Haberin yayım tarihi
2013-03-21
Haberin bulunduğu kategoriler

ALIŞTIĞIMIZ İSRAF

ALIŞTIĞIMIZ İSRAF

Sabah yatağımızdan kalkıp ne giyeceğimizi düşünmeye başladığımızda belki de karşımızda onlarca şık bulunuyor. Gardorablarımızın kapısı doluluktan kapanmakta zorlanıyor.  Ama bu kadar elbisenin içerisinde gözlerimiz giyecek bir şey bulamıyor.

Yemek için sofraya oturduğumuz zaman çeşitlerin fazlalığından kaşığımızı götüreceğimiz tabakları şaşırıyoruz. İki öğün aynı yemek önümüze geldiğinde feryatlar kopararak açlıktan ağlayan kardeşlerimizin sesini duyamıyoruz.

Oturduğumuz evde mobilyadan ayak uzatacak yer olmadığı halde gözlerimiz boşlukta dolanıp başımız dönüyor ayakta duramıyor oturacak yer arıyoruz.

Bu kadar bolluk içinde yaşarken Hz. Resulullah vefat ettiğinde onun mal varlığının ne kadar olduğunu biliyor muyuz?

Peygamberimiz (SAV) vefat ettiği zaman geriye bıraktığı malı: Zaruri olarak kullandığı elbisesi, birkaç su kabı, içinde yıkandıkları tekne, iki adet kilim, bir çarşaf, makas, tarak, misvak gibi eşyaları, kılıç, ok, zırh, mızrak, miğfer`den oluşan silahları, “Düldül” adındaki bir devesi, savaş ganimeti olarak payına düşen ve devlet reisi olarak bundan ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını gidermekle yükümlü olduğu; “Fedek” arazinin yarısı, Ümmü’l-Kura’nın üçte biri, Hayber’den kendisine düşen beşte biri olan payı ve Ben-i Nadir’den bir kaleden ibaret olan arazi ki bunların tamamını Müslümanlara tasadduk etmiştir. ( Tirmizî, Şemail,)

Kâinatın efendisinin malvarlığı bukadar iken bizler neden malvarlığı yapmak için her türlü kavgaya tutuşuyoruz. Elimizden geleni ardımıza koymuyor, dünya sevdasına yapışıyoruz.

Bunları söylememdeki amaç fakirliğe ve yoksulluğa özendirmek değildir. Tam aksine Müslüman zengin olmalıdır. Bunu İslam öneriyor. Ama israf etmeyi tamamen reddediyor ve kınıyor.

Sözlükte “aşırı gitmek, gafil ve cahil olmak yanılmak” gibi anlamlara gelen israf, dini bir kavram olarak, insanın sahip olduğu nimetleri gereksiz ve aşırı tüketmesi demektir. İslam insanoğlunun yeme, içme harcama konusunda dengeli davranmasını istemiştir.(Araf, 7/31; İsra, 17/29)

Ama yaşamış olduğumuz çevre bizi israfa sürüklüyor ve bunu yaparken israfı bize hayatın bir gereksimi olarak benimsettiriyor.

Bir elbisenin en fazla birkaç ay giyilebileceğini, bir yemeğin peş peşe üç dört öğün yiyilemeyeceğini, mobilyalarımız en fazla iki yılda bir değiştirilmesi gerektirdiğini söylüyor. Çevremiz israfı moda ve çağdaşlaşma adı altında reklamlardan, anonslardan kulaklarımızı patlatırcasına bize bağırıyor.

Aç yatan, yokluktan tenceresinde çalı kaynatıp suyunu içenlerin seslerini duymuyoruz.

Dünya üzerinde yaklaşık olarak dokuz yüz milyondan fazla aç kişi var. Günde binlerce kişi açlıktan ölüyor.

 Yaşamış olduğumuz ülke nüfusunun dörtte üçünden fazlası Müslüman’ım deyip İslam kimliği altında yaşıyor. Bu kadar Müslüman’ın yaşadığı Ülkemizde günde on milyon ekmek çöpe atılıyor.

Diğer israfları araştırmaya gerek yok sadece yapılan ekmek israfı üzerinden kendimizi değerlendirmemiz yeterli olacaktır. Eğer ben israf etmiyorum ben ekmek çöpe atmıyorum diyorsak yine kurtaramıyoruz. Çünkü biz atmazsak dahi anlatamıyoruz veya İslami yaşantımızda örnek olup “Emri bil Maruf Nehyi anil Münker” (İyiliği tavsiye etmek, çağırmak ve emretme, kötülükten alıkoyma, onu anlatmak.) emrini yerine getiremiyoruz demektir.

Bunun için kendimizi sorgulayıp iç müzakeremizi yapalım. İslam`ın emrettiği şekilde yaşamaya çalışalım. Çalılışıp çabalayarak, zenginleşip İslam`a faydalı bir Müslüman olalım. Ama Mal varlığımız arttı mı İslam yüreğimizden dilimize gelip kardeşlerimizi unutmayalım.

Bizim için dağıtmak, paylaşmak ve diğer kardeşlerimizi düşünmek zarar değil tamamı ile kardır. Bu kısa hayatta dağıttıklarımızın, paylaştıklarımızın mükâfatını Yüce Yaradan ebedi hayatta misliyle verecektir.

Bir defasında Medine’de kıtlık vardı. O sırada Hz. Osman’ın Şam’dan yüz deve yükü buğday kervanı gelmişti. Eshâb-ı kirâm satın almak için yanına gittiler. Hz. Osman dedi ki:

- Sizden daha iyi alıcım var ve sizden daha fazla veren var, ona vereceğim.

Eshâb-ı kirâm durumu Hz. Ebu Bekir’e bildirip dediler ki:

- Kıtlık zamanında böyle yapması uygun olur mu?

Hz. Ebu Bekir buyurdu ki:

- Hz. Osman Resûlullah`ın damadı olmakla şeref kazanmıştır ve Cennette onun arkadaşıdır. Siz onun sözünü yanlış anladınız, beraber gidelim.

Hz. Ebu Bekir, Hz. Osman’ın yanına gidip durumu anlatarak buyurdu ki:

- Ya Osman, Eshâb-ı kirâm senin bir sözüne üzülmüşler.

Hz. Osman şu cevabı verdi:

- Evet ey Resûlullah`ın halifesi, onlardan iyi alıcı olan, bire yedi yüz veriyor. Onlar bire yedi veriyor. Biz bu buğdayı bire yedi yüz verip alana verdik.

Bundan sonra yüz deve yükü buğdayı Medine’de bulunan fakirlere, Eshâb-ı kirama bedava dağıttı.

Hz Osman`ı Osman yapan işte bu haller idi. Ama bizler bunları örnek amaçlı değil kulağa hoş geldiği için dinliyor kısa bir süre ağlıyor daha sonraları unutuyoruz.

Sadece kendimizi düşünüp bencil ve israfçı bir yaşam tarzı sürerek İslami yaşadığımızı zanneder ama yaşayamayız. “Sizden biriniz kendisi için sevdiğini mü’min kardeşi için sevmedikçe gerçek mü’min olamaz.”(Buhârî, İman, 7;  Müslim, İman, 71; Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 59.) buyurmuştur Hz. Resuluulah.

 İsraflarımızın önüne geçmeden şükrümüzden aciz bir yaşam sürerek ruhumuzu doyuramayız. Çünkü israf bencillik bana necilik nefislerimize hoş gelir ve nefislerimizi doyururken gözlerimizi köreltip ruhumuzu açlıktan kıvrandırıyor. Ne zaman ki nefsimizi terbiye edip ruhumuzu mutlu edersek işte o zaman gönlümüz huzur bulup rahatça uyuyacağız.

İbrahim`in ateşine su taşıyan karınca misali de olsa gayretimiz olmalıdır. Bu gayreti yüce Rabbim bizlere nasip eylesin. 

Halim USTA

Son Haberler

Hits: 7313 Visitors: 3095
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.