Haberin yayım tarihi
2007-02-19
Haberin bulunduğu kategoriler

Yusuf Halaçoğlu Brüksel'i salladı, geçti..

İsmini duydukları zaman dizlerinin bağı çözülen Ermeni lobisinin onca engelleme çabalarına rağmen gerçekleştirilen "Sözde Ermeni soykırım meselesine bakış" adlı konferans başarılı bir şekilde tamamlandı.
 
Bu konferansın yansımaları devam ederken verilmek istenen mesaj ve bilgileri canlı tutmak ve kayıt altına almak düşüncesi ile öncelikle Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu'un kimliği ve düşüncelerini okurlarımıza kısaca yeniden sunmak istiyoruz.
 

Yusuf Halaçoğlu kimdir?

 
1949 yılında Adana'nın Kozan kazasında doğdu. 1967'de liseyi, 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Yeniçağ Tarihi Kürsüsü'nden "Fırka-i İslâhiye ve Kozan" isimli lisans tezini hazırlayarak mezun oldu. 1974 yılında aynı üniversitede Yeniçağ Tarihi Kürsüsü'nde asistan, 1978 yılında "XVIII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda İskân Siyâseti" konulu doktora tezi ile doktor oldu. 1982'de Yardımcı Doçent, Nisan 1983'te de "Osmanlı İmparatorluğu'nda Menzil Teşkilâtı ve Yol Sistemi" isimli doçentlik tezini hazırlayarak doçentliğe yükseldi. 1986 yılında Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümü'ne geçti. 20 Mart 1989'da "XVI. Yüzyılda Sosyal, Ekonomik ve Demografik Bakımdan Balkanlar'da Bazı Osmanlı Şehirleri" konulu takdim tezi ile profesörlüğe yükseldi. Aynı tarihlerde Türk Tarih Kurumu asıl üyesi seçildi.

1989 yılında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı'na tayin edildi ; 17 Aralık 1990'da da Genel Müdür Yardımcılığına getirildi. Bu sırada, Osmanlı Arşivi'nin otomasyonunu başlattı. Bu görevinden 2 Mart 1992'de istifa etti ve Marmara Üniversitesi'ndeki görevine döndü. 26 Ağustos 1992 tarihinde Rektör yardımcısı oldu. 23 Ekim 1992'de Rektör vekili ve Kasım 1992'de tekrar rektör yardımcılığında bulundu. Bu görevdeyken 21 Eylül 1993'de Türk Tarih Kurumu Başkanlığı'na getirildi. Halen bu görevde bulunmaktadır.
 
Sözde Ermeni Soykırım nedir? Ne değildir?
 
Tarih bilimi, kaynak telakki edilen belgeleri, çok yönlü tenkide tabi tutarak, hemen her belgeye şüpheli bir gözle bakan ve bu anlayışla yapılan değerlendirmeler ışığında sonuca ulaşan bir bilim dalıdır. Bu nedenle Lepsius, Morgenthau, Brıce ve Toynbee gibi tamamen o günün şartlarında, ülkelerinin propaganda görevini yerine getirenlerin eserlerinin, tarihin tenkid süzgecinden geçirildikten sonra dikkate alınması gerekir. Hal böyle iken kimi bilim adamlarının, adı geçen şahısların kitaplarını, tarih metodolojisini göz ardı ederek, duygularının etkisinde kalıp değerlendirmeleri, bilim ve insanlık adına üzüntü vericidir. Tarih ve siyasi mülahazalarla yapılmış bu gibi iftira ve haksız isnadlarla ve bu nedenlerle çıkmış dramatik savaşlarla doludur.. Bu gibilerin tarihin acımasız yargısından kurtulamadıkları da bir gerçektir.
 
1890'lı yıllardan başlayan ve dünya siyaset tarihinin en acımasız dönemi olan Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar devfam eden bir tarih kesitinin, objektif bir araştırmasının yapılması, elbetteki pek kolay değildir. Özellikle, o dönemden kalan bazı politik değerlendirmelerin ve cepheciliğin uzantılarını ortadan kaldırmak uzun ve meşakkatli bir çalışmayı gerektirir. Hele hele, siyasi platforma çekilmiş ve istismar edilmiş bir konuyu araştırıyorsanız.
 
Bütün bu olumsuzluklara rağmen, yaptığımız araştırmada, ilgili devletlerin resmi arşivlerinden, bilhassa çoğu gizli hüviyette olanlarından elde ettiğimiz belgeler ve bu belgelerde yer alan Ermenilerle ilgili nüfus istatistikleri, konunun farklı bir boyutu olduğunu ortaya koymaktadır. Şurası unutulmamalıdır ki, 1915'te Osmanlı Devleti, bilhassa Doğu ve İç Anadolu'da yaşayan Ermenileri, bazı istisnalar hariç, yine kendi topraklarından olan Suriye ve Kuzey Irak bölgelerine sevketmiştir. Yolda hastalıktan ve göçün elverişsiz şartlarından Ermenilerin kayıpları olmuştur. Ancak bu kayıp, hiç bir zaman 1,5 milyon Ermeni'nin ölümüyle neticelenmediği gibi, bunun üçte birine de varmamıştır. Zira belgeler göstermektedir ki, Anadolu'nun tümünde ancak bu kadar Ermeni yaşamaktadır. Sürgün edilenlerin sayısı ise yaklaşık 500 bindir. Ayrıca bu sürgün edilenlerin büyük çoğunluğu 1918'den itibaren eski yerlerine geri dönmüştür. Bu arada önemli sayıda bir Ermeni nüfusu da Osmanlı toprakları dışına, yani başka ülkelere göç etmiştir. Bunlardan başka gerek Rusya Ermenilerinden, gerekse Osmanlı Ermenilerinden yine önemli bir miktarı Askeri üniforma altında ölmüştür. Diğer uluslarda olduğu gibi bir kısmıda grip, kolera ve tifüs gibi hastalıklardan kaybedilmiştir.
 
Bütün bunlar toplandığında Ermenilerin, planlı olarak imha edilmek gibi bir harekete uğramadığı ortaya çıkmaktadır. Nitekim başta Amerikan belgeleri olmak üzere, öteki taraf devlet arşivlerindeki belgelerde, Ermenilerin tümüyle tehcir edilmediği, tehcir bölgelerindeki Ermeni kamplarına yabancı yardım kuruluşlarının yardım yaptığı yer almaktadır. Bu durumda, bugün bir Ermeni soykırımından bahsedenler aslında bilmektedir ki, tehcir bölgesindeki pek çok Ermeninin yerlerinde bırakılması, kamplarda bulunan Ermenilere çeşitli yardım kuruluşlarının yardım etmesi, soykırım iddialarını tümüyle ortadan kaldırmaktadır.
 
Buna rağmen tıpkı Birinci Dünya Savaşı sırasında olduğu gibi, bugün de tamamen siyasi nedenlerle ve özel amaçlarla bu iddialar devam ettrilmektedir. Aksi halde bir devlet, yok etmek istediği bir topluluğa yardım etmeleri için yabancı yardım kuruluşlarına kapılarını ve kampları hangi nedenle açar ve yardım etmelerine izin verir?
 
Ermeni örgütleri Anadolu'da bağımsız bir devlet kurmak için mücadele etmişlerdir. Bu nedenle de, hemen her dönemde geçerli olan seslerini duyurma politikası gütmüşlerdir. Bunlara, Osmanlı Devleti üzerinde farklı emelleri olan devletler de destek çıkmıştır. Bundan cesaret alan Ermeni örgütleri, Osmanlı Devlet'iyle resmen mücadeleye girmişler, öldürmüşler ve ölmüşlerdir.
 
Sonuçta Osmanlı Devleti, meşru müdafaa hakkını kullanarak, başta tehcir olmak üzere çeşitli güvenlik tedbirleri almıştır. Birinci Dünya Savaşı gibi, bütün dünyada acıların yaşandığı bir dönemde, Ermenilerin yer değiştirmesi, tabii ki, kusursuz değildir. Nakilde çekilen sıkıntı, Dünya Savaşı dolayısıyla yeterince yiyecek bulunamaması, eşkiya gruplarının kontrol edilememesi, bulaşıcı hastalıklarla mücadelede yetersiz kalınması, bir kısım devlet görevlilerinin süistimalleri gibi sebepler, Ermenilerin acılarla dolu bir dönem yaşamalarına sebep olmuştur.
 
Buna karşılık Ermeni tehciri, Osmanlı toplumunda kendi halinde yaşayan bir topluluğa karşı alınmış bir karar olarak da değerlendirilmemelidir. Yani Ermeniler bu konuda tümüyle masum değildir. Öyle ki, tam Çanakkale'de ölüm-kalım mücadelesinin verildiği bir sırada düşmanla işbirliği yapan ve planlı bir biçimde Van'dan Zeytun'a kadar bir çok şehirde isyan çıkaran, insanları katleden, ordu mühimmat konvoylarına saldırılar düzenleyen bir topluluğa karşı, her devletin alacağı yasal tedbirler ne olabilir?
 
Neticede Ermenilerin bu hareketi, onların Anadolu'yu terketmeleriyle neticelenmiştir. Lozan görüşmelerinde de Ermeniler, Birinci Dünya Savaşı ve Paris görüşmelerindeki tutumları nedeniyle artık Türkler tarafından eski ayrıcalıklarını kaybetmiştir. Buna karşılık Lozan'da Türkiye'nin karşısında ki devletler de Ermeni konusundaki ısrarcı olmamıştır.
 
Sonuç olarak, Birinci Dünya Savaşı'nda meydana gelen Ermenilerle bağlantılı olayların, batılı devletlerin ve Rusya'nın takip ettiği Osmanlı politikalarının bir tezahürü olduğu ortaya çıkıyor. Maalesef bu politikalar hem Müslümanlar, hem de Ermeniler açısından büyük acılara yol açmış, her iki taraftan da önemli miktarda kayıplar meydana gelmiştir. En önemlisi de, Türk ve Müslümanların zihninde, 800 yıl birlikte yaşadıkları, Osmanlı tarih literatüründe "millet-i sadıka" olarak vasıflandırdıkları Ermenilerin ihanetine uğradıkları yer etmiştir. Bunlara karşılık 1915 öncesi ve sonrasında gelişen Ermeni olayları, her ne kadar bugün kimi ülke parlementolarında, hiçbir hukuki dayanağı olmamasına rağmen yeniden gündeme getirilmiş olsa bile, 1923'te Lozan'da Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığının kabul edildiği uluslararası antlaşmada kesin olarak çözülmüştür.

Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu..

Son Haberler

Hits: 9426 Visitors: 3220
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.