadır. Neden acaba?
Simit tüketimi artarken, simit üreticileri de çağ atlamaya başlamıştır. Misyonunu “tüm dünyayı simitle tanıştırmak”, vizyonunu ise “yenilikçi yaklaşımlarla Simit Sarayı’nı bir dünya markası yapmak” olarak belirleyen, Türkiye’de 200’ün üzerinde şubesi ve 3 binden çok çalışanı bulunan Simit Sarayları ortaya çıkmaya başlamıştır (http://www.simitsarayi.com). Neden acaba?
Simit Kuramı, Türkiye’de simit tüketiminin artması ile halkın yoksullaşmasının ve gelir dağılımı dengesizliğinin arttığına işaret eden basit bir yaklaşım ya da iddiadır. Başta Ankara ve İstanbul olmak üzere birçok ilde kitapevleri, tiyatrolar, kültürel faaliyetler gerçekleştiren iş kollarının temsilcilikleri ya da şubeleri kapanırken, yerlerine Simit Dünyaları ve Simit Sarayları açılmaktadır. Simit kuramı, ülkenin yalnızca ekonomik açıdan yoksullaşmasının değil, kültürel açıdan yoksullaşması ile de simit tüketiminin paralellik gösterdiğini iddia eden siyasal bir yaklaşımdır.
Simit kuramına göre, simit tüketiminin artması ile halkın yoksullaşması, demokrasinin zayıflaması, ülkenin kültürel ve sanatsal aktivitelerinin azalması arasında doğrudan bir ilişki vardır. Ülkemizdeki bu gelişmede, simit üreticilerinin katkısı yok denecek kadar az olsa da ülkeyi yönetenlerin katkısı çok büyüktür.
Bu konuda biraz düşünmeye ne dersiniz?
Bu süreçte Türkiye için Başkanlık sistemini savunanlar ya da eleştirenler, konuyu ne kadar bilmektedirler?
Türkiye konusunda bir proje üretilmemiş olması düşünülebilir mi? Elbette, düşünülemez.
Fransa'da seçimlerin en önemli sürprizi, radikal hareketlerin oy oranlarının yükseltmesi oldu.
Kapitalist sistemin küresel egemenliğini sağlamaya dönük yaratılan NATO, IMF, Dünya Bankası gibi kurumlarının varlığı tartışılır oldu.
Bugün Türkiye’yi, bölgemizi ve hatta dünyayı ilgilendiren en önemli sorun, küresel güçlerin Orta Doğu coğrafyasında oynadıkları tehlikeli oyundur.
Hafta sonu kişisel zamanından ayırarak gönüllü işlere vakit ayıran kaç kişi var ki çevremizde?
Yeni bir Türkiye yaratıldı. Gözlerimiz belki görmek istemeyebilir ya da bakıp göremiyor olabiliriz, ancak Türkiye, artık eski Türkiye Cumhuriyeti değil.
Dünyada sınıf mücadeleleri ile insan hakları düşüncesinin gelişimi arasında ciddi paralellikler kurulabilir.
Çevre bilinçlenmesi konusunda 1980’lerden başlayarak yargı aşamasında ciddi bir duyarlılık yaşandığını ise görmek gerekir.
Yeni liberalizmden Yeni Kamu Yönetimine kadar uzanan bu yozlaştırılma sürecinde ülkemizde de “Yeni CHP” ile karşı karşıya kaldık.
Türkiye’nin Atlantik güçlerinden ani kopma gösterme ihtiyacı içine girmesinin nedeni ise yeni bir dünyanın kurulmaya başlamasıyla ilgilidir.
Türkiye’de I. Fenerbahçe dışında başka milli kurumların da olduğu ortaya çıkmıştır.