Belçika hükümeti, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vakalarındaki aşırı artış üzerine dört hafta boyunca kafe, bar, restoranların kapatılması ve gece yarısından 05.00'e kadar sokağa çıkma kısıtlaması gibi önlemler getirmeye karar verdi.


GÖZETLİYORSANIZ, GÖZETLENİYORSUNUZDUR.

gundem.be

Yazan, Sevim Ünal

Kısa sürmüş bir tatilin ardında, verandaya oturmuş,  yorgunluklarını atmaya çalışıyorlardı.

Bakışları karşı blokta yaşayan İspanyol komşusuna takıldı. “O da  her yıl ülkesine bizim gibi gidip geliyor mudur?’ diye sordu kocasına.

“Kim, İspanyol mu?”  Adam, kadının baktığı yere çevirdi başını.  “Hergele, bulmuş yine fıstık gibi kadını. Yahu insan bir kadınla iki defa çıkmaz mı? Bu adam çıkmıyor. Ne zaman baksam başkası var balkonunda. Vallahi adam hayatını yaşıyor” dedi gür bir sesle. Ardından keyifli bir kahkaha attı.

Kadın, ona döndü  “ Pek bir özendin ona, hayırdır? Dedi. Sesi alaycıydı. “ Çok istiyorsan sen de git de onun gibi yaşa!”

Adam arkaya yaslandı, karısının gözlerinin içine derince baktı. “Aa, ama ciddiye alıyorsun canım.”  Bacak bacak üstüne attı, “İstiyor musun öyle yaşamamı?” diye sordu manidar bir ses tonuyla.

“Ayol ben ne isteyeceğim, asıl sen istiyor musun?” kadın bu mevzuyu kendilerine getirmekten sıkılmıştı.

Aceleyle, “Neyse bırak şimdi bizi. Baksana bu diğerlerinden daha güzel” dedi. “Adam da yaşlandı” diye mırıltıyla ekledi. “Saçları iyice kırlaşmış.”

Uzun, dar balkonun, siyah demir parmaklıkları arasında kadının düzgün-biçimli bacakları görünüyordu. Kadının tam karşısına oturmuş olan adam, kollarını havaya kaldırıp gerindi. Ardından bakışlarını masada gezdirdi, ayağa kalktı, içeriye girdi. Masada yalnız kalan kadın, sandalyesinde asılı duran çantasından makyaj aynasını çıkarıp yüzünü şöyle bir inceledi, sonra aynayı torba şeklindeki çantasına atıverdi. Başını, adamın ne yaptığını görmek için içeriye doğru uzattı. O sırada içerden bir kedi çıktı. Uzun, gri- beyaz karışımı tüyleriyle salınarak gelip kadının bacağına süründü. Başını kaldırıp miyavladı. Kadın ona doğru eğilip bir şeyler mırıldandı, kulağının altını okşayıp bıraktı. Masasın üzerinde duran cep telefonunu alıp karıştırmaya başladı. Kadının ilgisini kaybettiğini fark eden kedi ani bir hareketle sıçrayıp kadının kucağına yerleşti. Kadının elindeki cep telefonunun ucunu hafifçe ısırdı. Kadın telefonu tekrar masaya koyup dikkatini kediye verdi. Kedi başını kadının elinin altına soktu.

Kadın, sevgiyle kedinin çenesinin altını okşayıp onunla mırıltılı bir sesle konuşmaya başladı.

 Adam geri geldiğinde onları öyle görünce, yüzünü buruşturdu. Elindeki tabağı ahşap masaya bırakıp, kediye baktı. “Git şuradan Don” diye azarladı. Sesi verandada oturanlara kadar gelmişti. Kedi isteksizce yere atlayıp tembel adımlarla içeri girdi.

Verandadakiler tiyatro izler gibi hala büyük bir ilgi ve merakla onları izlemeye devam ediyorlardı. “Bu kedi de nerden çıktı? Daha önce görmedim onu. Sen görmüş müydün?” Dedi kadın, dönüp kocasına baktı.

“Yok, ben de ilk görüyorum. Bizimkine de ne çok benziyor değil mi?”

“Hı hı” dedi kadın. ‘Bizimkisi bunun kadar sevecen değil tabi. Elini uzatsan kaçacak delik arıyor bacaksız.’

Adam karşı balkona olan ilgisini kaybetmişti. Ayağa kalktı “ben kahve yapacağım, ister misin?’ Karısı onu duymamış gibi, “Kedi yeni olmalı. O da sahibi gibi çapkın” diye devam etti sözüne. Baksana adamın yokluğunu fırsat bilip kadının kucağına atlayıveriyor.”

 “İnsanın kedi olası geliyor” dedi adam. Sesli bir kahkaha atıp mutfağa gitti. Oradan karısına seslendi. ’Süt ister misin Aliye?’

Kadın adamın attığı kahkahaya kızmıştı. “Zevzek’ diye mırıldandı. ‘ Az süt ve biraz da şeker koy” diye seslendi kocasına.

Kadın gözlerini karşı apartmanın malum balkonundan alamıyordu. İspanyol yaşlanmış mıydı? Sanki hareketleri ağırlaşmış gibi gelmişti. A, işte telefon gelmişti. Karşısındaki kadının bütün dikkati kedideydi. Adam biraz telaşlanmış mıydı, ona mı öyle gelmişti? Yok canım, baksana adam bas bayağı telaşlanmıştı. Bir yandan telefonda konuşurken diğer yandan karşısındaki kadına kaçamak bakışlar atıyordu. Ara sıra bir eliyle telefonu ve ağzını kapatıp öyle konuşuyordu.

‘Tabi kadın İspanyolca bilmediğinden sen orada rahat rahat konuş, hınzır. Kim bilir yine hangi kadını baştan çıkartıyor?’ diye geçirdi aklından. Bakışlarını adamın karşısında sakince oturan kadına çevirdi. Kadın  kahve fincanına uzandı, yavaşça yudumlayıp fincanı masaya bıraktı. Başını çevirip çevreye şöyle bir bakındı. Onu izleyen kadın hızla bakışlarını oradan uzaklaştırdı. Onu o halde gören kocası güldü. ‘Ne oldu hanım. Seni fark mı ettiler? Yahu yeter, bırak şunları dikizlemeyi!’ dedi.

‘Ya, sen ne diyorsun? Bak bu adam kadını aldatıyor. Hem de gözünün önünde. Telefonda başkasıyla oynaşıyor. Zavallım da bir şey anlamadığından sesini çıkartmıyor.’ Yeniden merakına yenik düşerek başını onlara doğru çevirdi.  İspanyol’un hala telefonda olduğunu gördü. Bir yandan hala karşısındaki kadın onu anlıyor mu diye kaçamak bakışlarla süzüyordu. Adamın yüzünde tuhaf bir ifade mi vardı, yoksa ona mı öyle gelmişti? Tam o sırada adam başını onların bulunduğu verandaya doğru çevirdi. Kadın derhal başını çevirip kocasına döndü. Sandalyesini görüş alanından çekip, görünmediğinden emin olunca rahatladı.

 “Ah! Veli. Bu bize bakıyor. Vallahi bize bakıyor. Acaba izlediğimizi fark etti mi? Yok canım etmemiştir. Ne konuştu acaba telefonda? Allah bilir ya, yeni birini ayarlamıştır. Pis çapkın. Kadınları bozuk para gibi harcıyor. Ne var? Evlen şu güzel kadınla, git yaşa işte. Ama yok, bu biter başkası gelir. Bütün erkekler aynı.”

“Aliye, yine kendi kendine ne mırıldanıyorsun?” Kocası elindeki kahveyi dikkatlice önündeki yüksek sehpaya bıraktı.

‘Aman canım ne mırıldanması. Adam bize doğru bakıyor diyorum, duymuyor musun?’

“Adamı rahat bırak diyorum, acaba sen bunu duymuyor musun? Hem ne var adam baktıysa? Sen de yıllardır oraya bakıyorsun. Bırak bir defa da adam buraya baksın” dedi adam alaycı bir ses tonuyla.

“Hayır, belki izlendiğini fark etmiştir diyorum. Ay, öyle ise çok ayıp olur. Neyse dinle. Az önce telefon geldi bizimkine. İddiasına girerim bu yeni bir kadın buldu!” dedi kadın kahvesine uzanırken.

“Nerden çıkardın bunu?”

“Nerden olacak telefondan. Konuşurken bir garip halleri vardı.”

“Hım. Anladın yani.”

“Bunu anlamamak mümkün mü?”

“Eee, adamın yaşam tarzı bu! Buraya taşınalı on iki yıl oldu. Kaç kadın gördük sayısını ben bile unuttum.”

Bir Hafta Sonra.

Kadın atölyesindeydi. Sipariş aldığı, büyük bir resmi bitirmek üzereydi. Elindeki fırçayı, boyalarının yanındaki su kabına atıp, derin bir nefes aldı. Tualden uzaklaşıp, son bir kez şöyle bir göz attı.

“Tam istediğim gibi oldu” diye düşündü. “Umarım onlar da beğenir.”  Bir süre sonra atölyeden çıkıp posta kutusuna bakmaya gitti. Dışarda hava oldukça güzeldi. Kutuya anahtarı sokup, çevirdi.   Eğilip içine baktı. İsimsiz bir zarf dikkatini çekti. Alıp açtı.

Hola;

Ben karşı komşunuzum. Şu sürekli merakla izlediğiniz komşunuz. Size keyifli dakikalar izlettiğimin farkındayım. Benim de sizden bir isteğim olacak; gelecek hafta bir Türk kızı konuğum olacak. Söylesenize Türkler nelerden hoşlanır gözetlemek dışında?

Buen dia…

Mr. Calvino

Ertesi Sabah

Mutfaktaydı. Musluğun önünde, su kaynatıcısını doldururken gözü adamın balkonuna takıldı. Artık çok dikkatli izliyordu.  Gri, beyaz, o güzel kedi sandalyeye yerleşmişti. Tam o sıra adam içerden çıktı. Yavaş yavaş masaya doğru yürüdü. Kedinin karşısındaki sandalyeyi çekip oturdu. Gözlerini ona dikti. Yüzünde üzgün bir ifade vardı.

“Oh olsun” diye mırıldandı. “Demek o Türk kızını ayarlayamadı. Tabi kız yemi yutmamış olmalı. Aferin kıza.”

İçindeki merakı yenemiyor, bakışlarını balkondan alamıyordu. Musluğa tuttuğu su kaynatıcısı  dolup taşınca düşüncelerinden koptu. ‘Ah!’ diye bir çığlık koptu ağzından. Hemen yarısına dek boşaltıp, yerine yerleştirdi. Düğmesine bastı. Kahvaltı hazırlığına girişti; peynir, salam, az reçel...yumurta...tamamdı. Bunları yaparken evin arka bahçesine bakan mutfak penceresinden bütün bir bloğu gözleriyle taradı. Duvarların arkasına gizlenmişlerdi. Kaybolmuş, ölmüş gibi. Görünür olan bir kendi bir de İspanyol’du. Balkonları kullanan başkaca da kimse yoktu.

İspanyol’un balkonuna tekrar bir göz attı. Hala oradaydı. Üstünde kot bir şort ile rengi kaçmış açık kahve bir t-shirt vardı. Ayakları çıplaktı. Elleriyle masaya dayanıp kalktı. İsteksizce içeriye girdi. Uzunca bir süre de çıkmadı.

Bizi  izleyen de var mıdır acaba?’ diye geçirdi zihninden. Onların bizi izlemeleri daha kolay üstelik. Veranda olduğu için her yer cam. Ne çok şeyi görüyorlardır! Aman canım sende. Ne yapıyoruz ki, ne görecekler!’ Aynı anda tam karşıdaki dairenin perdesi hafifçe kımıldadı. Orada meraklı bir çift gözün olduğunu biliyordu. Tıpkı kendileri gibi.

Başını mutfak penceresine iyice yaklaştırdı, belki görebilirdi onu. Bir karartı görür gibi olduysa da emin olamayıp geri çekildi.

Kocası, sessizce mutfağa girip, “Ne mırıldanıyorsun gene?” deyince irkildi.

“Ayy!”

“Sen yaşlandıkça değişiyorsun. Kendi kendine konuşmaya başladın. Sonra bu komşu izlemeler falan...”

“Korkuttun beni.”

“Hep gözetliyorsun...Neyi merak ediyorsun?”

“Bilmem gözüm takılıyor işte”

“Gelsin ister miydin?”

“Kim?”

“Karşıdaki şu yakışıklı İspanyol. Seni de karşısına oturtup sohbet ederdiniz. Tabi o sandalyeye oturmadan önce neler olur onu bilmem.” “Kendi saçma sapan fantezilerini bana mı mal ediyorsun!”

“Benim adamın karşısına oturmak gibi bir hayalim olabilir mi?”

“Saçmalama. Ama adamın sandalyesine oturmak gibi bir fantezin olabilir.” Ardından, kocasına sert bir bakış atıp, hazırladıklarına döndü. Tepsiyi alıp verandaya çıktı.

“Aaa! Bak şuna’ dedi başını içeriye uzatıp seslenerek. “Getirmiş Türk kızını. Ah be kızım, ne diye takılıp geldin bu pis zamparaya! ”

‘Ne dedin? Tük kızı mı? Hayal gücünü komşularımız üstünde de mi kullanıyorsun Aliye?’

Yok ya, dün bir not aldım İspanyol’dan. Sen gece geç geldiğin için söyleyemedim. Şu yanındaki kız Türk’müş . Yazdığı notu getireyim de oku.’ Kadın seri hareketlerle gidip, elinde İspanyol’dan gelen notla mutfağa geri döndü. Adama uzattı.

Adam bir çırpıda okudu. “Demek izlendiğinin farkındaymış. Bak sen şuna!”

Az sonra balkonda karşılıklı oturup bakışlarını İspanyol’a diktiler. Bir ara kadının bakışları diğer dairenin penceresine takıldı. Perdenin kımıldadığını gördü. Hatta emin olamadığı o karaltı, pencerenin bir köşesine sinmiş onları gözetliyor gibi geldi ona.

“Veli! Yoksa bizim şu İspanyol’u izlediğimiz gibi, başkaları da bizi mi gözetliyor”

“Ne oldu ki” dedi adam bloktaki pencereleri yoklayarak. “Bir şeyden mi şüphelendin?”

“Tam karşıdaki şu daire var ya, onun penceresinde bazen bir karartı görüyor gibi oluyorum. Belki de yanılıyorumdur”

“Görüyor musun, görüyor gibi mi oluyorsun?”

“Demin de biri vardı orada. Bizi izliyor gibiydi. Biliyorum, emin değilim.”

“Sanırım bu binada herkes birilerini izliyor”

Kadın derin bir nefes alarak kalktı. “Ne sıkıcı bir ülke” diye söylendi. Bazen canı bir şeylere sıkılınca, bu cümleyi kuruveriyordu. Verandanın penceresine yüzünü yaklaştırıp, tam karşıdaki daireye dikti gözlerini. “İzle bakalım kart zampara” dedi mırıltıyla.

Bir Sabah

“Anneeee!”

“Söyle tatlım.”

“Biri bana bu notu sana vermem için verdi.”

“Ver bakalım.”

Not:

Goedendag;

Ben karşı komşunuz. Eviniz, penceremizin tam karşısında olduğu için ister istemez izliyorum. Geçen siz, Türkiye’de  tatildeyken, fırtına kopmuştu. Çatınıza yan komşunun çatısından bir şey kopup gelmiş. Onu oradan temizleyin,  ilerde sorun yaratmasın.

Karşı Komşunuz.

Met vriendelijke groeten (Sevgiler)

“İyi de, bu bizim Türkiye’ye tatile gittiğimizi nereden biliyor?  Aman tanrım, karşı bloktaki o karaltı….”

31-01-2020

Anvers-Belçika


Diğer

03 / 02 / 2020 10:15

BİR YAZAR-BİR KİTAP

O gizli töz oradan gelecek kuşaklara aktarılır. Ataların sırlı hikâyesi onun karnında, bedeninde, yüreğinde mayalanmıştır

Devamını oku

01 / 02 / 2020 12:55

GÖZETLİYORSANIZ, GÖZETLENİYORSUNUZDUR.

Adam arkaya yaslandı, karısının gözlerinin içine derince baktı. “Aa, ama ciddiye alıyorsun canım.” Bacak bacak üstüne attı, “İstiyor musun öyle yaşamamı?” diye sordu

Devamını oku

12 / 12 / 2019 11:00

SANATA BAKIŞ

12 yy. Gotik sanatının yerini 13 yy. Rönesans’a bırakmasıyla birlikte, sanat devinimi hızla yol almıştır. Bu dönemde klasik sanat anlayışı arasında bilim, felsefe ve mimarlık farklılaştı.

Devamını oku

24 / 10 / 2019 16:00

İNADINA SANAT

Az gelişmiş veya savaş halindeki ülkelerden Avrupa’ya göç etmiş veya etmek zorunda kalmış sanatçıların işi gittikleri yerlerde hiç kolay değildir.

Devamını oku

21 / 10 / 2019 13:00

BİR SERGİ, BİR SANATÇI

Bu defa, fazla uzakta değil gittiğim Akademi’de tanıştığım sanatçı bir arkadaşın sergisindeyiz. Pınar Doğan. Seramik sanatçısı.

Devamını oku

06 / 10 / 2019 09:10

ROND HET THEMA İDENTİTEİT.

Sen, Ben, O/ BİZ Renk, dil, din, gelinen kıta, peki ya savaşlar, göçler, yeni yerleşim yerleri, oluşan kimliksizlik ?

Devamını oku

01 / 10 / 2018 13:25

GÜNCEL SANAT FİKRİ

İki yıl ders aldıktan sonra, resmi özlediğimi fark etmiş ve modern resimde kendimi geliştirmek üzere aynı akademinin modern resim atölyesine geçmiştim.

Devamını oku

05 / 08 / 2018 10:55

BİR SANATÇININ DÜNYASI; FEVZİ YAVUZ

İşte yeniden oradaydım. Foça’nın kalbinde. Sabahın ilk ışıklarıyla uyandım. Kutsal bir mabedi ziyarete gider gibiydim. Yüzümü buz gibi suyla yıkadım, dirildim.

Devamını oku

01 / 06 / 2018 17:45

BİZDEN BİR PORTRE, ´´İŞ ADAMI ŞENOL ABIZ´´

Kaynak Finans’ın kapısından girdim. Günlerden Pazartesi. Aman Tanrım ‘Pazartesi sendromu’ dedikleri bu mu?

Devamını oku

04 / 05 / 2018 13:30

SANAT VE SANATÇI KAVRAMI ÜSTÜNE BİR KAÇ SÖZ

Sanatçı, sanat içinde süreklilik, değişkenlik, hareketlilik gösteren, kendisini daima yenileyen, her şeyden önemlisi, yaşadığı zamanın izlerini geleceğe taşıyan kişidir.

Devamını oku

12 / 03 / 2018 11:00

DR. SEMA KOÇ ERDÖN´Ü TANIYALIM.

Merdivenleri hızla çıkıp zili çalıyorum. Kimse yok. Geri araca dönüp fotoğraf makinamı alıp binanın bir kaç fotoğrafını çekiyorum. Tam o sırada dr. Sema hanım beliriyor.

Devamını oku

21 / 02 / 2018 18:05

PROF. DR. SEVİLAY ALTINTAŞ´I TANIYALIM

Kendisinden, çok önce 14 Şubat sabahı bu röportajı yapmak için randevu almıştım. O kadar yoğundu ki, verdiği saate hayır diyemedim.

Devamını oku