Haberin yayım tarihi
2013-01-03
Haberin bulunduğu kategoriler

DAVUTOĞLU POLİTİKALARININ BİYOLOJİSİ

Birol Ertan

USGAM Dış Politika Uzmanı

Uluslararası Strateji ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi (USGAM) için hazırladığım bir dizi makalede, “fizik”, “matematik” ve kimya disiplinlerinden yararlanarak Türk dış politikasının temel yanlışını ortaya koymaya çalışmıştım. Bu yazımda, gelen yoğun talepler üzerine seriyi tamamlayarak, Türk dış politikasının “biyolojik analizini” yapmaya çalışacağım.

Biyoloji, canlıları ve canlıların moleküllere kadar inen yapı taşlarını inceleyen bilim dalıdır. Biyoloji ile dış politikanın ne ilişkisi olabilir? Elbette, yaşamda her şeyin diğer bir şey ile ilişkisi olduğu gerçeğini gün geçtikçe ve bilimsel ilerlemeler sayesinde kolayca anlayabiliyoruz.

Yılanları öldürmenin kıtlığa yol açması nasıl açıklanabilir? Eğer yılanları öldürürseniz, fare popülasyonunu arttırırsınız, çünkü yılanlar, farelerle beslenirler. Fare nüfusu artınca da ürünleriniz farelerce talan edilir ve kıtlığa giden yol açılmış olur. İşte bu ilişki gibi, ilk bakışta birbiriyle ilişkili görünmeyen birçok konunun, derinliğine araştırınca birbiriyle yakından ilişkili olduğunu görürüz.

Sosyal bilimlerin ve özellikle siyaset biliminin birçok alt dalında, birçok teorinin ve yaklaşımın canlı yaşamı ve canlı varlığı örnek olarak alınarak açıklanmaya çalışıldığını biliyoruz. Bu konuda en güzel örnek, “Organizmacı Yaklaşım”dır.

Basit olarak organizmacı yaklaşım, toplumların, kurumların ya da devletlerin canlılar gibi doğdukları, yaşadıkları, hastalandıkları ve öldükleri, bu varlıkların aynı zamanda canlılar gibi organları olduğu anlayışına dayanır. Bu organlar arasında hayati organlar olduğu gibi, belirli işlevleri karşılayan, ancak hayati olmayan organlar da bulunmaktadır.

Bu yazımda, dış politikada organizmacı yaklaşımı savunacak değilim. Ancak, devletlerin de canlılar gibi ortaya çıkışları (doğumları), yaşam süreleri ve ölümleri olduğunu kim yadsıyabilir? Devletlerin de bir canlı gibi hayati ve hayati olmayan birçok organı olmak zorunda olduğunu kim ret edebilir? Devletlerin kurumlar anlamında hayati organları olduğu gibi, belirli işlevlerin karşılanması anlamında hayati olmayan, ama yaşam kalitesini arttıran organları bulunmaktadır.

Demokratik ülkelerde devletlerin hayati organları ve kurumları nelerdir? Elbette, özgür ve adil seçimler, seçilmiş Parlamento, çok partili yaşam, muhalefetin çoğunluğa karşı korunması, insan hakları listeleri  ve devlet kurumlarının işleyişi gibi önemli konuları düzenleyen Anayasa, hukuk devleti ilkesi ve diğerleri sayılabilir. Aynı durum, uluslararası alanda devletler arasındaki ilişkilere de yansımıştır.

Bir ülkenin dış politikasında en önemli unsur, devletin yaşatılmasıdır. Eğer devlet yaşatılamazsa, diğer amaçlara ulaşmak söz konusu olamaz. Devletin yaşatılması için de dış politikanın devletin ve milletin (halkın) çıkarlarına uygun yürütülmesi gerekir. Bir başka ülkenin uydusu olarak kendi devletiniz aleyhine politikaları benimseyip uygulamaya koyarsanız, bunun adı devletinizin yaşamını tehlikeye atmak olur ki, bunun adı da “ihanet”ten başka bir şey değildir.

Ülkenin dış politikasını oluştururken, canlı organizma gibi işleyen bir yapı oluşturmak gerekir. Bu organizmada herkesin bir görevi bulunmalı, organizmanın bilinçli tepkiler verebilmesi için organizmayı oluşturan parçaların en iyi işleyişi sağlayacak biçimde tasarlanması gerekir.

Dış politikanın organizmasını oluştururken eş-dost kayırmacılığı yaparsanız, personel politikanızı bir grubun ya da cemaatin hizmetine sokup liyakat ilkesini unutursanız, dış politikayı uzman diplomatlarla birlikte değil de yeni yetme, yandaş ve beceriksiz danışman kadrolarıyla belirlemeye çalışırsanız, bu organizmanın devlete vereceği zarar tahmin edilenin ötesinde olur. Bugün Türk dış politikasının yaşadığı dramın ardında da –en hafif tabirle- böylesi bir acemilik ve beceriksizlik bulunmadığını kim iddia edebilir?

Dış politika, bir partinin ya da bir Bakanın dış politikası olmamalıdır. Bu nedenle, dış politika kararlarını oluştururken diğer siyasi partilere, ilgili kurumlara ve özellikle yetişmiş diplomatlara ve uzmanlara danışmakta büyük yarar vardır. Her siyasi parti iktidarında ve her Bakan döneminde değişen dış politika, bir ülke için yaşamsal zararlar verebilmektedir. Anlaşılamayan ise, Türkiye’nin bu konuda sabıkalı olduğu herkesçe bilindiği halde, bu zararlı alışkanlığın devam ettirilmesidir.

Bir canlı içinde bütün damarlardan kan geçtiğinde canlılık ve sağlıklı bir yaşam sürdürülebilir. Bir devlette ise her bir kurum ve bireye o damarlardan (ülke kaynakları ve fırsatlardan) yeterli oranda kan akacaktır ki, o ülkede adil ve demokratik bir yapı oluşturulabilsin. Ülkede yönetim, sadece kendi yandaşlarına ve destekçilerine ülke kaynaklarını akıtıp toplumun diğer kesimlerinin ülke nimetlerinden ve fırsatlardan yararlanmasını engelleniyorsa, o ülkede ne istikrar, ne demokrasi, ne de adalet yaşayabilir. Türkiye’de bugün yaşanan Yandaş Rejimi, bu biçimiyle ülke içinde istikrarsızlık yaratırken, aynı zamanda bu yandaşlık anlayışının dış politikada kararlar üretip uygulama sürecine de yansıdığı görülmektedir. Eğer bir canlının bütün organlarına kan verilmesinin önüne geçerseniz, o canlıda felçler, kangrenler ve işlev bozuklukları oluşmaya başlar ve sonuçta da ölüm kaçınılmaz olur. Türkiye’nin bugün yaşadığı iç ve dış politika yanlışlarından birisi de bu yandaşlık ve nepotizm çıkmazıdır.

Türk dış politikası, başka ülkelerin ulusal çıkarları için ve küresel güçlerin güdümünde yürütülmeye devam ederse, bunun ülkenin ve bölgenin istikrarsızlaşmasını getirmesi kaçınılmazdır. Bugün bölgemizde yaşanan istikrarsızlığın temel kaynaklarından birisi de bu milli olmayan dış politikadan başka bir şey değildir.

Türkiye’de iç ve dış politikayı oluşturan ve uygulayan yetkililer ve karar odaklarının “biyolojinin temel bilgilerini” yeniden hatırlamasında yarar vardır.

Son Haberler

Hits: 7879 Visitors: 3116
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.