Belçika hükümeti, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vakalarındaki aşırı artış üzerine dört hafta boyunca kafe, bar, restoranların kapatılması ve gece yarısından 05.00'e kadar sokağa çıkma kısıtlaması gibi önlemler getirmeye karar verdi.


İBADET İLE TİCARET ARASINDA CEM OLMAK

gundem.be

MUHSİN CEYLAN

Türk toplumunda ibadet edilen küçük yerlere mescit, büyüklerine de  cami diyoruz. İçinde cuma namazı ve bayram namazı kılınmayan  namazgâhlar, hemen hemen her derneğimizde vardır.

Bilhassa toplu ibadet için geniş mekan gerekir. Bu mekanlar dinlere  göre cami, mescit, havra, kilise, şapel, dua odası şeklinde  adlandırılır.

Almanya’nın yeni yerlileri haline geldiğimiz süreçte, camilerimizin  namazgâhlarımızın da ilk başlardakilerden çok değiştiğini hep beraber  yaşadık, yaşıyor bundan sonra da yaşayacağız. Bu değişikliğin fiziki  yönde bariz şekilde olduğunu görürken, hizmet içerikleri açısından ciddi  mesafe katedildiğini söylememiz mümkün değil.

BİNA İNŞAATININ UNUTTURDUĞU İNSAN İNŞASI

Olmak yerine görünme hastalığımız, camilerimizin faaliyetlerinde de  dikkat çekiyor. Emeği geçen herkese çok çok teşekkür ettiğimiz,  minareli, kubbeli camilerimiz de var artık, bugün yeni yerlileri  olduğumuz tüm Avrupa ülkelerinde. İstisnalar kaideyi bozmaz.  Tarihimizden gelen kültürümüzün ana damarlarından biri olan  camilerimizde, Kur’an’ın bahsettiği insan inşasına yönelik faaliyetler  görmek maalesef mümkün değil.

Devamlı bir yerlerde ‘Güzel Kur’an Okuma Yarışması’ ilanlarıyla  karşılaşırken, ‘Nebi Rehberliğinde Kur’an-ı Kerim’i, İslam’ı Doğru  Anlama’ etkinliği ilanına rastladınız mı hiç? Evet, rastladınız mı?..  Dine ilave ettiğimiz kandillerin ve onun kutlaması için memleketten  getirilen, aslında şovmen olan bizlerin ise ‘hatip’ dediği beylerli  kutlamalarla kermes ilanlarını unutup haksızlık etmeyelim.

Bu sorumuzun sizi rahatsız ettiğini biliyorum. Daha fazla rahatsız  olmak istemiyorsanız, yazıyı burada okumayı bırakıp başka sayfalara  geçin derim.

İBADETİN ÖNÜNE GEÇİRİLEN TİCARET

Doğru anlamadığımız bir şeyi nasıl temsil edebileceğimizi fakirin  aklı basmaz. Ehli bilir; câmilerin fonksiyonlarını, mabet, yönetim  merkezi, ilim ve kültür mekanı olarak kabaca üç gruba ayırmak mümkündür.  Bu fonksiyonların detaylarına girmiyorum. Müdavimi olduğumuz hangi  camimizde bunları görmemiz mümkün?

Her renkten ve sınıftan insanın bir araya gelip aynı safta ibadet  ettikleri camiler, özünde sosyal dayanışmanın sağlanmasında önemli bir  misyona da sahipken, camilerimizde para toplanmayan en son Cuma namazını  ne zaman ede ettiniz? Bir de imamlarımızın asli göreviymiş gibi, genel  merkezlerin kurdukları ‘Helal et’ şirketlerine sipariş toplama  mecburiyetiyle karşı karşıya bırakılmaları size garip gelmiyor mu?

Camilerimiz, içinde yaşadığımız toplumla kaynaşabilmek için öğretim  faaliyetleriyle külliye olması gerekirken, farkındaysak bambaşka bir  şekle evriliyor. Bu ibadet mekanları camiler, ticaret mekanlarına  dönüşüyorsa; nereye gidiyoruz diye oturup düşünmek zorundayız. İnsanı  inşa eden ibadetin, adetin ve ticaretin gerisine itilmesi, çok uzakta  değil yakın gelecekte bile telafisi mümkün olmayacak dine yabancılaşmayı  beraberinde getirmesi kaçınılmazdır. Genç kuşakların camilerimize  mesafeli durmaları, etkinliklere ilgisizlikleri sizce neden?

POLİTİKAYI PARTİCİLİK ANLAMA HASTALIĞI

Camilerimizdeki kendilerine ‘din gönüllüleri’ diyen imamlarımızdan  kaçı bırakın federal veya eyaletteki bugün ve gelecekle ilgili  gelişmeleri içinde yaşadığı şehirde neler olup bittiğinden haberdar?  Gerek cami yönetimi, gerekse imam dostlarımız, bu süreçlerle ilgili cami  cemaatine bir Müslüman olarak, hangi cümleyi kurar?

Almanya’da 2 bin 400 civarında cami var. İslam’ın sembolü olan bu  mekanlarımız, çoğunluk toplumuna İslam ile ilgili bir resim veriyor. Bu  resimden memnun olanlarımız elini kaldırsın bir zahmet.

Merhum Ahmet Haşim, ’’İki kapı olsa, birisinin üzerinde ’Cennet’  diğerinin üzerinde ‘Cennet hakkında konferans’ diye yazılı olsa, bütün  Almanlar ikinci kapıya hücum eder’’ diyor Frankfurt Seyahatnamesinde.

Camilerimizi maddeden manaya taşımak için geç kaldığımız yola revan  olmadığımız sürece, çoğunluk toplumunun hücumlarını hep ‘düşmanlık’  olarak anlama kolaycılığımızı sürdüreceğiz. Mağduriyet retoriği, iyi  prim yapıyor. Oysaki bu sokak, çıkmaz sokak. Artık bizler herşeyimizle  buralıyız. Buralılığın gereklerini de, amasız, fakatsız yerine getirmeye  de mecburuz.

EDİLGENLİĞİN SEBEBİNİ SORMAK, HAKKIMIZ

Çoğunluk toplumunda, camilerimizden birine yapılan alçakca bir  saldırı karşısında bir kiliseye veya bir havraya yapılan herhangi bir  saldırıdaki gibi bir tepki neden oluşmuyor sizce? Polisin,  papazın izni  olmadan birini almak için dahi içeri giremediği kilise de ibadethane,  cami de ibadethane. Ama aynı polis, uyduruk kıytırık gerekçelerle  yanında köpeğiyle ayakkabılarını çıkarma ihtiyacı duymadan bir camiye  girip, sözde aramasını yapabiliyor. Böyle bir gayri kanunilik ve  ahlaksızlık karşısında hangi tepki veya itiraz cümlesini kuruyoruz?  Genel merkezler olarak veya onların oluşturduğu birliktelik kurumlarımız  üzerinden niye iki kelam edemiyoruz? Nedir bu edilgenliğe sebep olan  gebelik?

Avrupa’da varoluşumuzun sürekliliğinin oturduğu iki ayak var; ilki  anadil Türkçe diğeri de camilerimiz. Camilerimizden kastımız fiziki yani  mimari yapıları değil, külliyelikleri. Burada, Şefik Kantar ağabeyimin  ’’Allah’a Bir Ev Yapmak’’ kitabını hatırlatmanın tam da yeri.

TÜRKÇESİ CEMEVİ OLAN CAMİ

İbadethaneler camilerimizin, mescitlerimizin, teolojik boyutuna da  girip hem yazıyı uzatmak hem de sizleri daha fazla yormak niyetinde  değilim. O konuyu da ehline sorup hasbihal edebilirsiniz.

Cemevinin arapçası olan camilerimizin sosyokültürel ve sosyopolitik  yönünü ivedilikle her türlü tabudan uzak bir şekilde konuşup tartışarak,  ortak bir yol haritası çıkarmak zorundayız.

Günümüzde de insan ve çağımızla ilgili her türlü meselenin  konuşulabildiği mekanlar olması gereken camilerimizi, terk edilen bu  özelliğiyle yeniden buluşturmak zorundayız. Cami, kilise benzeri sadece  belli vakitlerde ibadet edilen kutsal mekânlar değildir.

Yeni yerlisi olduğumuz ülkenin eğitim sürecinden geçen çocuklarımız,  torunlarımız ve sonraki kuşakların kaybolmasını istemiyorsak ve asli  yerlilere ulaşmak niyetine sahipsek, camilerimizi külliyenin çağa uygun  halini kurup işlerlilik kazandırmaya mahkumuz.

PARA TOPLAMA DİLİ TÜRKÇE, DUA DİLİ İSE ARAPÇA

Camilerimizi, ununu elemiş eleğini de duvara asmış birinci kuşağın  akranlarıyla buluşma mekanları olmaktan kurtarmak gibi bir vizyonumuz  yoksa, günümüzdeki ziyaretçisizlik ve ilgisizlikten satışa çıkarılan  kiliseler gibi orta ve uzun vadede aynı akıbetten kurtulmak mümkün  değildir.

Yaşadığımız sürecin farkında olanların bugünlerde atacakları adımlar,  kuracakları tez cümleleri, yarınlardaki cami kimlik ve şahsiyetini  oluşturacaktır. Sadece para toplarken değil, dualarında Türkçe de  konuşabilen ve Allah’ın Türkçe de bildiğini bilen ilahiyatçılarımız,  İslam’ın yeni vatanlarda da kurumsallaşmasına çok ciddi katkı  sağlayabilirler.

Şayet bunu yapamazsak, mülteci olaylarıyla değişen Almanya’daki  göçmen demografik yapısını sevki idare edenler, değişim sürecinin hem  istikametini hem rengini hem de muhtevasını belirleyecektir. Bu süreçte  özne mi olmak istiyoruz, yoksa nesne olarak kalmak mı, bunu bizlerin  bugünlerde atacağı adımlar belirleyecek.


Diğer

11 / 12 / 2019 12:30

İBADET İLE TİCARET ARASINDA CEM OLMAK

Bu sorumuzun sizi rahatsız ettiğini biliyorum. Daha fazla rahatsız olmak istemiyorsanız, yazıyı burada okumayı bırakıp başka sayfalara geçin derim.

Devamını oku

13 / 03 / 2018 23:55

STK´LARIMIZ.

STK’larımızın asli yerli STK’lar örnekliğinde kurumsal gelişimi ve sağlıklı yapılanmaları için gerekli adımların atılması yerine ne yazıkki, yıllardır sadece konuşuluyor.

Devamını oku

29 / 01 / 2018 16:30

İNSANIN GÖÇMESİ, KİMLİĞİNİN KAYMASI

Gülben Ergen’in bile artık köşesi olduğu Türk medyasında, “Avrupa Türkleri” üzerine yazılanlar her geçen gün artıyor.

Devamını oku

30 / 09 / 2017 12:05

AHDE VEFA, DÜRÜSTLÜK VE UNUTMAK

Yaşlı Adam, üzgün bir ifade ile: “Ne yazık ki, karım Alzheimer hastası hiçbir şey anlamıyor, hatırlamıyor ve hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor” demiş.

Devamını oku

05 / 03 / 2016 09:10

YUNUS EMRE´NİN FELSEFESİNİ ÇAĞA TAŞIMAK..

Yunus’a biraz kulak kabartabilirsek, onun günümüze ait sözlerini anlayıp topluma taşıdığımızda, göreceğiz ki; çok ciddi mesafeler katedeceğiz.

Devamını oku