Haberin yayım tarihi
2014-12-31
Haberin bulunduğu kategoriler

BİR 'İNSAN' HİKAYESİ, İNSANCIKLARA İNAT..

Gençlik yıllarımın tatil dönemine gelen zaman dilimlerinin birinde, Karadeniz’in çok yüksek olmayan ama hırçın yamaçlarının birinde bir ağustos ayının kavuran sıcağında karşılaştım bir ‘insan’la, Hacere Teyze’yle… Yetmişe dayanmış yaşıyla kazmasıyla toprağı döverken, güneş sarısı başörtüsünün kenarları bile yanaklarından süzülen terleri kurutmaya yetişemiyordu…

Yanından geçerken duraksadım ve kendini selamladım. Birkaç ipucundan sonra da olsa tanıdı beni… 
‘Ne yapıyorsun?’ dedim, karşılaşmaların belki de en anlamsız sorusunu yönelterek, alacağım ‘hayat dersi’nden bihaber: “Ne yapayım çocuğum, boş durmak olmaz ki, ekin ekiyorum buraya, altta kurtlar yiyor, üstte de kuşlar, sevabı da bize kalıyor…”
O gün beni o kadar etkilemese de her geçen gün bu düşüncenin büyüklüğü, küçülttü bütün dünyamı. Ne demekti bu simdi diye, çok kez sordum kendi kendime… Ama her defasında aldığım cevap ‘insan olmak’tı bu…
Nasıl insan olunuyordu ki insan… Hani eğitim, lise, üniversite, akademik kariyer, entelektüel çevre, daha formel yaşam… O gün kafamdaki şablon buydu, gençlerin çoğunda olduğu gibi… Ama Hacere Teyze o gün, bu şablonu darmadağın etmişti…
Öyle ya tipik bir Anadolu kadını; okul yok, akademik kariyer de yok… Nasıl ‘insan’ olmuştu ki sahi?
Aynı yaşam biçimi ve tek başına büyüttüğü çocuklarının, torunlarının sunduğu ‘rahat’ olanakları pas geçti hep… Yurtdışı, şehir yaşamı, lüks konaklar bile hiç umurunda olmadı… Hepsini elinin tersiyle itip, köy yaşamına devam etti… ‘İnsan’ kalmaya ısrarla devam etmek istercesine… Öyle ya ‘boş durmak’ olmaz ki!
Yıllar geçse de büyüdü gözümde hep onun insanlığı… İnsan olmak farklı bir şeydi… Karadeniz insanının yırtıcı, pes etmeyen, kendi işini kendi görmeye çalışan inatçılığını ve ‘iyiliği denize atmak’ derinliğinden gelen bir ‘irade’ tecellisini gördüm kendisinde… 
Sonra farklı iklimlerde, farklı kılıklarda insan sandığım ‘insancıklar’ gördüm… Ama Hacere Teyze hep ‘insan’ kriterlerimden biri oldu… Hiçbir okulun, hiçbir makamın, hiçbir ideolojinin, hiçbir etiketin insanı bu zirveye çıkaramayacağını keşfettim… 
Kimdi insan, Hacere Teyze mi, yoksa?
İnsanların iradelerini çalanlar mı, yerlerinde hiç kımıldamadan laf ebeliği yaparlarken…
Anadan doğma ‘ulu’ olanlar mı, doğuştan bahtiyar…
İnsanları kendilerine köle etmeye çalışanlar mı, üstelik ilahi mesajın asırlardır haykırdığı ‘tek’lik uyarısına rağmen…
Önünde eğilmeleri ‘manevi etki’ görenler mi, hiç de reddetmeden…
Gençlerin düşünce dünyasını daraltanlar mı, sorgulama yetisini körelten…
Okutup ‘kalifiye’ hırsızlık öğretenler mi, zeki beyinleri manipüle eden…
Hep omuzlarda gezdirilenler mi, ‘ucuz’ karakterlerine rağmen…
Alkış almayı marifet sayanlar mı, egolarına tavan yaptırırlarken…
Kul hakki yiyenler mi, kılıfına da uyduran
Yüksek makamlı cahiller mi, menfaatleri uğruna iki büklüm eğilen…
Ömrü ‘mühim olmak’ sevdasıyla geçenler mi, sadeliği siliklik sayan…
Bir dönem ‘dava adamı’ olanlar mı, makama ulaşınca ‘bilmem ne’ olan…
Menfaatini din edinenler mi, bunu 50 yıl saklamakta hüner sahibi olan,
Yoksa hiç insan olamayan ‘insan’ müsveddeleri mi?
Yüze yaklaşan yaşıyla karşılaştım yine Hacere Teyze’yle, beni tanımasa da hatıramın hiç farkında olmasa da… 
Sen çok yaşa, Hacere Teyze! Senin gibi ‘insan’ların varlığı umut veriyor dünyamıza, sayılarınız gittikçe azalsa da….
‘Kuşlar da kurtlar da biliyor her şeyin yazıldığını, kalpten geçenleri ve insan olmanın çok farklı olduğunu…
Daha çok ‘insan’ olmak ümidiyle….
Artık ikiyüzlü insanları sevmeye başladım, çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım... Mehmet Akif ERSOY

31.12.2014

Son Haberler

Hits: 6225 Visitors: 3065
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.