DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU: DÜNYA EKONOMİSİNİN MERKEZİ HIZLA DOĞUYA KAYIYOR. "Tüm Asya bölgesinin özellikle Uzak Doğu bölgesinin küresel ölçekte yükselmeye devam etmekte olduğunu görüyoruz. Bazı uzmanların tespitine göre ekonominin gücü yılda 140 kilometre hızla Batı'dan Doğu'ya kayıyor.


AVRUPA´DA İSLÂM MI, AVRUPA İSLÂMI MI?

gundem.be

- “Avrupa İslâmı”, Avrupa norm ve değerlerine uyum sağlamış, Müslümanlar olarak toplumsal görünürlük ve iddialarından mümkün olduğunca arınmış, İslâm’ı yaşamayı özel alanlara hapsetmiş ve bunu gerekirse devletin yasaklamalarıyla gerçekleştirmiş bir anlayışı ifade ediyor

- Avrupa, “dinsiz dindarlık” tartışmalarında olduğu gibi, Müslümanlar için de hayata müdahale etmeyen, deistik anlamda “pasif bir Tanrı” anlayışına sahip, Avrupa normlarına uymayan ayetlerin Kur’an’dan çıkarılmasına ses çıkarmayan Müslüman tipini arzuluyor

- Batı’da İslâm ve Müslümanlarla alakalı hemen her önemli tartışmanın, “Avrupa İslâmı” projesiyle şu veya bu şekilde bağlantılı olduğunu söylemek mümkün

- İslam ve Müslümanlarla ilgili proje ve tartışmalar, genellikle “güvenlik”, “entegrasyon” ve “kültürel asimilasyon” bağlamında tartışılıyor. Bu durum, Müslümanlara yönelik tartışmaların iyi niyetten yoksun, doğru kavram ve yöntemlerle yapılmadığını, ön yargılı ve çifte standartlı tutumlarla yapıldığını gösteriyor

- Aşırı sağcı-ırkçı veya marjinal partilerin dillendirip diğer sağ-sol merkez partilerce de desteklenip yasalaşan veya yasalaşması istenen “sünnet yasağı”, “helâl kesim”, okullarda başörtüsünün yasaklanması, minare-ezan yasağı gibi tartışmalar, “Avrupa İslâmı”nın öncü tartışmaları olarak görülebilir.

-ÖZCAN HIDIR-

Uzun süredir “Avrupa İslamı”, Avrupa’da alabildiğine gündemde olup tartışılan bir kavram. “Almanya İslâmı”, “Fransa İslâmı”, “Hollanda İslâmı”, “İngiltere İslâmı”, “Amerikan İslâmı” ve “Avusturya İslâmı” gibi alt versiyonlara sahip bu kavram, özellikle 11 Eylül 2001 hadisesi sonrasında, sözü edilen ülkelerde olduğu gibi, Avrupa çapında da siyasî bir proje olarak karşımızda. Bu versiyonlar arasında, ilgili ülkelerin yerel şartlarına bağlı bazı farklar olsa da, bu durum meselenin özünü değiştirmiyor. Zira temel paradigmalar hemen her bir versiyonda aynı kalıyor.

Nitekim hemen hepsinde temel amaç, Müslümanların İslâmî kimlikleri-kişilikleriyle çelişse bile, Avrupa norm ve değerlerini içselleştirmeleri beklentisidir. Bu ise esasen kamusal alanda görünürlüğü en aza inmiş, hayata dair temel iddialarından mümkün olduğunca arınmış ve Avrupa’nın seküler toplum yapısına uygun hale getirilmiş, “görünür olmayan” bir İslâm anlayışını ifade ediyor. Şarkiyatçılar ve sosyal bilimcilerce (siyaset bilimci, sosyolog, antropolog) buna dair genişçe bir literatür de üretildi, üretiliyor. Bu manada, Batı’da İslâm ve Müslümanlarla alakalı hemen her önemli tartışmanın, “Avrupa İslâmı” projesiyle şu veya bu şekilde bağlantılı olduğunu söylemek mümkün.

“Avrupa İslâmı” üst projesiyle doğrudan bağlantılı olan bazı projeler, bazı ülkelerde somut meyvelerini vermeye de başladı. Nitekim Macron’un “Fransa İslâmı” adıyla dillendirip geçtiğimiz aylarda yayımlanan bir raporla belli oranda ete kemiğe bürünen projesi bunun en son ve somut versiyonu. “Avrupa İslâmı” dayatmaları konusunda önemli bir tecrübeye sahip olan Fransa’da, 300 sözde aydının imzaladığı ve Kur’an’ın ve İslâm’ın “reforme edilmesini” talep eden bildiri de, Macron’un “Fransız İslâmı” projesinden bağımsız değil. Almanya ve Avusturya’da da benzer projelerin devreye alınmaya başladığı biliniyor. İslâm’ın resmi din olarak kabul edildiği 1912 tarihli “İslâm Kanunu”nda kapsamlı değişiklikler yapan 2015 yılındaki “Avusturya İslâm yasası” ve akabindeki gelişmeler, bu İslâm projesinin Avusturya örneği olarak karşımızda. Almanya’daki Müslümanların ve geleneksel İslâmî temsil kurumlarının ve cemaatlerin geleceğini doğrudan etkileyecek yeni düzenlemeler, “Avrupa İslâmı”nın Almanya versiyonu olarak tezahür ediyor.

Şu halde bütün bunlar, Avrupa’daki “modern-ulusal İslâmlar”ın pilot uygulamaları olduğu gibi, daha geniş manada da bir üst “Avrupa İslâmı” projesinin alt versiyonlarıdır.      

- “Avrupa’da İslâm” mı, “Avrupa İslâm’ı” mı?

Bu başlıktaki soruyu “Avrupalı Müslümanlar mı” yoksa “Avrupa’da Müslümanlar mı” şeklinde de sorabiliriz. Bu iki durum arasında önemli bir farkın olduğu aşikâr. “Avrupa’da İslâm ve Müslümanlar” kavramlaştırması, Avrupa’daki Müslümanların “kendileri” olarak yaşamalarını, kimliklerini koruyarak sağlıklı bir entegrasyonla bulundukları ülkelere sosyokültürel, siyasî ve ekonomik olarak katkıda bulunmalarını ifade ediyor. Avrupa’ya özgü bir İslâm pratiğini, yorumunu kabul eden bir tutum benimseyen ve şu an cinsel taciz suçlamasıyla Fransa’da tutuklu olan Tarık Ramazan’ın genel yaklaşımının da bu yönde olduğu biliniyor.

Tabiatıyla burada Avrupa’daki Müslümanların bu katkıyı ne derece yapabildikleri, nasıl yapmaları gerektiği, bunun için gerekli yöntemin ne olduğuna dair kendi aralarındaki dinî, siyasî, sosyokültürel tartışmalar oldukça önemlidir. Nitekim bu tartışmalar, Avrupa’daki Müslümanların geleceğini yakından ilgilendiriyor. Ne var ki reaksiyoner tavırları ve edilgenlikleri sebebiyle, Müslümanlar tarafından bu tartışmaların yeterince ve olması gerektiği gibi yapıldığı pek söylenemez. Bununla birlikte, meselenin dinî/fıkhî boyutunun günümüzde “fıkhu’l-ekalliyyât” (azınlıklar fıkhı), “fıkhu’z-zarûrât” (zaruretler fıkhı), “maslahat-mekâsıd” (maslahatlar-gayeler) gibi konu başlıkları altında tartışılmakta olduğunu ve bu manada önemli bir literatürün de oluştuğunu belirtmek gerekir. Burada en temel problem, İslâm’ı iyi bilen, İslâmî metinlere vakıf olan alimlerin “bağlam”ı yeterince bilememeleri, buna karşılık bağlamı iyi bilen Müslümanların da İslâmî ilim ve metinlere yeterince vakıf olamamalarıdır.                  

Öte yandan “Avrupa İslâmı” ise yukarıda da kısmen işaret edildiği üzere, Avrupa norm ve değerlerine –özellikle de değerlerine– tastamam uyum sağlamış, Müslümanlar olarak toplumsal görünürlük ve iddialarından mümkün olduğunca arınmış, İslâm’ı yaşamayı özel alanlara hapsetmiş ve bunu gerekirse devletin yasaklamalarıyla da olsa gerçekleştirmiş bir anlayışı ifade ediyor. Bunun ise esasen dünyevileşmiş ve sekülerleşmiş bir İslâm anlayışına karşılık geldiği söylenebilir.

Bu anlamda Fransa, Almanya, Hollanda, Avusturya, İsviçre ve Belçika gibi önemli oranda Müslüman nüfus barındıran ülkelerde Müslümanlar “medenîleşerek”, ılımlaşarak, çerçevesi egemen devletlerce çizilmiş “ulusal pilot İslâmlar”ın bir parçası olacaklardır. Avrupa’daki “dinsiz dindarlık” tartışmalarında olduğu gibi, Müslümanlar için de hayata müdahale etmeyen, tabir yerinde ise deistik anlamda “pasif bir Tanrı” anlayışına sahip, Avrupa normlarına uymayan ayetlerin Kur’an’dan çıkarılmasına ses çıkarmayan Müslüman tipinin arzulandığı söylenebilir. Özel olarak yetiştirilip Müslümanlarla ilgili belli kürsü ve projelerin başına getirilen, kök ülkesine yabancılaşmış “devşirmeler”in bu konuda en önemli katkıyı sağlayan grup olduğunu da belirtmek gerekir. Ayrıca çoğunlukla İran, Hind-Pakistan, Somali, Mısır ve Suriye gibi İslâm ülkelerinden Batıya göç etmiş/iltica etmiş “ex-Müslümanlar” (İslâm’dan irtidat etmiş olanlar) ile yer yer Selefî, yer yer de Sûfî görünümleriyle karşılaştığımız bazı mühtedileri de bu meyanda sayabiliriz. Son yıllarda Müslümanları “ehlîleştirme” ve “Avrupa İslâmı” projelerini hayat geçirmekte sözü edilen bu grupların öncü rol oynadıkları, Müslümanlarla ilgili kurumların başına bu tür kimselerin getirildiğini görüyoruz.       

- İslâm ve Müslümanlar, Yahudi ve Hıristiyanlar gibi görülmüyor  

Burada şu hususa da işaret etmek gerekir ki İslam ve Müslümanlarla ilgili bütün bu tartışmaların, aslında Yahudi ve Hıristiyanlar ile ilgili benzer tartışmalar bağlamında ele alınıp yürütülmesi beklenirdi. Ancak pratikte öyle olmuyor; İslam ve Müslümanlarla ilgili projeler ve tartışmalar, bilhassa 11 Eylül sonrasında, genellikle “güvenlik”, “entegrasyon” ve daha doğru bir tabirle “kültürel asimilasyon” bağlamında tartışılıyor. Bu durum, Müslümanlara yönelik tartışmaların iyi niyetten yoksun olduğunu, doğru kavram ve yöntemlerle yapılmadığını, ön yargılı ve çifte standartlı tutumlarla yapıldığını gösteriyor. Bu meyanda, daha ziyade Avrupa’daki aşırı sağcı-ırkçı veya marjinal partilerin dillendirip diğer sağ-sol merkez partilerce de genellikle desteklenip yasalaşan veya yasalaşması istenen “sünnet yasağı”, “helâl kesim”, okullarda başörtüsünün yasaklanması, minare-ezan yasağı gibi tartışmalar da, “Avrupa İslâmı”nın öncü tartışmaları olarak görülebilir.

Ancak “helâl kesim” ve erkek çocukların sünnet edilmesi tartışmalarının özellikle üzerinde durmak gerek. Zira her iki tartışma da hem Yahudileri hem de Müslümanlar için temelde teolojik bir tartışma olduğu halde, Yahudiler söz konusu olduğunda bu dini bir hak olarak yorumlanıp özel düzenlemelerle istisnalar getirilirken, Müslümanlar hakkında pervasızca “entegrasyon”, “kamusal alan” veya “insan-çocuk hakları” ve “hayvan hakları” gibi kavramlar gündeme getirilip tartışılıyor. Yine Yahudiler ve Hıristiyanların eğitim kurumları veya üst çatı örgütleri söz konusu olduğunda, “dublex ordo” anlayışıyla kendilerine bütçe verilip müfredatı kendilerinin belirlemeleri, hocalarını kendilerinin tayin etmelerine genelde müsaade edilirken, istisnalar bir yana, Müslümanların üst çatı örgütlerine genelde müdahale ediliyor veya Müslümanları temsil eden üst kurullar tepeden atamalarla oluşturuluyor; bütçe verilmiyor, verilse bile aşırı müdahaleci bir anlayışla kontrol ediliyor.

- “Avrupa İslâmı” tartışmasının oryantalist arka planı

Burada “İslâm’ın aslında Yahudi-Hıristiyan kültürünün anlamsız bir yorumu ve ilkel insan toplulukları için üretilmiş terakkiye mani ikinci sınıf bir inanç biçimi” olduğunu ileri süren klasik oryantalist söylemin rol oynadığını söyleyebiliriz. Ateist, deist, agnostik ve nihilist gibi kategorilerle dinden uzaklaşmanın yüzde 70’lere vardığı bugünün Avrupa toplumlarında bu politika, “tüm dinler anlamsızdır; ama en anlamsız ve ilkel olanı İslâm’dır” söylemiyle öne çıkıyor. Buna göre İslâm, Yahudi-Hıristiyan arka plana sahip oryantalistlerin gözünde “Yahudilik-Hıristiyanlığın kötü bir taklidi”, seküler-oryantalist söylemde ise “çağın gerekleriyle uyuşmayan”, “arkaik” bir inanç biçimi olarak görülüyor. Böylece “Avrupa İslâmı”nı benimsemesi beklenen Müslümanlara dolaylı olarak, bu dinî, inancı terk etmeleri veya sadece vicdanlarına hapsetmeleri halinde kendileri gibi “medenîleşip terakki edecekleri” telkininde bulunuluyor. Burada da aslında kültürel ırkçı, benmerkezci ve belki de öjenik bir bakışla merkeze alınan Avrupa norm ve değerlerine İslâm ve Müslümanların uydurulmaya çalışılması, modern, “ıslah edilmiş”, “ehlîleştirilmiş” bir İslâm inşa etme çabası belirgin olarak öne çıkıyor.

Günümüzde İslâm ve Müslümanlara yönelik bütün bu oryantalist arka plan, niteleme, etiketleme ve tanımlamalarda esasen şu ön kabul de çok belirgin ve son yıllarda en yetkili ağızlardan da açıkça dillendiriliyor: “İslâm ve Müslümanlar aslında Avrupa’ya ait değildir”. Bunun tersten okunuşu ise şudur: Müslümanlar şayet Avrupa’da yaşayıp gelecek inşa edeceklerse, ancak yukarıda bahsedilen “Avrupa İslâmı” çerçevesinde norm ve değerlerinden arınmış, sekülerleşip “ehlileşmiş” olarak Avrupa’da kendilerine yer bulabilirler; aksi durumda ise Avrupa/Batı İslâm ve Müslümanlara yurt olmaz. Aşırı sağın yükselişini –veya körüklenmesini–, Müslüman ve göçmen karşıtlığının artmasını, radikal-entegrist ve şiddet yanlısı Müslüman imajının sürekli öne çıkarılmasını, “çok kültürlülük sona erdi” söylemlerini ve dolayısıyla “kültüralist” ve “kültürel ırkçı” politikaların öne çıkmaya başlamasını da bu bağlamda düşünmek gerekir.

Şu halde, Avrupa’daki Müslümanların, kendileriyle ilgili bütün bu projelerin farkına varmalarının, bir Müslüman ülkesinde değil de “Avrupa’da Müslüman” olduklarının ve orada “Müslüman kalarak” oraya katkıda bulunmanın doğru yöntemleri üzerinde ciddiyetle durmalarının zamanı geldi de geçiyor.

İSTANBUL (AA)


Diğer

05 / 11 / 2018 12:15

ÇAVUŞOĞLU: ´´KOLAY BİR COĞRAFYADA YAŞAMIYORUZ´´

Çavuşoğlu, "Tüm zorluklara rağmen ülkemizin istikrarının ekonomik olarak büyümesi için, güçlenmesi için her türlü tedbiri alıyoruz, almaya devam edeceğiz." dedi.

Devamını oku

02 / 11 / 2018 22:25

YAPTIRIMLAR KARŞILIKLI OLARAK KALDIRILDI

ABD Hazine Bakanlığı, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'e yönelik yaptırımları kaldırdı.

Devamını oku

01 / 11 / 2018 13:40

BU KARE FRANSA ERMENİLERİNİ ÇILDIRTTI

T.C. Paris Büyükelçiliğimizde çekilen bu fotoğraf Fransa Ermenileri tarafından skandal olarak nitelendirildi.

 

Devamını oku

31 / 10 / 2018 21:40

ALMAN DEVLETİ BÜYÜK BİR SINAVLA KAŞI KARŞIYADIR.

Yeneroğlu: “57 yıldır Almanya’ya ve ana vatana değer katan insanlarımız iki ülkenin de ayrılmaz birer parçasıdır.”

Devamını oku

29 / 10 / 2018 12:50

YENİDEN ADAY OLMAYACAK

Almanya Başbakanı ve CDU Genel Başkanı Angela Merkel'in yeniden partisinin genel başkanlığı için aday olmayacağı ileri sürüldü.

Devamını oku

29 / 10 / 2018 12:50

DÖRTLÜ ZİRVE TÜRKİYE´NİN DİPLOMATİK ZAFERİ.

Uzmanlar, İstanbul'daki Suriye konulu dörtlü zirvede Rusya, Fransa ve Almanya'ya ortak bir bildiri imzalatan Türkiye'nin diplomatik bir zafer kazandığını belirtti.

Devamını oku

16 / 10 / 2018 12:40

FRANSA´NIN İSLAM´A BAKIŞI.

Fransa İslam"ı kavramından maksat, İslam dininin uygulamalarının değiştirilmiş haliyle Fransa’da kabul görmesinin sağlanması

Devamını oku

16 / 10 / 2018 12:35

DÜNYADA HER 7 DAKİKADA BİR KIZ ÇOCUK GELİN OLUYOR.

ABD'de en az 36 eyalette çocuklar yargı kararıyla, 34 eyalette de ebeveynlerinin izniyle dünya evine girebiliyor

Devamını oku

16 / 10 / 2018 12:25

AVRUPA´DA İSLÂM MI, AVRUPA İSLÂMI MI?

Batı’da İslâm ve Müslümanlarla alakalı hemen her önemli tartışmanın, “Avrupa İslâmı” projesiyle şu veya bu şekilde bağlantılı olduğunu söylemek mümkün

Devamını oku

16 / 10 / 2018 11:50

KAZARA KENDİ UÇAKLARINI VURDULAR.

Belçika'da askeri bir hava üssünde park halinde olan bir F-16 Falcon jetinden açılan yaylım ateşi sonucu 2 savaş jeti kullanılamaz hale geldi.

Devamını oku

15 / 10 / 2018 21:10

BAŞKONSOLOS YILMAZ´I ZİYARET ETTİLER

Hollanda Yozgat’lılar Federasyonu yöneticileri, Rotterdam Başkonsolosu Aytaç Yılmaz’a makamında bir nezaket ziyaretinde ‘’hoş geldiniz’’ dedi.

Devamını oku

11 / 10 / 2018 13:15

ADALET DAİRESİ

Erdoğan bir eski Türk İslam geleneği ya da kavramı olan “adalet dairesi”ni hatırlatarak küresel düzeydeki adalet açığına dikkat çekti.

Devamını oku