Haberin yayım tarihi
2011-03-05
Haberin bulunduğu kategoriler

Ölüm Konuşunca Herkes Susar !!!

Kıymetli Gündem okuyucuları


Soğuk bir mart gününde, yürekleri ısıtan bir selamla sizleri selamlıyorum


Allah’ın Selamı üzerinize olsun


Küresel bir değişim yaşayan dünyamız da her ne kadar mevsimler değişikliğe  uğrasada kabul edelimki biz, bir mart soğuğundayız.


Önceki büyüklerimiz mart ayı için “mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” demişler. Oldukça yerinde bir deyim, bu sözü söylettirecek kadar etkili olan o zamanların mart soğuklarını yaşamasakta, şuanki yaşadığımız soğuk bu söze hak verdiriyor. 


Soğuğuyla içimizi titreten bu mart ayının ilk haftasında, gelişiyle  yürekleri titreten, uzaktan soğuk görünsede, aslında, hayat gemisinin kaptan köşkünde ruhun oturduğunu bilenlerin tebessümle karşıladığı    “Gülyüzlü güzel ölümü” ele almak istedim..


Tüm seslerin üstünde olan ,Ölüm’ün sesine biraz kulak verelim istedim.


Değerli kardeşlerim önce bir  duayla, daha sonrada


“ÖLÜM VE ŞAHADET” başlığı altında konuyu işlemeye  gayret göstereceğim..


YARABBİ ANLAMSIZ BİR HAYAT YAŞAMAKTANSA ,


ANLAMLI BİR ÖLÜMÜ BİZE TAKDİR ET..aminn


Evet bu kısa duamızdan sonra Şimdi konumuza girebiliriz;


           “ÖLÜM VE TANIKLIK (ŞAHADET)”


“Ölüm konuşunca herkes susar” diye en başta bir başlık cümlemiz oldu.


Ne demektir bu?


Sual 1-   Konuşan kim?


Sual 2-   Susan kim?


Cevap 1- Konuşan Allah (ölüm emr-i fermanıyla son sözü söylemiştir)


Cevap 2 –Susan insan (çaresiz kaldığı ölüm karşısında acziyetini ve haddini bilmiştir)


Evet Değerli kardeşlerim bu yazımıza başlık yaptığımız “Ölüm konuşunca herkes susar” cümlesinin  mecazen karşılığı bu olsa gerek .. yinede Allah’u a’lem


Şimdi büyüklerimizin söylediği bir beyit geldi hatrıma


Dost istersen Allah yeter


Mürşit istersen Kur’an yeter


Nasihat istersen ölüm yeter


Gayr-ı yetmezse nar-ı cehennem yeter..


Hayatla barışık olan ölümlede barışık olur çünkü Ölmek, yaşamanın öbür yüzüdür.Ölüm’ün, ebedi hayatın başlangıcı  olduğuna inananlar Çift dünyalı yaşayanlardır,hesabını veremeyeceği işleri yapmaktan sakınırlar. Aksine inananlar ise tek dünyalı yaşarlar. İkinci bir dünya kaygıları olmadığından hesapsızlığı ve sınırsızlığı ölçü alırlar. Dolayısıyla bir sınırı olmayanın hiçbir sınırı olmaz. Ölümünü sürekli koynunda taşımayan hayatın hakkını veremez. Yürekleri dağlayan,ocakları söndüren ölümün korkusu, ölmenin kendisinden çok daha beterdir. Bu sebeble ölümü ancak  ilahi ölçünün bize öğrettiği  iki şekilde öldürebiliriz.


1-Ölmeden evvel ölmeye çalışmak


2-Öldükten sonra yaşamanın sırrını bulmak


Ölümü bu iki şekilden biriyle öldüren “bir gün ölür”,, fakat ölümden korkup kaçmaya çalışan ise “her gün ölür”..


Bedenimizin en baş köşesinde sürekli atan kalbimiz,yaklaşan ölümümüzün ayak sesleridir.Ölümle hayat arasındaki bütün mesafe sadece bir nefestir. Hergün binlerce hücremiz ölüp ebediyyete giderken, bir gün bütün varlığımız ölüp ebediyyete gitmeyecekmidir?


Halk dilinde  ecel olarak kullandığımız tabir aslında Allah’ın ölüm için koyduğu yasanın adıdır. Ve bu yasaya göre sebeb sarttır.


Büyük islam uleması Bakıllani’ye göre ölüm, 3 sistemin atıl kalmasıyla yani devre dışı kalmasıyla gerçekleşir:


1-Sinir sistemi


2-Kan dolaşım sistemi


3-Solunum sistemi


Yukarda da yazdığımız gibi elbette bunlar fizyolojik birer sebebdir ve yasaya göre şarttır, ama asıl mesele metafizik olan ruh’un bedenden ayrılmasıdır. Yüce Kitabımız Kur’an’da ölüm cesede nisbetle mevt”, Ruha nisbetle  teveffi olarak geçer. Çünkü beden ölür”,Ruh ise sahibine vefa göstererek teveffi eder. (muvaffakiyet bulur)


Değerli Dostlar hatırdan çıkarmayalım! Kitaba uymakla emrolunduk, Kitabına uydurmakla değil,, bu itibarla Kur’an’a atf ederek dikkatinizi çekmek isterimki, Ölümden ötesine dair haberi ajanslardan değil yanlızca ve yanlızca Allah’tan alabiliriz.. Bu şuurdan hareket ederek ilahi adaletin bize öğrettiği gerçeklerden birininde şu olduğunu görüyoruz


“Ana rahmindekinin ölüm sandığı şey dünyadakine göre doğumdur! Dünyadakinin ölüm sandığı  şeyde ahirete göre doğumdur!


Daha geniş ifade edecek olursak ;her doğum bir ölümün başlangıcıdır, (çünkü doğan , ölmeye mahkumdur) ve her ölümde yeniden doğuşun başlangıcıdır. Bu bakış açısıyla ölüsüne “rahat uyu” diyen şaşkınlara , “uyumak için ölünmez, asıl uyanmak için ölünür” !! denmez mi?


Kıymetli Dostlar


Şimdi akıllarınızda   Neyin doğumu? Neyin ölümü? diye sorularmı oluşmaya başladı?


Olsun bırakın oluşsun


Sorusu olmayanın cevabı olmaz..


Siz, bu suallerle fırtına koparan beyninize cevap aramaya durun, ben konum olan “ölüm”e dair bir kaç cümle daha etmeye çalışayım


Şayet bir tavsiye olarak kabul ederseniz ;


Tevhid inancımızı zedeleyecek davranışlardan uzak durmak şartıyla kabirleri ziyaret edelim. Hatta bazen çocuklarımızında elinden tutup bize en yakın kabristana gezintiye çıkalım.neden mi? Çocuklarımızın küçük ve masum dünyasına “gül yüzlü güzel ölümü”sokmak için.. Çünkü günümüzde kendine yabancılaşan “modern”  insanın  gözünü en çok yıldıran “ölüm” gerçeğidir.Bu gerçekle ne zaman yüzyüze gelse yalpalanmakta ,alı al, moru mor  olmaktadır. Asla unutmamak gerekir ki ; Geleceği kuracak olan “Tarih işçileri “ , ölümün öldürdükleri arasından değil, ölümün öldüremedikleri arasından çıkacaktır.


Peki kimdir ölümün öldüremediği kimseler??


“Biz bu aleme sahip olmak için değil, şahit olmak için geldik diyen şehitler (tanıklar)dır..”Şehit” olmak ,  Şahit” olmak demektir..Allah’ın vaadine şahit olmak dahası “hayatı” imana şahit kılmaktır. Şehadet , bitimsiz saadettir. ”Şehit” ,insanın ebedi mutluluğu uğruna hayatını vakfedendir (adayandır). “Şehit”, imanına namazıyla, cihadıyla, hayatıyla,mematıyla, kanıyla Allah’ı şahit tutandır. “Şehit” seven ve sevgisinin bedelini canıyla ödeyendir.Yani “Şehit” en büyük aşık, “Şehadet” en büyük aşk’tır..Şehit “tarihin kalbi”, “Çağının tanığı”, ve “Geleceğin müjdecisidir”.. Kimi zaman olur ki şehit –şahit olarak yaşamak , şehit-şahit olarak ölmekten daha zor olabilir.işte böylesi dönemlerde “şehid’i zi hayat” (hayatta şehit)  olmak , “şehid’i zi memat” (ölümünde şehit) olmaktan daha değerlidir.sözün hemen şurasında hz Peygamber’imizin bir hadis-i şerifini aktarayım “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz,Nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz,Nasıl dirilirseniz öyle haşrolursunuz” .. Kimin yolunda yaşadıysanız onun yolunda ölürsünüz.Allah yolunda yaşayanlar elbette O’nun yolunda öleceklerdir . O’nun yolunda ölenlere ise “ölü” denmeyeceğini Kur’an bize öğretiyor..Ve onlar’ın  “ölümü öldürenler” olarak adlarını altın harflerle hem arşa hem arza yazdıklarını öğretiyor..


Sevgili Dostlar


Konuya dair Son bir  tavsiye olarak şunu da hatırlatmak istiyorum


Her 24 saat içerisinde ölümü sınayalım. Gündüzü dünya hayatı ,yatağı kabir,geceyi ölüm gibi bilelim.Yatağa girdiğimizde günlük amel defterimizi kendimiz açıp , vicdan mahkememizde kurduğumuz “mizan”da  kendimizi yargılayalım. İşte “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz” tavsiyesini bu şekilde yerine getirmiş,günlük Vel-ba’sü ba’del –mevti’miz olan ertesi güne daha bir dingin ve yenilenmiş olarak başlama şansını yakalamış oluruz.Eğer böyle yaparsak “iki günü bir” olup,   “ziyanda olanlardan” olmayız inşaAllah..


Bir temenni ile;


DOĞDUĞUNDA SEN AĞLIYORDUN , HERKES SEVİNİYORDU,,


ÖYLE BİR HAYAT YAŞA Kİ ÖLDÜĞÜNDE HERKES AĞLARKEN


SEN GÜL ! ! ....

Son Haberler

Hits: 8732 Visitors: 3169
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.