Haberin yayım tarihi
2006-08-19
Haberin bulunduğu kategoriler

Murat Çalışkan: Geçmişte yapılan yanlışlardan ders almak gerekir...

H.Dönmez: Sayın Çalışkan, öncelikle kendinizi okurlarımıza tanıtırmısınız?
 
M.Çalışkan: 1964 Samsun doğumluyum. Babamın memuriyeti dolayısı ile Balıkesir'e yerleştik. İlk ve ortaokulu orada okudum. İmam-Hatip Lisesi mezunuyum. 1986 yılında Ankara-Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümünü bitirdim. Mezun olduktan sonra 2 yıl bankacılık yaptım. Sonra evlilik yoluyla Belçika'ya geldim.

H.Dönmez:Sayın Çalışkan; Sizlerin Executif kurumunun öncesi ve sonrası epey uzun bir dönem bu alanda görev yaptığınızı biliyoruz. Belçika'ya gelişinizden itibaren yaşadıklarınızı ve kamuoyunda merak edilen bazı konulara açıklık getirmek adına çeşitli sebeplerden dolayı bugüne kadar söyliyemediğiniz fakat oldukça önem arzeden bazı hassas noktalar hakkında okurlarımıza yaşadıklarınızı, gördüklerinizi anlatırmısınız?

M. Çalışkan: Beçika'ya gelişimde kendime ait özel hedeflerim vardı. Executif veya diğer konular hayatıma tamamen beklenmedik bir şekilde şartlar gereği girdi. Benim Belçika'ya gelmekteki amacım aynı zamanda "master" yapmaktı. Fakat şartlar buna elvermedi.
Belçika'ya 1990 yılında geldim. Buraya geldikten sonra yabancı dil ve meslek kurslarını takip ettim. İlk defa 1993 yılında Brüksel'de İslam Din Dersi Öğretmeni olmak için açılan imtihanlara katıldım. İlk deneyimimiz teknik komitenin içindeki bazı anlaşmazlıklardan dolayı bir hafta sürdü.

1987 yılında İslam Kültür Merkezi Müdürü öldürülmüştü. 1988-89 yıllarında ise Din Hizmetlerini organize edecek olan bir teknik komite oluşturuldu. Teknik Komiteden Adalet, İçişleri ve Milli Eğitim Bakanlığı ilgili konulara göre sorumlu oldular. 90'lı yıllarda ise İslam Kültür Merkezinin elinde olan İslam Din Kültür hizmetleri konusu daha sonra özel olarak oluşturulan bu teknik komiteye verilmişti.  
 
Executif'in resmen kurluşuna kadar takriben 10 yıllık bir süre geçti. Geçiş dönemimde ise bir dönem teknik komite görev yaptı. 1993 yılında ise bir "Şura" oluşturuldu. Bu şurada tüm diğer Müslüman Toplulukları temsil eden üyelerin içinde Türk kanadını temsil etmek üzere 6 Diyanet, 3 Milli Görüş ve 3 tarafsız üye olmak üzere toplam 12 kişi vardı. Bunlar özel olarak devlet tarafından araştırılmış ve şura bu şekilde oluşturulmuştu.

Beni bu şuraya kayınpederimi iyi tanıyan ve benim konumumu bir şekilde öğrenen biri tarafından tavsiye üzerine dahil ettiler. Beni bu şuraya 3 kişilik tarafsız üye içersinde önerdiler. Bu şekilde 1993 Mayısında şurada göreve başladım.

O zamanlar Belçika Devletinin olaylara bakışı da çok ilginçti. O dönemde İslam Şurasını organize eden Adalet Bakanı Danışmanı Monique Laenarts'la bir özel anım var. "Kendisi görüşmek üzere Genk'e gelmişti. O zamanlar Sledderlo'da oturuyordum. Monique Laenarts beni daha iyi tanımak için bir soru yöneltti. Cuma günü hangi camiye gidiyorsun diye bir soru yöneltti. Bende evin balkonundan parmağımla işaret ettim. İşte karşıdaki Sledderlo camii. Ben orada namaz kılıyorum dedim. Sledderlo camiisi o zamanlar bir barak camii durumundaydı. Monique Laenarts hemen bu cami nereye bağlı diye sordu.  Bende Türk Diyanet Vakfına bağlı dedim. Laenarts'ın cevabı çok ilginçti. Bana o an sen bağımsız olamazsın dedi. Belçika devletinin o dönemler İslam konusundaki yaklaşımını anlatmak için bana göre bu olay çok ilginç bir anektot olarak hafızamda kaldı.

Belçika İslam Şurası kurulduktan sonra Şura çalışma düzeninde yine aynı çakişmeleri yaşadık. Örneğin benimde din eğitmeni olarak müracaatım olmasına rağmen bir şura üyesi olarak din dersi öğretmeni olamıyorduk. Buna karşılık hiç bir yeterli belgesi olmayan bir başkası bu göreve atanabiliyordu.

Belçika İslam Şurası görev süresince bir dönem oldukça yoğun bir kontrolsüzlük, başıbozukluk dönemi yaşandı. 1993 yılında kurulan İslam Şurasının yapısı bugünkü Executif'in bir atama yoluyla oluşturulmuş versiyonuydu.

Kurumun bir yürütme kurulu ve birde genel meclisi vardı. Asıl işi yürütme kurulu yapıyordu. Meclis üyeleri ise sadece görüş belirten bir konumdaydı. Kapalı devre işleyen , etkin denetimi olmayan bir yapıda da kuralsızlık ve keyfilikte elbette kaçınılmazdı.

1993 Eylül ayında başlatılan Pedagojik eğitime bende dahil oldum. 1995 yılında bu eğitimi tamamladıktan sonra önce Türkçe öğretmeni (İnterculturele Bemiddelaar) olarak göreve başladım. Belli bir süre sonra öğretmen statüsünü kazanıp din dersi öğretmenliğide yapmaya başladım.

1998'e gelindiğinde Executif ile ilgili yasal seçim sürecine girildi. Bu sürecin hazırlanmasında bir önceki kurulun bir çok katkısı oldu. 1998 Executif seçimlerine bende katıldım. Fakat direkt olarak seçilenlerin arasına giremedim. Limburg Bölgesinden Executif seçimlerini Şadan Yılmaz, Celalettin Baykoz, Fethi Özkan ve Abit Okuyan kazanmışlardı. Ben ise 15 oy farkıyla 6. sırayı almıştım. O zamnlar sistem gereği yeni kurulan kuruma işlerlik kazandırmak düşüncesi ile eski kuruldan 10 kişinin atama usulü ile Executif'e gönderilmesi gerekiyordu. Toplam Genel Kurul üye sayısı o zamanlarda 68 kişi olarak belirlenmişti. Üst Kurul'da görev alanların sayıs ise 17 kişi idi. Bu yağpıda 28 Faslı üyeden 7 si üst kurul üyesi, 16 Türk kökenli üyeden ise sadece 4 kişi üst kurul üyesi oldular.

Zamanla Belçika Devletinin belkide bazı kaygılar doğrultusunda denge Belçikalı Müslümanlar lehine bozuldu. Belçikalı Müslümanlar Üst Kurulda 3 kişi ile temsil ediliyorlardı. Bu durum Belçika Devletinin denge ve kontrol adına bir din kurumuna direkt müdehalesiydi.
1998 seçimlerinden sonra Executif'in güvenilir bir kurum olama sürecini asıl baltalayan olay "screening"konusudur. Belçika Devleti bu şekilde Müslümanlar tarafından seçilmiş ve meclise gönderilmiş bazı üyeleri "sakıncalı" olarak ilan etmişti.

1998 seçimleri sonrası en önemli yönlendirmeyi Yasin Beyens adında bir Belçikalı yapıyordu. Kendisi uzun bir dönem Belçikalı bir Müslüman olarak Türk ve Faslı Müslümanlar arasında bir denge unsuru olarak bulunuyordu.

1998 seçimlerinde 51 kişi seçimle gelmiş, 10 kişi eski yönetimden, 7 kişi ise dışarıdan kooptasyon usulü ile  atanarak genel kurul oluşturulmuştu. Sadece 1 kişilik yer Faslı üyeler tarafından bir konu için bilinçli olarak boş tutulmuştu.

Yasin Beyens seçimlerin organize edilmesinden sonra "screening" sonuçlarını açıkladı ve görevini tamamladı. Burada yapılan en büyük yanlış ise seçimlere girmiş ve kazanmış insanlara "sen aksın, sende kara" şeklinde yaklaşmak oldu. Bir şekilde genel kurul üyeliği reddedilen bir seçilmiş kişinin pscycolojisini düşünün. Bize göre böyle bir güvenlik araştırması adaylık öncesi yapılmamalıydı.

Bu güvenlik uygulaması Executif'e daha işe başlamadan vurulmuş en büyük darbe oldu.
 
H.Dönmez: 1998 seçimlerinden sonra "Üst Kurul" nasıl oluşturuldu?

M.Çalışkan: Üst Kurul konusunda bugün ile ilk oluşum arasındaki en büyük fark, o zaman Yasin Beyens'in tavsiyesi ve devletin onayı ile üst-kurul oluşturulmuştu. Şimdi ise screening olduktan sonra genel kurulun oyları ile üst-kurul oluşturuldu.

1998 seçimleri sonrası yaşanan bazı olumsuzluklar arasında "screening" konusu en önemli nokta oldu. Öyleki "screenin" sonucu üyelerin büyük çoğunluğunun dışarda kalmıştı. Ortada bir nevi temiz adam kalmamıştı. Örneğin Türk cephesinde dördüncü kişiyi bulamadık. Daha sonra Yasin Beyens'in önerisi ile biz tesadüfen üst-kurul üyesi olduk. Faslı üyelerin ise büyük bir kısmı üst-kurula vize alamamıştı. Hatta onların bir sandelyesi bu şekilde hep boş kaldı.

Executif'in ilk döneminde 1998-2002 yılları arası Noureddin Maloujahmoun görev yaptı. Daha sonra ise 2002-2005 yılları arası Mouhammed Boulif görevi devam ettirdi. Noureddin Mloujahmoun belli bir dönem sonra yapılan üst-kurul toplantısında yaptığı çalışmalar ibra edilmeyince üst-kurul üyeleri tarafından istifaya zorlandı.  Ve bir şekilde görevden uzaklaştırıldı.

İkinci dönem Başkan olan Mouhammed Boulif daha önceleri genel meclis başkanlığı yapmıştı. Benim ilk dönem görev yaptığım Türk kökenli arkadaşlar ise Cemal Çavdarlı(ilk dönem başkan yardımcılığı yaptı), Aysel bayraktar, Dr. Abdülkadir Kara oldular. Noureddin Maloujhmoun'un görev yaptığı dönemde Başkan yardımcısı idi. Çalışma ve yapılan harcamalar ibra edilmeyince o da istifa etmek zorunda kaldı. Maloujahmoun döneminden 2002'ye kadar görev yapan tek Türk kökenli üye olarak ben kalmıştım.2002'de yapılan değişiklikte toplam 16 üst-kurul üyesinden sadece 3 kişi görevde kaldı. 2002 yılında üst-kurulda yapılan değişiklik sonucu Türk kökenli yeni üyeler ise Celalettin Baykoz, Ethem Kışlalı, ismail Bataklı ve ben görev üstlendik.

199 yılında göreve başlayan üst-kurul üyeleri ile 2002'de görev alan üst-kurul üyelerinin arasındaki fark ise ilk görevlendirmede tavsiyeler elkili olmuştu. İkincisinde ise genel-kurul üyeleri etkili oldu. Burada bir nevi Belçika'da yaşayan Müslümanları temsil eden bir kurum olarak Executif ilk defa devlet müdehalesi olmadan irade beyan etmişti.
 
H.Dönmez: Executif'de ikinci görevlendirme dönemi süresince "İslam Vlaanderen"diye bir ayrı çalışma gurbu oluşturuldu. Bir çok tartışmaların odağı haline gelen bu gurubun görevi ve işlevini nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
M.Çalışkan:İslam Vlaanderen adlı oluşum Executif üst-kurulunun onayını almadan bir oldu bitti ile kurulan ve sadece dernek statüsünde olan bir girişim oldu. Elbette bu haliyle İslam Vlaanderen düşünüldüğü gibi bir işlerlik kazanamadı. Ve hiç bir şey yapamadan sönüp gitti. İslam Vlaanderen'da Executif'in bazı Flaman Bölgesi üyeleri görev üstlenmişti. Kurucuları içersinde Omar Van De Broeck, Aysel bayraktar, Cemal Çavdarlı ve birkaç Faslı üye bulunuyordu. Bu bir Executif'i by-pass etme girişimi olarak kaldı ve başarısız bir deneme olarak sonradan gündemden kalktı.
 
H.Dönmez: Executif'i süresi dolmadan seçime götüren gerçek sebepler ne idi?
 
M.Çalışkan: Bu sebeplerin başında "Screening" olayı gelmektedir. Bu olay kurumu yıprattı. Seçilen insanlara yönelik güvensizlik ortamı yarttı. Vatandaşların çoğu yüksek oylarla seçip meclise gönderdiği insana tehlikeli ve sakıncalı damgasının vurulmasını hoş karşılamadı. Bundan dolayı herşeyden önce Müslüman vatandaşlar arasında Executif'in hiç bir işe yaramayağı düşüncesi oluştu.

Executif bünyesinde 68 kişinin içersinden 17 yetenekli insan çıkarabilirsiniz. Fakat "screening" sonrası 20 kişiye indirilen bir genel meclisden 17 kişiyi üst-kurula göndermek öyle kolay bir iş değil. Yönetim bir ekip işidir. Bu şartlar altında devletin müdehalesi ile bir ekip kurulamazdı.

Bir diğer handikap ise her üyenin kendi önyargıları ile oraya gitmesi idi. Birbirimizi ilk defa görüyorduk. Ve birlikte çalışmamız gerekiyordu.

Elbette her yiğidin bir yoğurt yiğişi vardı. Fakat bir şekilde ortak bir kaptan yememiz gerekiyordu. Bizler bunu beceremedik. Toplum tarafından iyi algılanamadık. Belçika Devlati herşeye önyargılarla yaklaşarak müdehalelerde bulundu. Tüm bu faktörler biraraya gelince başarısızlık kendiliğinden ortaya çıktı.
 
H.Dönmez: Belçika Diyanet Vakfı 1998 seçimlerine niçin katılmadı?  2005 seçimleri öncesi Büyükelçi Erkan Gezer'in segilediği yaklaşımı nasıl buluyorsunuz?
 
M.Çalışkan:Belçika Diyanet Vakfı aslında 1998 seçimlerine bir şekilde katıldı. Aradaki fark ise sadece bu seçimlere daha hazırlıklı ve örgütlü katılmaları oldu. 1998 seçimlerinde de yine kendi destekledikleri adayları vardı. O adaylar seçimlere girdiler. Her nekadar Belçika Diyanet Vakfı olarak biz seçimlere resmen katılıyoruz demeselerde, kendilerine yakın adaylar seçimlere katılarak seçildiler. "Örneğin 1998 seçimlerinde bazı Belçika Diyanet Vakfı yöneticileri tarafından "şu adayı destekleyin, minarenizi ben dikeceğim" şeklinde açıklamaların yapıldığını biliyoruz.

Diyanet Vakfının mevcut sistemi zor durumda bırakabilecek yeni oluşuma pek sıcak bakmadığını herkes biliyordu. Fakat Belçika Devletinin yarattığı yeni siteme katılmakta artık bir zorunluluktu. Bu nedenle bir şekilde konuyu kavrayanlar Executif'in ilk seçiminde Diyanet Camiasını gayri resmi olsada bir şekilde seçimlere katılarak temsil ettiler.
 
H.Dönmez: Peki, iddialar hakkında ne diyeceksiniz? Örneğin N.Maloujahmoun'nun Başkan ve Cemal Çavdarlı'nın Başkan Yardımcısı olduğu dönem ibra olmadı. Daha sonra Başkan olan M.Boulif dönemi  hakkında yolsuzluk araştırmaları yapıldı. Ev baskınları yapıldı. Bunlar hakkında genel bilgi verebilirmisiniz?
 
M.Çalışkan: Elbette kurum içersinde bu konularda tartışmalar oldu. Fakat bazı şeylerin bizlerde saklı kalması gerektiğini düşünüyorum. Mahkemeler zaten delillere dayanan suçlamalar hakkında kararlarını veriyor. Bizim bildiğimiz bazı detayların ise kamu yararı olmadığı sürece uluorta tartışılması gereksiz diye düşünüyorum.
 
H.Dönmez: Birde 1998-2004 yılları arası adından çok söz edilen tavukçu Ahmet Özçelik olayı var. Bu şahıs hakkında bazı kanunsuz uygulamalarda rol aldığı söyleniyor. Sizin bu konuda bilginiz var mı?
 
M.Çalışkan: Ben bu şahsı daha sonraları tanıdım. Kendisi bazı Executif üyeleri ile gayet iyi arkadaştı. Ahmet Özçelik Arap kökenli üyelerlede gayet iyi ilşkileri vardı. Ben kendisini iyi bir insan olarak tanıyorum.  Kendisi üniversite mezunu ve dini konulara epey ilgi duyan birisi. Limburg kökenli ve Liège'de oturuyor. O dönemde bir vatandaş olarak Executif'e aday olan bazı kişileri destekledi. Limburg bölgesinde ise bana yardımcı oldu. Sizin ifade ettiğiniz şekilde bir rolü olduğunu ise düşünmüyorum. Usulsüzlük hangi departıman da yapıldığı ifade ediliyorsa sorunuz o bölümün başkanına yöneltilmeli. Ben camilerden sorumlu departıman başkanlığı yaptım. Benim sorumluluk alanımda Ahmet Özçelik ile hiç bir ilişkimiz olamadı. Din görevlileri departımanının başkanı ise o dönemler Aysel Bayraktar idi.
 
H.Dönmez: bazı Türk kökenli İslam Şurası üyeleri tarafından Belçika Devletinin mahkemeye verilmesi olayı var. Geçmiş dönemde bu konuda bir çok iddialar ve suçlamalar yapıldı. Siz bu konularda neler biliyorsunuz?
 
M.Çalışkan: satırarasında değindiğiniz isimler 1998 seçimlerinden dolayı bir mahkeme süreci başlattılar. Onların iddiasına göre Executif seçimleri kanun dışı idi. Bu şahıslar ortaya sürdükleri bazı argümanlarla seçimlerin iptalini istediler.

Bu yönde daha sonra verilen karar ise Devletin çıkarlarının herşeyin önünde olduğu şeklinde oldu. Yani Executif seçimlerinin iptali için Belçika Devletini mahkemeye verenler kaybetmişlerdi. Elbette üst düzey bir adli davanın maliyetide yüksektir. Avukat masraflarının ödenmesi için bazı taleplerin ve verilen sözlerin de olduğu biliniyor.

Davayı açan kişiler İslam Şurasının etkili isimleri idi. Kendilerine göre yeni oluşumun belki de neyi getireceğini bilmiyorlardı.

Belçika Diyanet Vakfının 1998 seçimlerinde takındığı negatif yaklaşımında bunda etkisi olduğunu düşünüyorum.

Mahkeme masrafları konusunda ise isim ve rakam vermem doğru olmaz. Fakat bir konu kesindir. Yani o zamanlar Diyanet Vakfı Yönetimi bu kişilere dava açtıkları takdirde masraflarının karşılanacağı yönünde söz verdiği biliniyor. Bu paranın ciddi bir yük getirdiğini biz seçimi savunan taraf olarak gayet iyi biliyoruz. Çünkü mahkemeye verilen taraf olarak bizim savunma için harcadığımız parada epey yüklüydü.

Diyanet Vakfının ise daha sonra muhataplarına verdiği sözü ne ölçüde yerine getirdiğini kurumun içersinde olmadığımız için tam olarak bilemiyoruz. Fakat 1998'lerde başlayan bir davanın bugünlere taşınarak, bugünkü yönetimde de bu konu hakkında ateşli tartışmaların yapıldığı camiada söyleniyor.
 
H.Dönmez: Sayın Çalışkan. Camilerin tanınması tam bir yılan hikayesine dönüştü. Siz görev yaptığınız dönemde bu konudan sorumlu departımanın başkanı idiniz. Bu konu hakkında yaptığınız çalışmaları ve bugünkü durum hakkında bize ne tür bilgiler verebilirsiniz?
 
M.Çalışkan: Camiler konusunda yapılan hazırlıklar 5 yıl önce başladı. Bu konudaki çalışmaları o dönemde görevde olan bir kişi olarak ilgili tüm kurumların başkanları ile bir araya gelerek aktardık. Ayrıca bizlerin hazırladığı taslak üzerinde onların görüşlerinide aldık.

O zamanlar camilerin tanınması konusunda gönderdiğimiz tanıma müracaatlarına diğer kurumlar olumlu cevap göndermesine rağmen Türk Diyanet vakfı karşı çıktı. Yani kısaca biz Camilerimizi bu şartlarda tanıtmak istemiyoruz dediler. Hatta zamanın Din İşleri Müşaviri Emrullah Aksarı'nın şöyle bir ifadesi var. Kendisi kaba bir ifadeyle: "Biz bunca yıl okuduk, bir yere geldik..Bu tür konularda dünkü çocuğa pabuç bırakmayız" demişti." Bir diğer ifadeyle Executif Belçika Devletinin yasal bir organı olması nedeniyle Belçika Türk Diyanet Vakfı bugüne kadar koruduğu statüsü bozulabilir kaygısıyla ayak diremişti.

Aynı konuları Büyükelçiliğimizde de konuştuk. Zamanın Büyükelçisi konuya daha fazla hakimdi. Kendileri o dönemde ileriyi gören bir kişi olarak "önümüzdeki 10-15 yıl içersinde tamamen Belçika Devletinin yapısına uygun bir oluşumun gelişmesi kaçınılmazdır"demişti. Yani bir tarafta geleceği okuyan bir ciddi devlet adamı, diğer taraftan ise mevcut avantajlarını kesinlikle elinden bırakmak istemeyenler vardı.

Daha sonraları bizim 2000'li yıllarda yaptığımız çalışmanın bir zorunluluk olduğunu Türk Diyanet Vakfı 5 yıl sonra kabul etmeye başladı.

Şu andaki Executif Başkanı Çoşkun Beyazgül, o zamanlar da, bir şekilde bu çalışmaların içersindeydi.. Bugün camilerin Belçika Devleti tarafından resmen tanınması için yapılan çabaları görüyoruz.

Şimdi bugün bu konuda hazırlıklar yapanlara soruyoruz? Bu çalışmaları 5 yıl önce hep birlikte tamamlasak daha iyi olamazmıy dı?

Camilerin tanınması konusunda zamanında yapılan çalışmaları baltalşayanlar yıllarca kaybolan ve kullanılmayan maddi kaynakların hesabını nasıl verecekler?

Bugün için yapılan hazırlıkların bazı kaygılar içerdiğini de duyuyoruz. Aldığımız duyumlara göre yapılan hazırlıklar sadece Diyanet Vakfına bağlı camilerin tanınmasını sağlamak yönünde gözüküyor. Böyle bir anlayışın pek kabul göreceğini sanmıyorum. Çünkü görev yaptığımız dönemde Belçika Devleti tarafından bize sürekli olarak "Biz Ankara, Riyad ve Cezayir merkezli bir din kurumu istemiyoruz" diyorlardı. Bugün yapılan ön çalışmalar şayet Ankara merkezli bir görüntü verirse bu kesinlikle Belçika Devleti tarafından kabul görmez.
Fakat bazen "Kesin olarak bu olmaz" dediklerimizin de olduğunu gördük. Örneğin Belçika Türk Diyanet Vakfının uluslararası vakıf olma müracaatı vardı. Belçika bunu önceleri kabul etmedi. Ne zaman ki, Türk Telekom ile Belgakom arasında bir işbirliği imzalandı, o zaman hemen arkasından Belçika Diyanet Vakfı müracaatı sessiz sedasız kabul edildi.

Buna benzer yeni şeyler gündeme gelir, olmaz dediklerimiz olur mu? Sorusuna şu anda cevap vermek oldukça zor görünüyor.

Sonuç olarak Executif'in camilerin tanınması konusunda kurum olarak Belçika'da yaşayan Müslümanların bulkunduğu şartları gözönüne alarak gerçeğe uygun bir teknik çalışma yapması gerekiyor. Kaçınılması gereken temel konu ise siyasi tercihlerin üzerine oturtulmuş bir çalışma yapılmasıdır. Böyle bir durum sadece kaos ve çatışma ortamı yaratır.
 
H.Dönmez: Sayın Çalışkan. Sizin daha önce hazırlanan son metinlerde kullanılacak resmi dil zorunluluğu hakkında bazı çekinceleriniz olduğunu öğrendik. Bu konuda aslında ne demek istiyorsunuz?
 
M.Çalışkan: Camilerin tanınması ile ilgili hazırlanan yeni yönetmenlikte Belçika'da kullanılan resmi dillere çok atıf var. Örneğin tanınma şartları arasında üyelerin aralarında bulundukları bölgenin dilini konuşma ve tüm kayıtların o dilde yapılması zorunluluğu var. Şu anda böyle bir şeyi uygulamaya hiç bir kurum hazır değil. Pratikte ise mümkün değil. Bu ancak yıllar sonra kendiliğinden oluşacak bir durum. Bunun nasıl algılanacak ve uygulanacak göreceğiz.

Burada bir kaç noktaya dikkat çekmek gerekiyor. Çünkü tanınmak için hazırlanan metni imzalayan Cami aynı zamanda bir deklerasyona imza atmış oluyor. Yani sizin bu imzadan sonra 70 yaşında bir Hacı Amcanın Flamanca konuşacağını taahhüt ediyorsunuz. Tanınma olduktan sonra ise Camiler Executif ve Diyanet Vakfının kontrolünden çıkmış oluyor. Tüm bu durumlar şikayet ve tartışma konusu olabilir.
 
H.Dönmez: Executif seçimleri sonrası oluşan gelişmeler ışığında şu andaki yönetimi nasıl görüyorsunuz?
 
M.Çalışkan: Benim bu konuda söyliyeceğim şeyler halef-salef olmamız dolayısı ile yanlış anlaşılabilir. Fakat bir şeyi yinede vurgulamak istiyorum. Şu andaki Executif'de üye sayıs olarak çoğunluğu oluşturmamıza rağmen etkisiz olduğumuz açıkça ortada. Arap kökenli üyeler az sayılarına rağmen bizden daha fazla etkin durumdalar.

Bir diğer durum ise şu anda üst-kurulda olan üyelerin bir çoğu konuyla hiçbir ilgisi olmayan farklı meslek guruplarından geliyorlar. Birçoğunun hiçbir alt yapısı yok. Buda böyle önemli bir kurum için büyük eksiklik.

Ayrıca Executif bünyesinde çalışan arkadaşlarımızın tamamen gönüllü olmasıda önemli bir eksiklik. Bu durum sürekliliği ve profesyonel bir çalışmayı engelliyor.
 
H.Dönmez:Karikatür krizi sürecinde "Executif" yönetimi tarafından yapılan açıklamalarda "Nazi benzetmesi" Belçika kamuoyunda oldukça tepki doğmasına sebep oldu. Siz böyle bir açıklamayı nasıl buluyorsunuz?
 
M. Çalışkan: İnsanların kendi aralarında kişisel yorumları ile büyük bir kurumun temsilcisi olarak yaptığı bir açıklama birbirinden mutlaka farklı bir üslup ve dikkat içersinde olmalı. Executif'in üstlendiği misyon son derece hassasiyet isteyen bir konudur. O nedenle güven ve diyalog ortamını bozucu söylemlerden yetkili durumda olanların kaçınması gerekir.

Diğer yandan ise "Executif"in saygınlığına zarar verecek işlerdende uzak durmak gerekir. Örneğin en son kurban bayramı sonrası Executife yönelik hayvan ticareti yapıyorlar şeklinde suçlamalar hiç hoş olmadı. Bu tür girişimler kurumun güvenirliliğine zarar veriyor.

Ayrıca yapılan eleştirilere yönelik inkar ve tehditkar açıklamalarda çok yanlış. Eğer bir kurumun bünyesinde bir yanlış yapılmışsa özürde dilenebilir. Eleştiriler konusunda hemen "Sizi mahkemeye veririz" açıklamaları pek tutarlı bir tavır olmadı.

Bir diğer bilinen konu ise Executif ikinci başkanı Kissi Benjeloul'un kişiliğinden kaynaklanan sorunların bedelini diğer Müslümanlara ödetmeye kimsenin hakkı yok. Hele hele Türk kökenli Bakan Emir Kır'ı tüm iyi niyetli yaklaşımlarına rağmen sistematik ve bilinçli bir şekilde Arap kökenli vatandaşlar kışkırtılarak protesto ettirilmesi kesinlikle kabul edilemez bir durum.

Kısaca Executif'in son seçimlerden sonra meydana getirilen yeni yönetim sürecinde tüm bu yanlış gelişmeleri şu anda "Executif" Başkanı olan Coşkun Beyazgül'ün hanesine yazdı.

Umarım bu olanlardan dersler çıkarılır....

H: Dönmez. Samimi açıklamalarınız için sizlere teşekkür ederiz. Bizlerinde dileği bir nevi tarihe not düştüğümüz önemli yaşanmış olaylardan birilerinin ders alması.

Son Haberler

Hits: 9518 Visitors: 3230
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.