Haberin yayım tarihi
2012-04-16
Haberin bulunduğu kategoriler

ABD ÇÖKÜYOR

Doç. Dr. Birol Ertan

Siyaset Bilimci

İnsanlık tarihine baktığımızda ekonomik ve siyasal açıdan çeşitli dönemlerin yaşandığını görüyoruz. İnsanlık; köleci toplumdan feodal sisteme, egemenlikleri mutlak olan Krallardan yalnızca mülk sahibi erkeklerin oy kullandığı göstermelik demokrasilere kadar farklı sistemlerde yaşadı. Konuya ideolojik yaklaştığımızda ise ilkel komünal toplumdan köleci topluma, feodal toplumdan mutlak monarşi ve burjuvaziye, son olarak da sosyalizme doğru farklı siyasal sistemleri yaşadık. Bugün geldiğimiz noktada, geçmişin izlerini taşıyan siyasal sistemler olduğu kadar, egemen sınıfların denetiminde bir demokrasi modelinin birçok ülkede farklı biçimlerde mevcut olduğuna tanık oluyoruz. Ancak, ortada bir küresel kriz var. Bu kriz, kapitalizmin ve ABD’nin krizidir.

1980’lerin sonunda dünya genelinde siyasal anlamda ciddi değişiklikler yaşadık. Sovyetler Birliği ile birlikte birçok ülkede sosyalist sistemler tarihe karıştı. Soğuk Savaş olarak nitelendirilen ikinci dünya savaşı sonrasından 1980’lerin sonuna kadar uzanan dönemde ABD merkezli kapitalist sistem ile Sovyet Bloğu arasında ciddi bir kamplaşma yaşanmıştı. Bu süreçte aşırı silahlanma ve her alanda rekabet atmosferi altında ideolojik bir mücadele ortamı yaratıldı. Bu mücadele ortamında ABD merkezli kapitalist sistem liberal demokrasiyi, sosyalist sistem ise eşitlikçi-adil sınıfsız toplum idealini öne çıkardı.

Sosyalizmin büyük amaçlar uğruna özgürlüklerden, temel insan haklarından ve bireyin özgür gelişiminden ödün vermesi ve büyük idealler konusunda da bir kazanım elde edilememesi, sistemin dağılmasında itici gücü oluşturdu. İşin aslı, sistem kendi kendini ortadan kaldırdı.

Dengeler değişince, Soğuk Savaş ortamını sürdürmek için gerekli kamplaşma ortamı da ortadan kalkıverdi. Böyle olunca, kapitalist sistemin küresel egemenliğini sağlamaya dönük yaratılan NATO, IMF, Dünya Bankası gibi kurumlarının varlığı tartışılır oldu. Bu durumun farkına varan küresel kapitalizm, küresel terör gibi sanal bir düşman yaratarak dünya düzenini yeniden şekillendirmeye çalıştı. Ancak bu durum, yapay bir çelişki üzerine yaratılmış bir dünya düzeni olacaktı ve uzun süreli olarak eski kapitalist sistemin devasa kurumlarının varlığı bu şekilde sürdürülemezdi. Bu gerçek anlaşılınca Orta Doğu gibi bölgelerde (ileride Afrika için de aynı planların yürürlüğe sokulması söz konusu olabilir) istikrarsızlıklar, fiili işgaller ve savaşlar yaratılarak devasa küresel kapitalizm kurumlarının varlıkları sürdürülmeye çalışıldı. Yaşadığımız süreç, bu noktadan bakılarak değerlendirilebilir. Ancak, bu planlar da uzun sürede başarılı olamayacağı için küresel kapitalizm yeni arayışlar içine girmesi kaçınılmazdır.  

Bütün bunlar yaşanırken, beklenmeyen bir gelişme de kapitalist sistemin aşılamaz bir ekonomik krize girmesine kaynaklık etti. Üretim, başta Çin olmak üzere kapitalist sistemin merkezinde yer alan ülkelerin dışına kaydı. Küresel burjuvazi, daha çok kar elde etmek için küresel egemenliğini yürüten ülkelerin dışına kaçmaya başladı. Üretimden kopan büyük kapitalist ülkeler, para politikası önlemleri, finans oyunları ve bankacılık ile ayakta kalmaya çalıştı. Bu durumun da uzun süreli yürütülmesi söz konusu olamazdı. Başta AB ülkeleri olmak üzere üretimden kopan ülkelerde ekonomik krizler baş göstermeye başladı. Üretimden kopan kapitalist merkezler, dünyayı güç politikası ile yönetme planlarını yürürlüğe koydular. Bu planlar da ister istemez dünyada yeni istikrarsızlıklar, bölgesel çatışmalar ve savaşlar yoluyla yapılmaya çalışılacaktı.

Soğuk Savaş döneminde liberalizmin ideolojik altyapısı ile sosyalizme karşı ayakta kalan küresel kapitalizm, sosyalizmin sahneden aniden çekilmesi ile şaşkına döndü. Sanal düşman olarak yaratılan küresel terör bahanesi ile gittikçe saldırganlaşan, demokrasiden kopan, insan hakları ihlalleriyle özdeşleşen kapitalist sistem, geçmişte savunduğu argümanların tersinde konumlanan bir noktaya sürüklendi. İdeolojik altyapısı kalmayan küresel kapitalizm ve onun dünya egemenliğini sağlayan ABD gibi merkezler, büyük bir açmaz içine sürüklenmiş durumdalar. Ulus devletlere karşı konumlandılar, bütün ülkelerdeki ulusal çıkarları savunan güçlere karşı haksız ve vahşi bir savaşa giriştiler, ülkeler işgal etmeye, ulusal kaynakları pervasızca yağmalamaya, ülkelerde ve dünyada kamplaşmalar ve düşmanlıklar yaratmaya başladılar. Egemenliklerini bu yöntemlerle meşru kılmaları ve kalıcı olmaları asla söz konusu olamayacak.

Bütün bu gelişmeler göstermektedir ki, ideolojik altyapısını kaybetmiş, meşruluğunu yitirmiş, insanlığa karşı savaş ilan etmiş olan küresel kapitalizm ve onun mabedi olan ABD, çöküş aşamasına girmiştir. Bu süreçte daha saldırgan olması ve kanlı bir çöküş süreci yaşanması kaçınılmazdır. Başta Orta Doğu coğrafyasında yaşadığımız süreç de bunun en açık kanıtıdır.

Küresel Kapitalizm ve onun kalesi olan ABD çöküyor. Bizden görmesi ve söylemesi…

Son Haberler

Hits: 5696 Visitors: 3045
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.