Haberin yayım tarihi
2012-07-29
Haberin bulunduğu kategoriler

Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar.

©Nusret Özgül

T.B.M.M Başkanlığı, Siyasî Partiler, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, GKB’nin sanal sayfalarına acaba ek bir yönlendirme eki yapılsa da « Ulusal Mezarlık » başlığı altında, her gün şehit olanların, işlerine gelen « sanatçılar »dan ölenlerine sahip çıktıklarının – ne yazık ki genelleştirme mümkün değil, burada da işin için ayrımcılık giriyor - cenaze namazlarına katılım görünümleri, resimler, taziye mesajları, ailelerine yapılan ziyaretler vb. « malzemeler » yüklense nasıl olurdu acaba ?

Arzu eden doğrudan o sayfaya kendi iradesiyle girsin diye…

Bırakın « kişi »yi ; eğer bir devleti yönetenlerin « âr perdesi » diye adlandırdığımız – evebeynlerimizden böyle öğrendik – namus ve onuru caaarrrrttttt…diye yırtılmışsa, durum vahimin de ötesinde demektir !

y-CHP bu « akımın » başını çekenlerin başında geliyor !

Liderleri, elleri altında « çekecek » başka bir şey bulamıyor olmalılar…

Bu konuda, ne kadar eleştirirsek eleştirelim, MHP Lideri daha sağduyulu hareket ediyorlar. Kınama, taziye varsa, ya Meclis Grup Toplantısı konuşmalarında yer veriyorlar ; ya da basın toplantılarında…

Tamam, doğal olarak bir taziye mesajı gönderirsin, şehit veya değil merhum ve merhumelerin geride kalan yakınlarına ; ama, bunu siyasal istismar aracı olarak – duygu sömürüsü – kullanmaktan da kaçınırsın !

Zira bu senin beceriksiz politikalarının – şehitler açısından – sonucu yaşamlarını kaybedenlerin acılarını paylaşmak değil, tam anlamıyla alay ediyor gibi davranmak oluyor…

Üstelik, kendileri genel merkezlerindeki koltuklarından kıpırdamadıklarından ; ziyaret ettikleri bölgelerin insanları da terbiyelerinden dolayı, suratlarına karşı söylemekten kaçınıyor olmalılar ki, işin farkında değiller !

Tepki gösteren – arada sırada – şehit yakınları da, duymazdan, görmezden geliniyorlar.

O anlık, acısını « gemleyememe » olarak, « affa » uğruyorlar !

Yoksa başka durumlarda ya anında gözaltına alınırlar; ya da devlet yöneticilerine « hakaret »ten haklarında dava açılırdı !

« Hoşgörülü » bir devlet yönetimi olması ne kadar güzel değil mi ?

Bölge milletvekilleri, valiler, kaymakamlar ve diğer partili veya sivil-asker devlet temsilcilerinin çıkıp da, ‘cucumber’lık etmeyin, gına geldi herkese…’ diyebileceklerini herhalde beklemiyorsunuz !

Bir taraftan, sahiplen(e)miyorsunuz ve bedava reklâm kapsamına girercesine, uluslar arası bir içecek firması ile bilmem hangi dondurmacının reklâmını yapacak şekilde şehit yakınları ve gelmişse devlet zevali, güneşten « çarpılmasın »lar diye tente koyulmasına göz yumuyorsunuz ; diğer taraftan, bir kaç yıl önce yaşadığımız gibi, şehit tabudunu uçaktan « turist valizi » gibi, kamyonetin arkasına yükletip ve belki de içinde başka bir şey vardır diye, x ışınlarından geçirdikten sonra basit bir « koli » gibi ailesine temsil etmekten hâyâ duymuyorsunuz. Sonra kalkıp, yine hiç utanmadan ve sıkılmadan, yaptığınız davranışın doğru olup, olmadığını ; toplum üzerindeki inikaslarını – manevî – bile düşünmeksizin, sizlere teslim edilen devlet kurum veya kuruluşlarının sanal sayfasında, sıradan geçiştirme diye nitelendirebileceğimiz, « timsah gözyaşları » döküyorsunuz !

y-CHP, millete « yedirdiğine », diğerleri de geri kalmamak, eleştiriye uğramamak için aynı yolu izleyerek, topluma « yutturduklar »ına inanıyorlar !

Eh, toplum dediğimiz « kuru kalabalık »tan gür ses çıkmadığı sürece, böyle gelmiş böyle gidecektir !

3000 km uzaktan benim içimin sıkılmasını bırakın, bu tür davranışlardan anavatanım adına utanç duyuyorum.

Zira, buralarda biri « geberse » veya Afganistan’da, şurada burada « barışı kollama ve koruma » görevi için gönderilen bir asker veya sivil şehit olsa, ne Kral, ne de hükümetin başı veya üyeleri, istismar etme yoluna kaçmaz, taziye mesajı göndermişlerse, basına bile dağıtmadıkları gibi, dağıtmaya kalksalar da basın yayınlamaz.

Cenaze törenlerine katılırlar ama, abartmaksızın !

Aynı basın, özel yaşama girdiğinden dolayı vefat eden meslektaşlarının anısına asla gürültü koparmaz, Doğu kafasıyla, kendini yerden yere atarak gözyaşı da dökmez !

Döker belki ama, sessizce…

Toprağa verilirken, ya da vesayet gereği yakılırken, görevini yapmakla yetinir !

Ayrı bir salonda bir araya gelirler, ölenin anısına kadeh kaldırırlar, anılarını tazelerler, sonra da ayrılıp giderler.

TV’lerde veya yazılı basında, uzun uzadıya onlarca yıl birlikte yaşadıkları meslektaşlarının anısına « özel » programlar veya yayınlar yapılmaz !

Bendenize inanmıyorsanız, Belçika’daki Türk Toplumu’nun temsilcilerine (resmî olmayan, zira onlar kıvırtacaklardır) sorun !

Elbette bu tutumları, vurdumduymazlık olarak kesinlikle yorumlanmamalı. Bir savaş veya çatışma ortamında rehine alınanları bırakın, hiç tanımadıkları yabancı ülkelerde hapse atılan meslektaşlarını bile sahiplenirler.

Bizimkiler seslerini çıkarmazken…

Basın ( ! ), Türkiye’de eskiden birinci sayfadan cinayet haberlerini kanlı ve mümkün olduğunca canlı aktarırdı !

Ermeni teröristlerce katledilen başçavuş arkadaşım Dursun’un direksiyon başındaki resmini bile ne çekebilmiştim ne de duygu istismarı yapmak için kullanılacak şekilde ailesinin odalarına girip, özel resimlerini « aşırmaya » kalkmıştım !

Hadi Uluengin « başarmışdı » galiba…

Kabul ediyorum, gazetecilik zaviyesinden baktığınıda ortada önemli bir olay var. Ancak, ölenin veya şehit edilenin yanına kadar gidip, açık gözlerle bakışını, o zamanlar filme kazıyıp, – günümüzde canlı yayın yapılıyor cep telefonları veya fotoğraf makineleri ile – sonra, çalıştığın gazetene duygu sömürüsü yaparak, daha fazla satsın diye göndermek bendenize hep ters gelmiştir ve 40 yılı aşkın meslek yaşamımda bu tür olaylardan mümkün olduğunca kaçmışımdır !

Maden kazasında ölen madencilerin tabutlarının kapaklarını kaldırarak resim çekenleri veya, çöken evin altında kalan Türklerin çoluk çocuk demeksizin cesetlerini kadraja alan meslektaşlarımı düşününce sadece tiksiniyorum.

Onlardan değil elbette…

Onlara bu tür görevi dayatanlardan !

Ancak, « psikolojik savaş » nasıl sürdürülecek, kamuoyunda ?

« Bebek Katili » sıfatı İmralı sakinine nasıl verildi ?

O tv senin, bu tv benim dolaşan hemşire hanım şimdilerde nerelerde acaba ?

Yassıada’da idam sehpasındakilerin resimleri – mevcut iktidar dahil olmak üzere – nasıl siyasî malzeme olarak kullanıldı ?

Ama, inanın sağduyulu bir devlet yöneticisinin ileri atılıp da, ‘durdurun bu tür yayınları’ diyebileceğini de sanmıyorum.

İnanmıyorum…

Niye mi ?

Bu sefer de « basın » adını verdiğimiz ve bir kare öncesinde vahşet haberleri yayınlarken ; hemen yanında, ‘eve geldiğinde karısının yanında yatan çıplak adamı görünce…’ türünden, şehvet düşkünü kimi okurlarının, cinsi sapıkların ve bu tür sapıklıkları frenleyici yayın yapmak yerine, üzerine üzerine gidip, « tıklatma » sayılarını arttırıp, ilân ve reklâm pastasından en büyük dilimi « yutmak » için, daha fazla « iştahlar »ını arttırıcı yayınları çoğaltmaktan yana olanlar kıyameti koparacaklardır :

Bir devlet yetkilisi bile çıkıp, ne taziye mesajı yayınladı, ne de şehit ailelerine sahip çıktı…

Diyeceklerdir !

Cumhurbaşkanı Gül, « Aleviler »in iftar yemeğinde güzel bir konuşma yapmış !

Ama nafile…

CHP, Alevilerin bir bölümünü şemsiyesi ( ! ) altına – yeni genel sekreteri de önemli rol oynayacak bu çabalarda – alma mücadelesi verirken ; eh kimse kusuruma bakmasın, AKP’si de, MHP’si de, BDP’si de aynı çarka kendilerini kaptıracaklardır !

Görevleri icabı…

Amaçları hep birlikte huzur içinde kahvaltı masası etrafında buluşmak değil ki !

Görevleri ; « Basın » gibi davranıp, herkes kalktığında, kendilerini izleyenlere « kan çorbası » karavanına kepçelerini daldırmış, ellerinde somunları, sigaradan sararmış dişleri ile poz vermektir…

Ancak, kabahat onların da değil ki be kardeşim !

Kabahat, o haberleri tıklayanların, o siyasîlerin peşinde gidenlerin be cânım kardeşim !

Ruhunu, onurunu, namusunu üç kilo kömüre, bir kilo été, sürekli ekmeğe, üç beş yumurtaya, bir galon süte satanların aslan kardeşim.

Ama seni de kesinlikle eleştirme hakkını ne kendimde ne de başkasında görüyorum. Zira, devlet seni sosyal güvence altına almamış ise, bu açığı elbette dolduracak olanlar çıkacaktır !

Geçmişte, fener ışığında seni biçare durumda kameraları ile yakalayıp, Türkiye’nin dört bir yanına reklâm edenler olmazsa, siyasî partiler ikame edecektir.

Onların can damarları sizinkilere bağlıdır. Tıpkı, bebeğin anasına bağlı kordonu gibi. Doğduğunda kesildiği andan itibaren, tek başına yaşama bağlanma süreci başlamış demektir. Ama ne sizler o çevre ve kişilerden kordon bağını kesmeden yanasınız ; ne de diğerleri…

Zaten, diğerlerinin hiçbir zaman kesme teşebbüsünde bulunacaklarına da hiçbir zaman inanmamışımdır !

İnanın, Mustafa Kemâl, sağduyulu davranıp, Amerikan mandasına geçme taleplerini elinin tersiyle çöpe atmasaydı, bugün hepiniz « adam » olurdunuz !

Neden mi ?

Amerika’da yaşayanlara sorun, anlatsınlar…

Bu arada, Belçika’daki Türkiyelilere !

Biliyorsunuz, Olimpiyat Komitesi’nin Başkanı, Kont Jacques Rogge Belçikalı’dır !

Eh, İstanbul’un adaylığı da parti meselesi değil, memleket çıkarıdır. Hani kulis yaparsınız diye düşünmüştüm de…

Bu arada, İstanbul’un seçilmemesi için Belçika’daki diğer Türkiyelilere de az görev düşmeyecek hani !

Europalia’yı engelledikleri gibi…

Bakalım, kim kazanacak ?

Madrit’i şimdiden silin, Eurovision’daki temsilcisine ‘ne yap, yap kazanma’ dediyse, mevcut krizde milyarlarca harcamayı karşılamaya kalkacak hükümetin alnını ispanyollar karışlayıverirler.

Sportif ( ! ) davranmayıp fil avlayan, avlamakla da yetinmeyip poz veren Kralları Carlos’un, lobi yapacak yüzü de herhalde olmayacaktır.

Tokyo’ya gelince ; tsunaminin izlerini silebildiler mi acaba ?

Olimpiyatları onlara verdiklerinde, Tokyo’yu deprem veya bir başka doğa afetinin vurmayacağını garanti edebilirler mi ?

Gerçi, deprem konusunda İstanbul da sağlam koltuk üzerinde değil ama…

Brüksel, 27 Temmuz 2012

Son Haberler

Hits: 7313 Visitors: 3095
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.