Haberin yayım tarihi
2017-02-09
Haberin bulunduğu kategoriler

BİR EMEK HIRSIZININ ANATOMİSİ 2

Yazan Sevim Ünal.

Yağmur yağıyor. Damlacıklar dalgalarda yitip gidiyor. Eve varıyorum. Annemin soru dolu gözleriyle karşılaşıyorum. ‘Ne işin var o tip insanlarla kızım?’ diye çıkışıyor. Aklımda adamın dolandırıcı olduğu düşüncesi çıkmıyor. ‘Aman anne, kitap için uğraşıyorum işte’ diyorum. ‘Dikkat et! Dolandırıcısıydı, teröristiydi, hırlısıydı, hırsızıydı hepsi var İstanbul’da. Başını belaya sokarsın sonra.’

Montumu çıkartıp asıyorum. O sırada cep telefonuma bir mesaj düşüyor. Açıp bakıyorum. ‘Kitabınızın kapak dizaynını böyle yaptık iyi mi?’ diye soruyor adam. Şaşırıyorum. Hemen çalışmaya başlamış olması aklımdaki şüpheyi biraz uzaklaştırıyor. Kapaktaki bazı şeyleri beğenmediğimi, değişmesi gerektiğini yazıyorum. Onaylıyor. Ertesi gün yeniden buluşmamızı öneriyor. ‘Kitapla ilgili diğer detayları görüşmemiz gerekiyor’ diyor. Yeniden buluşuyoruz. Kapak tasarımını çok önemsiyorum ve tam da düşündüğüm gibi olmalı diye ekliyorum.

‘Yayınevinin sahibine, kitabını konuştuğumuz şartlarda yayımlasın diye bir şeyler anlattım’ diyor.

Bir süre susuyor. Oturduğumuz pastanenin pencerelerine yağmur damlacıkları çarpıp, hızla aşağıya düşüyorlar. Yan tarafta yıkık dökük binanın bahçesinde, kırık dökük tahtaların arasında birkaç kedi tortop olmuş, uyuyorlar.

Adamın sesiyle düşüncelerimden kopup, onun beraberinde getirdiği birkaç kitaba çeviriyorum bakışlarımı. ‘Yayınevine, bu kitabı yayımlasın diye şöyle bir şey anlattım… ‘ diyor. Uzun uzun uydurduğu senaryoyu anlatıyor. Sert bir sesle itiraz ediyorum. ‘Böyle bir yalana neden gerek var anlamıyorum? Gerçekte yayımlamaması için hiçbir neden yok. Bu işsizlikte böyle bir şeyi ret edemez, sanmıyorum. Yayınevinin sahibini benimle tanıştır, ben görüşeyim.’

‘Olmaz! Adam çok yoğun’ diyor.

Yeniden şüpheli tavırlar, tutarsız konuşmalar, anlamsız mazeretlerle bir sürü şey anlatıyor. Ara sıra öfkesine hakim olamıyor. Ağzından sözcükler sert çıkıyor. Ardından özürler diliyor. Benim bu piyasayı bilmediğimi, anlamadığımı öne sürüyor. Son tavırları onu ele veriyor. ‘Bak’ diyorum. Adam susuyor. ‘Bu benim ilk kitabım. Zeringer’i yayınlamak zorunda değilim. Ben sadece şartları, piyasayı, yayınevlerinin dağıtım yapıp yapmadıklarını vs… öğrenmek için giriştim bu işe. Sen bu yayınevinin adına buradasın ve bana sunduğun şartları kabul ettim. Üstüne hikayeler uyduruyorsun. Kitap’ta bir şeyleri değiştirmen gerektiği zaman da bu uydurduğun hikayeyi engel olarak kullanıyorsun. Saçma geliyor bana. Bu kitap benim istediğim gibi olmalı!’ Adam geriliyor.

Masanın üstünde duran kitapları toplayıp, kalkıyor. ‘Gerisini sonra konuşuruz’ diyor.

Yeşil parkasını üstüne geçirip, ayrılıyor pastaneden. Geriye iki kişi kalıyoruz. İki kişi gitmiştik onunla buluşmaya, benimle gelen arkadaşım başından beri dinliyor. Ara sıra şaşkınlıklarını dile getiriyor fakat genelde karışmıyor. Birer çay daha söylüyoruz. Olup bitenleri analiz etmek için en başından ele alıyoruz.

Bir an telefonuma bakıyorum. Messenger’da tanımadığım birisinden bir mesaj var. Yayınevinin sahibi olduğunu yazmış. Kitapla ilgili detayları onunla yazışabileyim diye beni bulduğunu bildirmişti.

Buna çok seviniyorum. ‘Onu aradan çıkartabilirsin artık’ diyor arkadaşım.

İşte bundan sonrası daha ilginç gelişiyor. Arkası Yarın

Son Haberler

Hits: [srs_total_pageViews] Visitors: [srs_total_visitors]
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.