Haberin yayım tarihi
2008-11-26
Haberin bulunduğu kategoriler

Konjonktüre Göre Değişen Sorun: 'Kürt Sorunu'

Oportünizm, yani "fırsatçılık" anlamına gelen bu deyim, genellikle sol literatürde kullanılan bir deyimdir. Değişen bir konjonktürden faydalanma, gelişen bir durumdan sebeplenme veya vaziyet alma, oportünist bir yaklaşımın göstergesi olarak değerlendirilir, açıklanır.
 
PKK ve sözcüleri tarafından dayatılan ve bazı kesimlerce de kabul görerek adı konulan "Kürt Sorunu" ile ilgili olarak biraz geriye gidelim ve tarihi bir perspektif içerisinde günümüze değin gelişmeleri yeniden gözden geçirelim.
 
PKK'nın kuruluşundaki amacı ve hedefi; "Marksist-Leninist ideolojiyle yönetilen, özgür ve bağımsız bir Kürdistan" idi ve bu, kongre ve konferanslarında da açıkça belirtilmişti. Yani PKK, bugün DTP'lilerin ifade ettiği gibi, "Kürtlerin ezilmişliğinden, inkâr edilmişliğinden, haklarının verilmeyişinden" gibi benzer iddialardan kaynaklanarak doğmadı. Kuruluş amacı nettir ve belgeli olarak ortadadır; "Marksist-Leninist Kürdistan".
 
PKK, ağırlıklı olarak o dönemin SSCB'si başta olmak üzere, Yunanistan ve Ermeni terör örgütü ASALA tarafından desteklenip, eğitildi. Bu dönemde PKK, terör anlamında kendini tam olarak kanıtlayamadığından, diğer Batılı ülkeler nezdinde pek ciddiye alınmamış ve yeterince de ilgi görmemişti.
 
Sovyetler Birliği'nin 1991'de dağılması ile birlikte PKK'nın başlangıç ideolojisi olan "Komünizm" sevdası, böylece bitmiş oldu. Artık PKK, hiçbir söyleminde Marksizm'den ve Leninizm'den bahsetmedi. Çünkü, bahsetmesi için sebep kalmamış, sosyalist blok dağılmıştı.
 
Bu nedenle, M-L ideolojisini hafızalardan silmeye çalışan PKK, bu yeni dönemde kendini, Batı dünyası nezdinde kanıtlamak ihtiyacı duydu ve hatırlarsanız 1990-1994 yılları arasında eylemlerini en üst seviyelere çıkarttı ve tavan yaptı. Eylemleriyle Batı'nın dikkatini çekmeyi başaran PKK, aynı zamanda ciddiye alınmasını ve bu sayede de belli güçler tarafından desteklenmesini sağladı.
 
Tek süper güç kalan ABD, SSCB'nin dağılması ile birlikte, çok daha önce planlamış olduğu projesi olan BOP'u, vaktinin geldiğini düşünerek, bu dönemde yürürlüğe koymaya başladı. Çünkü, zengin yeraltı kaynaklarına sahip Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkasya, ABD ve Batının öteden beri cazibe merkezi durumundaydı ve daha fazla beklemenin de bir manası yoktu.
Biraz geriye gidelim ve döneme ilişkin önemli olayları yeniden hatırlayalım…
 
1996 yılı sonlarında ABD, Irak'ta kendisine yardımcı olan, hizmet eden 5 bin Peşmerge'yi K.Irak'tan çıkartarak, uçaklarla Amerika'ya, Guam Adası'na götürdü. Anti parantez, götürülen bu peşmergeler şu an için nerede ve ne yapıyorlar? Merak konusu!!!
 
1999'da Apo, Suriye'den çıkartılarak, götürüldüğü Kenya'da yakalandı.
 
2003 yılında ABD, kimyasal silah bulundurduğu ve dünyaya tehdit oluşturduğu gerekçelerinin yanı sıra, Irak halkına demokrasi vaadiyle Irak'a girdi.
 
Aynı yılın Nisan ayında Bağdat düştü, Aralık ayında da Irak lideri Saddam Hüseyin idam edildi.
 
Irak Yönetimi'nin başına IKYB lideri Talabani getirilirken, K.Irak Kürt Yönetimi'nin başına da KDP lideri Barzani getirilerek, "Kürdistan Özerk Yönetimi" böylece kurulmuş oldu.
 
Bu durum, yani "Kürdistan" durumu, PKK'yı ve yandaşlarını oldukça heyecanlandırdı. Çünkü, hayallerindeki Kürdistan kapısı nihayet aralanmış, dörtte biri açılmıştı. Üstelik bu kapıyı, süper güç ABD açmıştı ve bunu da, değil Türkiye, hiçbir güç engelleyemezdi, onlara göre. Bu da heveslenmeye ve heyecanlanmaya yeter de artardı bile.
 
Derken ABD, İran ile ilgili politikasını, Irak benzeri iddialarda bulunarak gündeme getirdi. Sıranın, İran'da olduğu ve peşinden Suriye'nin geleceği tartışılmaya başlandı.
 
K.Irak Kürt Yönetimi'nin oluşumu sonrasında, sıranın İran'a geleceğinin beklentisi, İran'daki PKK uzantısı PJAK'ı hareketlendirdi. Bu nedenledir ki, İran güvenlik güçleri ile PJAK arasında çatışmalar giderek arttı. Hatta İran ordusu, bırakın sınırları içerisindeki PJAK'ı, Kandil'deki PKK'lıları dahi bombalamaya başladı. Düne kadar PKK'yı besleyen İran, gelinen veya gelinecek olan noktayı hissetmiş veya anlamış olmalı ki, besledikleri tarafından "gözünün oyulmasına" müsaade etmeye niyeti olmadığını herkese, başta ABD'ye gösterdi.
 
Son dönemde, ABD, Türkiye, Irak ve K.Irak Bölgesel Yönetimi arasında gerçekleşen ikili ve üçlü diplomatik görüşmeler, gelişen sıcak ilişkiler PKK'yı oldukça rahatsız etti. Çünkü, Barzani ve Talabani, PKK'nın Irak'ta işlerine karışmasına, ortak olmasına, söz sahibi olma niyetlerine, hatta ön plana geçme arayışlarına, çok açıkça olmasa da karşı çıktı, en azından bunu hissettirdi. Üstelik PKK'nın K.Irak'taki varlığı, Türkiye ile Irak arasındaki ilişkileri de olumsuz etkiliyordu. Irak'ın, Türkiye'yi karşısına alması, asla işlerine gelmezdi. Gelişmeler sonrasında PKK, bölgede hiç kimse tarafından istenmediği düşüncesine kapıldı, ister istemez.
 
PKK yönetiminin, Barzani ve Talabani'yi açıkça ve son derece sert bir biçimde eleştirmeleri, Öcalan'ın, ABD ve İngiltere'ye ilişkin, "güvenilmez oldukları"na dair son dönemdeki keskin söylemleri, PKK'nın içinde bulundukları ruh halini tam olarak yansıtıyordu. Ve PKK, şiddetle yeni bir açılım yaratma ihtiyacını duydu, gerekli gördü. 
 
Neydi bu açılım?
 
Bakın, PKK, dört parçada (Türkiye-Irak-Suriye-İran) "M-L bir Kürdistan" idealiyle 1978'de kuruldu. 13 yıl sonra, yani 1991'de SSCB'nin dağılmasıyla birlikte "Bağımsız bir Kürdistan" idealine yöneldi. Bundan 17 yıl sonra da, yani 2008'de, bölgede istenmediği kanaatine varan PKK, 30 yıldır sürdürdüğü toprak talebini "Türkiye'den ayrılmayı düşünmüyoruz. Sorunu içimizde çözelim" diyerek, yeni bir açılım anlamında "Demokratik Cumhuriyet" talebine çeviriverdi. 30 yıl toprak talep eden, bu nedenle ayrılıkçı-bölücü olarak değerlendirilen, bu uğurda kan döken, yuvalar yıkan PKK, nasıl oldu da birden bire yeni bir açılımla ayrılma hedefi olmadığını açıklayıverdi!!!
 
Peki, adını, önce APOCULAR, daha sonra sırasıyla PKK, KADEK ve son olarak KONGRA-GEL olarak koyan, idealini, önce "M-L bir Kürdistan", daha sonra sırasıyla "Bağımsız bir Kürdistan" ve son olarak "Demokratik Cumhuriyet" olarak açıklayan, 30 yıl toprak talep etmesine rağmen birden bire ayrılmayı düşünmediğini ifade eden, özetle; rüzgâra göre yönlenen ve özellikle altını çizerek belirtmek gerekir ki,  seçimlerden de anlaşıldığı üzere, 10-12 milyon Kürt vatandaş arasında en fazla 2 ila 2.5 milyon kişilik bir taraftar kitlesi bulunan bir örgütün sebep olduğu bu soruna, maalesef ki bazılarımız, nasıl oluyor da halâ "Kürt Sorunu" diyebiliyoruz!!!
 
 
SABAHATTİN TALU
sabahattintalu@gmail.com

Son Haberler

Hits: 5760 Visitors: 3048
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.