Haberin yayım tarihi
2015-01-22
Haberin bulunduğu kategoriler

BU TESTİ SU KOYVERMEYE BAŞLAMIŞTIR.

İzzet Dönmez Yazdı...


Siyasi iktidar haklarında yolsuzluk iddiaları gündeme geldiğinde azledilen Bakanlarla ilgili süreci iyi yönetememiştir.

Ülke nüfusunun çok fazla % 5`i günlük siyasetle meşguldür, % 95`i ise ekmek kavgasındadır.

Siyasetle seçimden seçime ilgilenir. Sandığa gider, oyunu kullanır.

Onun için o gün siyaset biter, ekmek kavgası yeniden başlar.

Halbuki siz zannedersiniz ki herkeste sizin gibi gündelik siyasetle yatarlar, gündelik siyasetle kalkarlar.

Hayatta öyle bir şey yoktur, hayat kavgası herkes için çok zordur.

İnsanların bu kavga içinde boğuşurken, kısır siyasi çekişmelere ayıracak çok fazla vakti yoktur.

İktidar Partisi, 2002 yılında ancak % 34 oyla, birazda seçim sisteminin azizliği ile tek başına iktidara geldi.

Doğruyol Partisi aldığı % 9.65 oyu, MHP aldığı % 8.5 oyu, Genç Parti aldığı % 7.5 oyu % 10 barajının üzerine çıkarabilseydi bırakın Ak Partinin tek başına iktidarını, hükümet Ak Parti dışında bile kurulabilirdi.

Yani Ak Parti`yi biraz seçim sistemi, birazda o günün siyasi konjöktürü iktidara taşımıştır.

Millete tepeden bakmayı alışkanlık haline getirmiş bazı Ak Partili dostlarıma bunu özellikle hatırlatırım.

2002 yılından 2007 yılına kadar vatandaş siyasi iktidarın hizmetlerinden memnun oldu ki, 2007 genel seçimlerinde iktidarın oyunu % 47`ye çıkararak desteğini devam ettirmiştir.

Gerçi % 47 oyun içinde siyasi iktidara karşı kurulan kumpas ve tezgahlarda oyun bu seviye ye gelmesine vesile olmuştur.

Karısı başörtülü birisinin Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturamayacağı dayatması da milleti çok rencide etti ve % 47 oy oranına ulaşıldı.

Nüfusunun % 99`unun Müslüman olduğu iddia edilen bir ülkede bazen de karısı başörtülü birileri Cumhurbaşkanı olsa sanki gök kubbe başımıza yıkılırdı.

Karısı başörtülü birisi bu ülkede 7 yıl Cumhurbaşkanlığı yaptı, gök kubbe başımıza yıkılmadı, kıyamette kopmadı.

Abdullah Gül çokta başarılı bir Cumhurbaşkanlığı yaptı.

Yanındaki hanımı illa "çökelek kafası ile Cumhurbaşkanının yanında olacaktır" dayatmasının anlamsız olduğu anlaşılmış oldu.

Gelecek yıllarda başörtülü Bakanları da göreceğiz inşallah.

10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar iktidar oylarını ve siyasi desteğini artırarak devam etti.

Siyaset öyle bir şeydir ki; siyasi iktidarlar ağzıyla kuş tutsalar yıpranırlar.

Bunun hiç bir çaresi yoktur.

İktidarın yaptığı güzel şeyleri vatandaş alır, cebine koyar, yapılan yanlış işleri de fatura olarak siyasetçinin önüne koyar.

Yani vatandaş biraz nankördür, bu siyasetin doğasında vardır.

1938 yılından 1950 yılına kadar Merhum İsmet İnönü devletin başında bulunmuştur.

O yıllar 2. Dünya Savaşı yıllarıdır,  çok zor yıllardır.

Merhum İnönü, Türkiye`yi 2. Dünya Savaşına sokupta bu ülkeyi yeni bir yıkıma sokmamak için elinden gelen her imkanı kullanmıştır.

O yıllar Türkiye`nin savaşa girmemiş olması, İnönü`nün hayatı boyunca bütün günahlarına kefarettir; ancak halk buna böyle bakmadı.

Çocukluğumda "Geldi İsmet, gitti kısmet" tekerlemesini çok dinledim.

1950-60 arasındaki 10 yıllık Demokrat Parti iktidarından bile halk yorulmuştur.

1960 darbesine vatandaşın sessiz kalması birazda bundandır.

3 seçim tek parti iktidarı vatandaşı yoruyor, vatandaşla iktidar mensupları arasında kopmalar başlıyor.

Siyasetçiyi ise şımartıyor, siyasetçinin burnu kaf dağını aşıyor.

Bu günkü iktidar mensuplarının çoğunun durumu maalesef aynen böyle.

17 ve25 Aralık olaylarına ben şöyle bakıyorum.

Bakalım siz bu yazıyı okuyunca değerlendirmeniz nasıl olacak.

Hani bir hanım kocasından şüphelenir, ya da koca karısından şüphelenir de.

Başlar cepleri aramaya, cep telefonundaki mesajları incelemeye, mailleri incelemeye.

Aldatıldığından şüphelenen eş her yola başvurur.

Peki bu yapılanlar "Özel hayatın gizliliği" ilkesine aykırı değil midir?

El hak aykırıdır.

Ancak yapılan bu gayrikanuni işlem sonucunda bir delil bulunursa bu da boşanma sebebidir.

Bence 17-25 Aralık olayları buna benziyor.

Operasyondaki amaç iktidarı yıkmaktır, en azından görevini yapamayacak hale getirmektir.

Tamam, kabul.

Ancak iktidarın bazı mensupları da malzeme vermiştir karşı tarafa.

Yahu bakınız, hükümetin bir Bakanı "Akara-Bakara-Makara" diyerek Kur`an ayetleri ile açıkça dalga geçiyor.

Bakanın konuşmayı yaptığı gazeteci "Evet bu konuşma doğrudur, halkımdan özür dilerim" diyor ve Genel Yayın Yönetmeni olduğu Gazetesinden istifa ediyor.

Bizimki ise hala "Tezgah, kumpas" diyor.

Siyaset öyle bir şey ki; hizmet anlamında harikalar yaratırsınız ama tek bir yanlış sizi bitirir.

Willy Brand, Almanya`nın efsane Sosyal Demokrat lideridir.

Almanya`ya onun kalitesinde bir Sosyal Demokrat lider bir daha gelmedi.

Yanındaki danışmanı eski Doğu Alman casusu çıktı.

Anında istifa etti.

Almanya onun yerini hala dolduramıyor.

Hükümetin bir Bakanı Rıza Zerrap`ın özel uçağı ile maaile Umreye gidiyor.

Yine Rıza Zarrap denilen, kim olduğu meçhul delikanlıdan değeri yüzbinlerce doları bulan saat alıyor.

Bunun siyaseten izahı olabilir mi?

Türkiye`deki siyasi muhalefet bunu malzeme olarak kullanıyor.

Kullanmayıp ta ne yapacaktı yani?

Muhalefetin kendisi de inandırıcılık sorunu yaşıyor da bence bu olayları yeteri kadar kullanamıyor.

Şimdi ben muhalefet lideri olsam, bu iddiaları öyle kullanırım ki; hükümeti top yekün istifaya mecbur ederim.

Siyaset bir yarıştır.

İktidar muhalefetin, muhalefet iktidarın açığını arar.

Sen iktidar olarak bu açıkları vermeyeceksin.

Paçayı muhalefete tutturmayacaksın.

Siyasi iktidarın yapacağı aslında şuydu;

‘’Adı üzerinde spekülasyon olan bakanlar ile Cemaate karşı operasyonu eş zamanlı yapacaktı’’

‘’Anında dokunulmazlıklarını düşürüp, onları yargıya havale edecekti’’

Bunu yapmadı.

Sürekli iddiaların üstünü örtmeye çalışan bir görüntü verdi.

Öyle olmasa bile görüntü bu.

Dünkü meclisteki oylamada ne sonuç çıktı?

İktidara mensup 40-50 civarında milletvekili fire verdi.

Bazı oylamalarda muhalefetle aralarında 10 oy fark kaldı.

İşte ben buna "Siyaseten kırılma" diyorum.

Bu yazdıklarım Siyasi iktidara yakın duranları hayli öfkelendirecektir.

1960`lardan beri siyaseti dikkatle gözlerim.

Kanaatlerimde bu güne kadar hiç isabetsizliğe uğramadım.

Ak Partinin kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan çok karizmatik bir lider.

İster sevin, ister nefret edin, ama hakkı da teslim edin.

Çaktırmadan hakkı teslim edin, ama yine de teslim edin.

Tayyip Bey`in muhteşem bir karizması var.

2015 Genel Seçimlerinde de partisinin başında olsaydı, ne eder, eder, bu sıkıntıyı da savuştururdu.

Ancak durum şimdi öyle değil.

Oylama da 50`ye yakın fire inanılır gibi değil.

İktidar Partisi, bu konuda yekvücut olmaya yetecek "ortak aklı" işletememiştir.

Yani başarısız olmuştur.

Diyeceğim odur ki; testinin dibi çatlamıştır.

Bu durumun daha da kötüye gitmesi mümkündür.

Testiyi onarmakta mümkündür.

Acaba Ahmet Davutoğlu bu feraseti gösterebilir mi?

Benim bu konuda kanaatim var da.

Onu ileriki zamanlarda söyleyeceğim.

Son Haberler

Hits: 5696 Visitors: 3045
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.