Haberin yayım tarihi
2016-08-24
Haberin bulunduğu kategoriler

ÇALIŞMAYA VE VATANA ÖZLEM..

Yıllarca çalışma ortamından sonra malulen emeklilik beni biran boşluğa itti. Boş oturmanın bana göre olmadığını bir şeyler yapmam gerektiğini anladım. Hollandaca (Flemençe) ile hem boş vaktimi değerlendirmek hem de topluma yararlı olmak istedim.

Araştırma sonucu yirmi beş yıllık iş geçmişi olan tercümanlık bürosu İnterofisle irtibata geçtim. Pratik bir iş tutumları vardı randevuyu bekletmeden aynı gün içersinde verdiler.

Gerekli işlemlerden ve başvuruyu yaptıktan sonra kısmi süreli noter tercümanı olarak evraklarım hazırlandı Kısa bir süre sonra İnterofis adına tercüman olarak çalışmaya başladım.

Özel nedenler ve Hollanda’ya gidip gelmemden dolayı esneklerdi aynı zamanda sıcak bir aile ortamı vardı ofiste Kim bilir belki de İnterofis sahibinin Gurbetçi olmasıydı ya da kişilik sahibi olmasından kaynaklanıyordu.

Haftada bir kaç saat çalışmak farklı ortamlarda olmak ilginç ve bir o kadar da zevkliydi. Dolayısıyla vaktimi boşa harcamamış oluyordum. Yaptığım işi ve iş ortamını önemsiyordum. Aynı zamanda yormuyorlardı yorulmuyordum.

Görevim esnasında emniyette ve adliyede adli terimlerde zorlandım. Uzun yıllar tanıdığım, Rotterdam Başkonsolosluğumuzda çalışan Uğur bey den, içeriğinde yalnızca adli terimler olan Türkçe Hollandaca bir çevri kitabı istedim. Sağ olsun bir ahbabıyla yollayacağını ve en kısa zamanda elime geçeceğini söyledi.

Beklemeye koyuldum, ama bu arada boş durmadım adli terimleri özenle internetten bulup öğreniyor ve sorunumu bu şekilde telafi ediyordum.

En son tercümanlığımda ağır cezada görevdeyim. Türkiye’de yaşayan bir Hollandalı vatandaşın ve üç gencin mahkemesindeyim. Yaşları yirmi ile otuz arası üç genç işledikleri suçtan dolayı on altı

yıl ceza aldılar. Çocuklardan ve aldıkları cezadan o kadar etkilendim ki etkisini günlerce üzerimden atamadım.

Sonuçta ben bir anneydim o an oğlum geldi gözümün önüne ve çocuklara bakıp duygularımı orda bulunan herkes den gizlemeye çalışarak şaşkın şaşkın yüreğim sızlayarak acı içinde iç dünyama daldım.

“Beni bu kadar etkilediniz ben sizin anneniz olsaydım şuan ki halim nice olurdu acaba?” Diye.

“Nasıl katlanırdım ki”? Diye.

Yaptığım görev beni bu kadar etkiliyorsa strese girmemem gerekirken beni strese sokuyorsa görevimi düzgün yapamayacağımı düşündüm.

Bu durum aşırı annelik duygularımı öne çıkarmıştı ve bana açı veriyordu. Duygularım tercümanlığımın önüne geçmişti ve bana çok ağır gelmişti.

Görevimde sağlıklı ve verimli olmayacağımı düşünerek severek yaptığım işten ve o sıcak ortamdan istemeyerek ayrılmak zorunda kaldım

Uzun süreli çalışacağım bir iş ortamı derken çalışmam çok kısa soluklu oldu. Böylece çalışma arzum isteğimde son görevimden sonra son buldu.

Olayın etkisi hala benliğimde bir gün sanat müziği eşliğinde balkonumda Atatürk’ün NUTUK atlı kitabını okuyorum. Telefonum çaldı açtım.

“Zekiye hanım ben Rotterdam’dan Ömer, bir emanetiniz var gelip alır mısınız?” Dedi.

“Tabi ki Ömer bey, dedim” ve adresi alıp gittim yanına.

Emanetim arkadaşımın bana yolladığı çevri kitabıydı çok mutlu oldum.

“Evet ya evet”.

“Dostluklar bitmemiş hala var.”

“Dostluk bu olsa gerek, dostluk bu işte.”

Diyordum kendisine.

Ömer beyle, ince bardakta demli çay eşliğinde yarım saat kadar bir sohbetimiz oldu.

Sohbetimizin içeriği Gurbetçiler ve Türkiye’de ki yaşama adapte olmanın zorluklarıydı.

Kendisi sohbetimizin sonunu bana soru sorarak bitirdi.

“Zekiye hanım bizim SonHaber.NL de kesin dönüş yapmak isteyenleri aydınlatmak adına Hollanda ve Türkiye aksanında yaşadığınız olumlu veya olumsuz olayları yazar mısınız?” Dedi.

“Tabi ki Ömer bey, vaktim oldukça yazarım”.

Sözünü vererek kendisiyle vedalaştım ve oradan ayrılıp evimin yolunu tuttum. Eve geldiğimde kendimle konuşuyorum durmadan.

“Sen söz verdin, ama nasıl bir yükün altına girdin biliyor musun?

Birilerini üzmeden kırmadan dökmeden yazmayı başarabilecek misin?” Be kızım diye.

Verdiğim sözü yerine getirerek ilkyazımı “Hayalimde ki Türkiye” makalesiyle yazmaya başladım.

Gazeteci yazar şair Yavuz Nufel hocamın teşviklerine rağmen, malum nedenlerden dolayı yazmayı da kısa bir süre sonra bıraktım.

Bunun yanı sıra Türkiye’de yaşayan Hollandalıların Türkiye yaşantısını araştırıp SonHaber.NL ekranına taşımamı istediler. Teklifleri benim için bir onurdu. Değere değer katabilecek gerçek, ama macera dolu bir yayın olacaktı.

Hollandalılar ve oradaki Türkler açısından anlam yüklü Gurbet anatomisiyle anlam bulacaktı.

Gurbetçiler açısından böyle bir proğram yapılmalıydı ve onların gözü kulağı sözü yüreği olmalıyım diyordum.

Çalışma şevkim ve isteğim içimde o kadar yoğundu ki evet ya da hayır diyemiyordum. Kendime kendimce bahaneler arıyordum.

Evde boş oturmayı da bir türlü kendime yediremiyor hazmedemiyordum.

Fakat malulen emekliydim sağlık durumumu göz önüne alarak tembelliğe alışmak zorunda kalıyordum.

Yıllarca çalışıp boşa düşmenin çok zor bir durum olduğunu yaşayarak görüyordum. Doğal olarak da durumu kabullenmekten başka çare bulamıyordum.

Yapabileceğimi insanlara yararlı olabileceğimi düşündüğüm çok şeyin olduğunu, ama bazı engelleri aşmanın da imkansız olduğunu ve kendimi zorlamanın beni yorduğunu yoracağını biliyordum.

Kendime teselli yolu olarak “pes etme yok kızım” deyip kendimce tekrar kağıt kalem alarak karalamaya başlıyordum.

Uyum sorunu yaşadığım anavatanımda duygularımı bütün benliğimle yürekten kendi dilimce yazarak ifade etmeye başlıyordum.

Tembellik hissimi hafifletmeye, yazarak çalışma isteğimi biraz olsun dengelemeye çalışıyordum.

Şu da bir gerçek ülkem diye hıçkıran duygularımla, damarımda dolaşan kanımda, Gurbeti anavatanımda da hissederek yaşıyordum.

Bu bir uyum sorunumu yoksa farklı oluşun kabullenilmemesi olayı mı?

Kendime her gün sormadan edemiyordum, ama nedense bir türlü cevabını bulamıyordum. Ya da çoktan bulmuştum fakat kabullenmiyordum.

Suçlu aramak yerine yaşamımda, surda, sırda, sırdaş arıyorken kitap kalem defterle arkadaş oluyordum.

 

“Savaş olmadan barış olmaz” diye yine kendimi kendimce avutuyordum.

 

“Ağlamayan gülmenin tadına varamaz” diyerek olumsuz olayları ve sorunları yüreğime yük etmeden, sevdamla rüyalarımla ve yazmakla dolduruyordum.

 

“Evet ya evet” ben her iki ülkeye de hasret-özlem çektiğimi biliyordum ve görüyordum.

Hollanda’da olduğumda Türkiye’yi doğduğum anavatanımı özlüyordum.

Türkiye’ye geldiğimde ise çocukluğumun ülkesini Hollanda’yı özlüyordum.

Artık çalışma isteği yerine malum durumu kabullenip her iki tarafında güzel yönlerine bakarak ufacık şeylerden haz alıp mutlu olmak istiyordum.

“Buralar bizim”...

“Buralar bizim”...

“ Bir karar verin ülkenizi seçin”... Diyenlere.

Biz ne yabancıyız ne de Almancı bizim vatanımız hem Hollanda hem Türkiye bunu kabullenin artık diyorum...

Ve de her iki ülkeyi de sizin tahmin edemeyeceğiniz kadar çok seviyorum!..

 

Yazar: Zekiye Doğan

Sevgi ve saygılarımla

Son Haberler

Hits: [srs_total_pageViews] Visitors: [srs_total_visitors]
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.