"Dünyanın En İyi Balı" ödülü Türkiye’ye verildi…..Kanada’nın Montreal kentinde yapılan 46. Dünya Arıcılık Kongresi’nde Eğriçayır Balı, "Dünyanın En İyi Balı" ödülüne layık görüldü.


SANAT VE SANATÇI KAVRAMI ÜSTÜNE BİR KAÇ SÖZ

gundem.be

Yazan Sevim Sewe Ünal

Sanatçı, sanat içinde süreklilik, değişkenlik, hareketlilik gösteren, kendisini daima yenileyen, her şeyden önemlisi, yaşadığı zamanın izlerini geleceğe taşıyan kişidir. Gözlemlediği olayları akıl süzgecinden geçirip, mantık ekseninden tarttıktan sonra yeteneği ile birleştirip eserini ortaya koyandır. 

 Geçmişe ait eserlerin sergilendiği müzelerde, izlediğimiz o tablolar, bize sanatçının yaşadığı döneme ait bilgiler verir. Sanatçının o bilgiyi nasıl bir beceriyle tuale aktardığı ise ayrıca çok önemlidir.

Örneğin Ortaçağda,  Din’in kontrolünde yaşamış sanatçıların tuallerine aktardıklarına bir göz atalım.

O dönemde, sanat akıllı, uslu akan bir nehir gibidir. Tulde melekler uçuşur, rahipler putların gölgesinde oturur, Meryem Ana kucağında İsa bebeği zapttetmeye çalışır. Bulutların arasında her an Tanrı çıkacak gibi gelir izleyicisine.  O çağda yaşamış sanatçıların inanç kontrolündeki eserleri, aşırı kuralcı çizimleri, klasik ve bire-bir yapılmaya çalışılmış portreleri ki, kadın fiğürleri tahmini yapılmıştır. Ortaçağa dair bütün eserlerin Din baskısı ile yapıldığı kolaylıkla anlaşılabilir. Baskıcı bir sistemin yaşananlara dair tek bir temayı hakim kılması, o çağ ile ilgili yaşanmışlıkların tuallere yansımamasına neden olmuştur.

Bu döneme ait eserler elbette türünün birer başarılı örneğini de sergilerler, fakat sanatçılar tarafından özgürce seçilmiş temalar olduklarını asla söyleyemeyiz.

 Yani, Sanat Kilisenin emrine sunulmuş bir iş dalı olmanın ötesine gidememiştir. Tabiki, Kiliseler tarafından esir alınmış sanat ve sanatçılar, o dönem içinde kendilerini yenileyip, farklı tarzlarda kendilerini geliştirememişlerdir. Kilise sanatçıyı  yeteneğinin içine haps etmiştir.

 Buna en güzel örnek Michael Angelo’dur. Sanatçı yıllarca Vatikan’da Kiliseye çalışmak zorunda bırakılmıştır. Her biri Kilisenin emri doğrultusunda yapılmıştır. Karşılığı ise hiç bir zaman ödenmemiştir. Buna itiraz eden sanatçı ölümle burun buruna getirilmiştir. İş böyle olunca, onun tarafından bu koşullarda gerçekleşmiş olan eserlerin, onun ruhunu taşıdığını söylemek doğru olmaz kanısındayım.

Kısacası Sanat ve Sanatçı kavramı 1700. kadar hiç bir şey ifade etmemiştir.

Sanatçı özgür olduğunda.

Sonunda ruhani çalışmaların sonu yavaş yavaş geldiğinde yerini ‘yeter artık’ diye isyan eden yenilikçiler alır. O andan itibaren ki, büyük ihtimalle, sanatçılar yaşamaya başladıklarını hissetmişlerdir. Zincirlerinden kurtulmuş birer köle gibi, Din’in emrinden sıyrılırlar.

Artık, her biri içleri kıpır kıpır bir yanardağdır. O dağlar patlar ve sanat birçok zenginliğe ulaşır.

Sanatçı sipariş verilen bir dükkan olmaktan uzaklaşıp, Kiliselerin köleliğinden kurtulurlar. Kendi anlatım ve gözlemlerini, akıl süzgecinden geçirip tuallerini gerçekten kendilerine ait tarz ve temalarla işlemeye başlarlar.  Sanatçının ruhuna kavuştuğu yenilikçi, bağımsız, kuralsız, kanatlanmış bir çağ açılır.

Gelişim, değişim olayların akışıyla farklı tarzlara bürünür, renkler isyan eder, çizgiler ve formlar  kimsenin baskısıyla değil, salt sanatçının akıl ve becerisiyle sanata dönüşüp, gerçeklere ayna tutarlar.

Din’in etkisinden uzaklaşırlar fakat savaşlar başlar. Savaşların kimseyi ileriye götürmeyeceğine inanan sanatçılar Dadaizm’i oluşturdular. Bu sanatçılar arasında bugün de en iyi bilinenler arasında Marcel Duchamp vardır. Pisuvarı fıskıye olarak adlandırıp sergileyen bu anarşist sanatçı Dada olayında bir çığır açmıştır. Sanatçıyı bu ruh haline sürükleyen şey elbette savaşların insanlar üstündeki yıkıcı etkileridir diyebiliriz, fakat daha fazlası vardır. Daha fazlası için ise sanatçının yaşadığı döneme ayrıntılı bir  şekilde göz atmak gerekir.

Yüz yıllar boyunca sanatta farklılıkların oluşmasındaki neden, sanatın kendisini illa ki, değiştirme isteği değildir. Yaşanan her şeyin etkisidir. Sanatçının ruhuna yansıyanlar yaşanmışlıklar, tuallere, geleceğe birer not gibi düşerler. Sanatçı bir yanar dağdır, sanat ise onun patlama halidir. Mağmanın içten dışa akışı, farklı cisimlerle karşılaştıkça form ve renk değiştirmesi gibidir.

Sanat tarzları çoğalmıştır. Yüzlerce faklı maddenin, yüzlerce fikrin birleşimiyle, yaratıcılığa dönüşmeye başlamıştır. Önü alınamaz bir isyan gibidir bu büyüme. Dadaizm dışında Ekpresyonizm, İmpresyonizm, Kübizm, Fütürizm, Natüralizm, Fovizm... vs. Üretilen şey, sergilenmek üzere ortaya konulduğunda, izleyicileri tarafından farklı pencereler açar. Oysa, eser, yaşanmış bir zamanının izleridir. Sanatçının ruhunda şekillenen yaşanmışlıkların tuale veya başıka bir malzemede ruh bulup dışa vurumculuğudur.

Tüm bu tasvirler sanatçı dendiğinde bir virgül atmak, sanat dendiğinde ise ünlem koymayı gerektirir. İşte sanat ve sanatçı kavramının içeriği bana göre budur veya daha fazlasıdır.

Sanat kötülüklere ve haksızlıklara karşı atılmış bir çığlıktır.

3 Mayıs 2018

Sevim Sewe Ünal

Antwerpen-Belçika


Diğer

01 / 10 / 2018 13:25

GÜNCEL SANAT FİKRİ

İki yıl ders aldıktan sonra, resmi özlediğimi fark etmiş ve modern resimde kendimi geliştirmek üzere aynı akademinin modern resim atölyesine geçmiştim.

Devamını oku

05 / 08 / 2018 10:55

BİR SANATÇININ DÜNYASI; FEVZİ YAVUZ

İşte yeniden oradaydım. Foça’nın kalbinde. Sabahın ilk ışıklarıyla uyandım. Kutsal bir mabedi ziyarete gider gibiydim. Yüzümü buz gibi suyla yıkadım, dirildim.

Devamını oku

01 / 06 / 2018 17:45

BİZDEN BİR PORTRE, ´´İŞ ADAMI ŞENOL ABIZ´´

Kaynak Finans’ın kapısından girdim. Günlerden Pazartesi. Aman Tanrım ‘Pazartesi sendromu’ dedikleri bu mu?

Devamını oku

04 / 05 / 2018 13:30

SANAT VE SANATÇI KAVRAMI ÜSTÜNE BİR KAÇ SÖZ

Sanatçı, sanat içinde süreklilik, değişkenlik, hareketlilik gösteren, kendisini daima yenileyen, her şeyden önemlisi, yaşadığı zamanın izlerini geleceğe taşıyan kişidir.

Devamını oku

12 / 03 / 2018 11:00

DR. SEMA KOÇ ERDÖN´Ü TANIYALIM.

Merdivenleri hızla çıkıp zili çalıyorum. Kimse yok. Geri araca dönüp fotoğraf makinamı alıp binanın bir kaç fotoğrafını çekiyorum. Tam o sırada dr. Sema hanım beliriyor.

Devamını oku

21 / 02 / 2018 18:05

PROF. DR. SEVİLAY ALTINTAŞ´I TANIYALIM

Kendisinden, çok önce 14 Şubat sabahı bu röportajı yapmak için randevu almıştım. O kadar yoğundu ki, verdiği saate hayır diyemedim.

Devamını oku

14 / 02 / 2018 14:35

BİZDEN PORTRELER.

Belki onları bir hastanede doktor olarak görüyoruz, bir bankada müdür, bir şirketin sahibi olarak biliyoruz veya bir yerlerde avukat, psikiyatrist, sanatçı olarak karşılaşıyoruz.

Devamını oku

19 / 09 / 2017 12:25

GİZLİ EL´İN MACERALARI

Gizli bir el vardı ve fakat, internet, TV, cep telefonları yoktu. O dönemlerde sohbetlerde, yüz yüze, canlı canlı yapılırdı.

Devamını oku

12 / 09 / 2017 10:35

NEDEN?

Tek şansızlığı koca bir aşiretin ortasına doğması değildi, güzeldi Fehime. Hem de çok güzeldi. Henüz on dört yaşında olması, onun hayatını karartmalarına engel değildi.

Devamını oku

13 / 08 / 2017 19:00

BİRİ BİZİ GÖZETLİYOR.

Kısa sürmüş bir tatilin ardında, verandaya oturmuş, yorgunluklarını atmaya çalışıyorlardı. Anavatana yapılan her yolculuk, bir kendine dönüştü.

Devamını oku

24 / 05 / 2017 01:35

SANAT VE SANATÇIYI SÖMÜRÜ ÜZERİNE.

Çok uzun süredir sanatla uğraşıyorum. Öyle ki, çocukluğumdan bu yana resim yapmak benim için nefes almakla eş anlama gelmiş durumda.

Devamını oku

03 / 05 / 2017 13:40

İNCE BİR SİYASİ OYUN YAĞAR FARKLILIKLARIN ÜZERİNE.

Kimliği Çingene. Türkler arasında bu kimlikle aşağılanacağını bildikleri için kendilerini başka kimliklere, hatta dinlerini dahi gizleyenler var.

Devamını oku