Haberin yayım tarihi
2015-03-10
Haberin bulunduğu kategoriler

CHARLİE HEBDO OLAYLARI.

Mehmet Alparslan Saygın İle Söyleşi..

*Fransa’da Charlie Hebdo Mizah Dergisi’ne yapılan yapılan saldırı ve sonrasındaki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Charlie Hebdo dergisini hedef alan ve 12 kişinin hayatına mal olan saldırı haberini şok olarak yaşadık. Bu saldırı, demokrasilerin önemli bir değeri olan ifade özgürlüğünü hedefledi.

*Charlie Hebdo’nun çizdiği karikatürler, Müslüman Toplumu’nda dini değerlere saldırı, aşağılama ve provokasyon olarak değerlendiriliyor, genel olarak. Siz benzer şekilde düşünüyor musunuz? Provokatif de olsa Müslüman Toplumun bu yayınlar karşısında nasıl tavır alması gerektiğini düşünüyorsunuz? Müslümanlar saldırıya yaklaşımlarıyla iyi bir sınav verdi mi?

Charlie Hebdo, kendisini sorumsuz bir gazete olarak tanımlıyor. Provokasyon adeta gayesidir. Müslüman toplumu ise tek tip bir blok değildir, çeşitli ekoller ve görüşler barındırıyor. Bununla birlikte çoğunluk olarak saldırıyı kınadığını ve lanetlediğini gözlemliyoruz.

*Charlie Hebdo’ya yapılan saldırıyı kınamak ve düşünce özgürlüğüne sahip çıkmanın sembolü olarak “Ben Charlie’yim” ifadesi kullanıldı. Ancak Müslüman toplumu olarak saldıryı kınamakla birlikte çeşitli gerekçelerle “Ben Charlie’yim” demedi. Hatta “Ben Charlie değilim” ya da kimileri Charlie Hebdo’ya saldırı yapanlardan Kouachi kardeşleri kastederek “Ben Kouachi”yim dedi. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Provokasyon, Charlie Hebdo’nun tekelinde değil. Şunun altını çizmek lazım: Kullanılan tüm sloganlar hem Müslüman, hem de gayri Müslimler tarafından kullanıldı. Yani genelleme yaparak filancı slogan Müslümanların ürünü gibi gözlemler yapmak yanlış olur. Bizler hem şiddete reddiye getirmek adına Ben Charlie’yim denebileceğine, hem de Charlie Hebdo’nun yayın çizgisine reddiye getirmek adına Ben Charlie değilim denebileceğine inanıyoruz.

*Tüm Dünya’da ve Avrupa’da özellikle 11 Eylül saldırısından sonra islamofobi çok arttı. Müslüman toplumu ya da İslam terörizmle eşdeğer bir algı oluştu. Bu da Avrupa’da yaşayan Müslümanların hayatlarını son derece sıkıntıya sokuyor. Belçika’da iş yerinde, okulda, sokakta ciddi bir ayrımcılık söz konusu. Siz İslamofobiyle mücadele etmek için neler yapıyorsunuz?

Bizler, islamofobinin İslam’a, Müslümanlara veya Müslüman olarak algılanan insanlara karşı ifade edilen bir korku olduğunu düşünüyoruz. Demokrasilerde korkmak suç değil, olamaz. Ancak ayrımcılıklar, nefrete tahrik eden söylemler ve temel hak ihlalleri demokrasilerde suçtur. Ayrımcılıklara ve temel hak ihlallerine karşı mücadele etmek adına Justice and Democracy adlı kuruluşu kurduk. Justice and Democracy’nin gayeleri arasında ayrımcılıklara ve temel hak ihlallerine karşı yetkili kurumlara ve mahkemelere başvurmak yer alıyor. Justice and Democracy, din ve mezhep farkı gözetmeyen bir kuruluş, dolayısıyla her türlü davaya bakabilir. Ancak Müslüman vatandaşlar günümüzde doğrudan dışlandıkları için sıkça yardım amaçlı müdahalelerde bulunuyoruz.

*Suriye savaşçıları olarak ifade edilen Belçika doğumlu gençlerin Suriye’ye Cihad mücadelesi vermek üzere gitmeleri epeydir gündemde ancak son olarak Verviers’de 2 Suriye savaşçısı gencin bir bombalama eylemi öncesi öldürülmesi ülkede terör alarmı verilmesine neden oldu. Gençler arasında radikalleşme olayları size ulaşıyor mu? Bu gençlere nasıl yardım ediyorsunuz ve radikalleşmeye karşı bir çalışmanız var mı?

Bir radikalleşme sürecinde olduğumuz inkar edilemez. Gençlere yanıldıklarını ve yanıltıldıklarını söylüyoruz. Ancak gerçekten bu fenomene karşı başarılı olmak isteniyorsa iki ana başlığa önem vermek lazım. Birincisi; Ayrımcılıklara karşı kapsamlı bir eylem planını hayata geçirmek lazım. İkincisi; Batı devletlerinin ilk başta Filistin’in sömürülmesi olmak üzere hala devam eden bir takım uluslararası adaletsizliklere karşı kararlılık göstermeleri lazım. YouTube’da yayınlanan aşırı konuşmaları dinlediğiniz zaman ulusal düzeyde süren ayrımcılıklar ve uluslararası düzeyde devam eden adaletsizliklerin gençleri mobilize eden unsurlar olduğunu açık biçimde görebiliyorsunuz. Batı devletleri ancak bu iki cephede samimi bir şekilde adımlar atarlarsa aşırı söylemleri etkisiz hale getirirler.

*Son saldırı ve gelişmeler İslamın terörle özdeşleştirilmesi önyargısını daha da güçlendiriyor. Bu önyargıları kırmak için Avrupalı Türklerin neler yapması gerekir? Artık bizbize, kendi gettomuzda bu işin halledilemeyeceği ortada. Belçikalı kurum ve sivil toplum örgütlerini ve dini kurumları kapsayan çalışmalar yapmak gerekmez mi?

Yapılmaması gereken şey, İslam ve terör arasında kurulmaya çalışılan ilintiyi meşrulaştırmak. Norveç’te Anders Breivik Hristiyanlık adına 77 kişiyi katlettiğinde hiç kimse Hristiyanlık ve terör arasında ilinti kurmadı. Kendisini Yahudi devleti olarak tanımlayan İsrail devleti devlet terörü uyguluyor ama hiç kimse Musevilik ve terör arasında ilinti kurmuyor. Sıra İslam’a geldiği zaman farklı davranılması kabul edilemez. Diğer yandan, toplumsal barış ve birlikte yaşamaya katkı yapabilecek bütün aktörlerin harekete geçirilmesi elbette yerindedir, ancak herkes kendi alanında kalarak ve başta din-devlet ayrılığı ilkesi olmak üzere anayasal ilkelere bağlı kalarak bunu yapmalıdır. Örneğin devlet kurumları sorumluluktan kaçarak misyonlarını dini kurumlara devretmemeliler. Avrupalı Türklere gelince, dışlanmaya ve ayrımcılıklara maruz kalan diğer toplumlarla dayanışma mekanizmaları inşa etmeliler. Kendi köşelerinde kalarak mücadele etmeleri imkansız.

*Tüm yukarıda saydığımız konular kapsamında Belçika’daki Müslüman toplumuna nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

İçinde bulunduğumuz kriz devrinde Müslüman vatandaşlara çağrımız şudur: Adil, dayanışmayı merkez alan ve tüm ayrımcılıkları men eden bir toplumun inşasına katkı yapın, yani gerçek manada cihat yapın!

[Bu söyleşi, Binfikir gazetesinin Ocak 2015 sayısında yayınlanmıştır.]

Son Haberler

Hits: [srs_total_pageViews] Visitors: [srs_total_visitors]
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.