Haberin yayım tarihi
2026-09-01
Haberin bulunduğu kategoriler

ÜÇ ÜLKE, TEK YUMRUK

MEKKE ANLAŞMASI BÖLGEDE YENİ BİR GÜÇ DENGESİNİN HABERCİSİ Mİ?

İstanbul’da atılan imza, yalnızca üç ülkenin savunma işbirliği değil; bölgenin geleceğine dair güçlü bir irade beyanıdır.

Dünya yeniden şekilleniyor.

Ortadoğu’da taşlar yerinden oynarken, küresel güç mücadeleleri giderek sertleşirken ve ülkeler güvenliklerini artık yalnızca kendi sınırları içinde düşünemez hale gelirken, İstanbul’da gerçekleştirilen toplantı dikkatle okunması gereken yeni bir gelişmenin kapısını araladı.

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan…

Üç önemli ülke, Mekke Ortak Savunma Anlaşması çerçevesinde İstanbul’da bir araya gelerek yalnızca mevcut işbirliğini teyit etmedi; bu işbirliğini daha kurumsal, daha etkili ve daha caydırıcı hale getirme iradesini ortaya koydu.

Bu tablo, basit bir diplomatik toplantının çok ötesinde anlam taşıyor.

Çünkü mesele sadece savunma değildir.

Mesele, bölgenin kendi güvenliğini ne ölçüde kendi iradesiyle sağlayabileceği meselesidir.

ARTIK SADECE SÖZ DEĞİL, YAPISAL BİR İŞBİRLİĞİ

İstanbul’daki toplantının ardından yapılan açıklamada üç ülkenin; sürdürülebilir barış ve istikrar için birlikte çalışma kararlılığını teyit etmesi, işbirliğini kurumsallaştırma konusunda mutabık kalması ve savunma alanındaki ortaklığı derinleştirme iradesi göstermesi son derece önemlidir.

Daha da önemlisi, Suudi Arabistan’da bir Sekretarya kurulacak olması ve bu yapının Pakistanlı bir Genel Sekreter tarafından ilk üç yıl yönetilecek olması.

Bu ayrıntı küçümsenmemeli.

Çünkü tarih bize şunu gösteriyor:

Kurumsallaşmayan ittifaklar, kriz anlarında zayıflar. Kurumlaşan ittifaklar ise siyasi iradeyi kalıcı bir yapıya dönüştürür.

Savunma sanayisinde işbirliği, ortak teknoloji geliştirme, ortak üretim ve silahlı kuvvetlerin uyumunun artırılması hedefleri de anlaşmanın yalnızca kâğıt üzerinde kalmayacağının işaretlerini veriyor.

ASIL MESELE: CAYDIRICILIK

Bir savunma anlaşmasının gerçek gücü, metnindeki cümlelerin ağırlığıyla değil, kriz anında ortaya koyabileceği ortak iradenin gücüyle ölçülür.

İşte burada en kritik soru karşımıza çıkıyor:

Bu üç ülke, kendilerine veya ortak çıkarlarına yönelik ciddi bir tehditle karşılaştıklarında gerçekten “tek yumruk” olabilecek mi?

Çünkü ittifakların en zor sınavı barış zamanında yapılan toplantılar değildir.

Asıl sınav, kriz çıktığında verilir.

Bir üye ülkeye yönelik saldırı olduğunda diğerleri ne yapacak?

Diplomatik açıklamalarla mı yetinilecek?

Ekonomik ve siyasi destek mi verilecek?

Yoksa anlaşmanın gerektirdiği gerçek bir ortak savunma mekanizması mı devreye sokulacak?

Bu soruların cevabı, Mekke Anlaşması'nın gelecekteki ağırlığını belirleyecektir.

KİMLER RAHATSIZ OLABİLİR?

Böylesine önemli üç ülkenin savunma ve güvenlik alanında giderek daha yakın bir işbirliğine yönelmesi, elbette bölgedeki bütün aktörler tarafından aynı şekilde karşılanmayacaktır.

Çünkü güçlü bir bölgesel işbirliği, mevcut güç dengelerini değiştirme potansiyeline sahiptir.

Türkiye'nin askeri kapasitesi ve savunma sanayisindeki yükselişi…

Pakistan'ın nükleer güç sahibi olması ve stratejik konumu…

Suudi Arabistan'ın ekonomik gücü ve İslam dünyasındaki ağırlığı…

Bu üç unsur aynı güvenlik mimarisi içinde buluştuğunda ortaya sıradan bir diplomatik ortaklıktan çok daha büyük bir potansiyel çıkar.

İşte bu nedenle asıl mesele, bu oluşumun kimleri rahatsız edeceğinden ziyade, üç ülkenin dışarıdan gelebilecek baskılara karşı ne kadar sağlam durabileceğidir.

TÜRKİYE'NİN ROLÜ ÖZEL BİR ÖNEM TAŞIYOR

Bu yeni güvenlik denkleminde Türkiye'nin rolü özellikle dikkat çekici.

Ankara son yıllarda savunma sanayisinden diplomasiye, bölgesel krizlerden uluslararası güvenlik politikalarına kadar daha aktif bir çizgi izliyor.

Türkiye'nin sahip olduğu askeri tecrübe, gelişen savunma sanayisi ve jeostratejik konumu, böyle bir yapılanmada önemli bir ağırlık oluşturuyor.

Ancak burada Türkiye açısından da önemli bir sorumluluk bulunuyor:

Öncülük etmek kadar, kurulan yapının sürdürülebilirliğini sağlamak da önemlidir.

Çünkü büyük hedefler, büyük sorumlulukları beraberinde getirir.

SIRADA BAŞKA ÜLKELER VAR MI?

Belki de önümüzdeki dönemin en önemli sorularından biri bu olacak.

Mekke Anlaşması üç ülkeyle sınırlı mı kalacak?

Yoksa zaman içerisinde başka Müslüman ülkeler de bu güvenlik mimarisine dahil olacak mı?

İslam dünyasında uzun yıllardır dile getirilen ortak savunma, ortak güvenlik ve stratejik dayanışma fikri, bugüne kadar çoğu zaman siyasi söylem düzeyinde kaldı.

Şimdi ise bu söylemin somut bir yapıya dönüşme ihtimali var.

Eğer bu yapı başarılı olur, kurumsallaşır ve krizler karşısında ortak irade gösterebilirse, başka ülkelerin de kapıyı çalması şaşırtıcı olmayacaktır.

Ancak bunun için önce üç ülkenin kendi içinde güveni sağlamlaştırması gerekiyor.

TARİHİ FIRSAT MI, ZOR BİR SINAV MI?

Mekke Anlaşması'nın önünde büyük fırsatlar olduğu kadar büyük riskler de bulunuyor.

Çünkü üç farklı siyasi, ekonomik ve stratejik önceliğe sahip ülkeyi aynı güvenlik çatısı altında tutmak kolay değildir.

İttifakların en büyük düşmanı bazen dışarıdaki tehditler değil, içerideki görüş ayrılıklarıdır.

Bu nedenle başarı için yalnızca askeri kapasite yetmez.

Siyasi irade, ekonomik dayanıklılık, diplomatik koordinasyon ve stratejik güven de gerekir.

Ve belki de en önemlisi:

Kriz anında birbirinin yanında durabilme iradesi…

BÖLGE YENİ BİR DÖNEME Mİ GİRİYOR?

İstanbul'da gerçekleştirilen toplantıya bu açıdan bakıldığında, ortaya önemli bir tablo çıkıyor.

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan;

“Bölgemizin güvenliği konusunda daha fazla söz sahibi olmak istiyoruz.” mesajı veriyor.

Bu, başlı başına önemlidir.

Fakat şimdi sözden eyleme geçme zamanı.

Önümüzdeki yıllarda bu üç ülkenin ortak savunma sanayisi projelerinde ne kadar ilerleyeceğini, silahlı kuvvetler arasındaki koordinasyonun ne ölçüde güçleneceğini ve en önemlisi herhangi bir kriz karşısında gerçekten ortak hareket edip edemeyeceklerini göreceğiz.

İşte o zaman Mekke Anlaşması'nın gerçek ağırlığı ortaya çıkacak.

Bugün için elimizde güçlü bir irade var.

Yarın için ise cevaplanması gereken çok daha zor sorular…

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan dış baskılara karşı aynı kararlılığı sürdürebilecek mi?

Başka güçlü Müslüman ülkeler bu oluşuma katılma cesaretini gösterecek mi?

Bir üye ülkeye yönelik saldırı olduğunda diğerleri anlaşmanın gereğini yerine getirebilecek mi?

Ve en önemlisi:

Mekke Anlaşması, bölgenin kendi güvenlik mimarisini kurmasının ilk adımı olabilecek mi?

Bunların cevabını zaman gösterecek.

Ancak bir gerçek var:

İstanbul'da atılan bu adım, bölgesel güç dengeleri açısından dikkatle izlenmesi gereken yeni bir sayfa açmıştır.

Dileğimiz, bu sayfanın çatışmaların değil barışın, tehditlerin değil caydırıcılığın, bölünmenin değil işbirliğinin sayfası olmasıdır.

Türkiye'nin öncülüğünde şekillenen bu stratejik hamlenin ülkemizin güvenliği, bölgenin istikrarı ve geleceğimiz açısından hayırlı olmasını temenni ediyoruz.

Çünkü güçlü olmak, savaşmak için değil; savaşı önleyebilecek kadar caydırıcı olmak içindir.

Son Haberler

Hits: [srs_total_pageViews] Visitors: [srs_total_visitors]
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.