Haberin yayım tarihi
2013-04-19
Haberin bulunduğu kategoriler

ÖZLENEN RASÜL HZ. MUHAMMED

Peygamberler Allah’tan almış oldukları vahiyleri insanlara ulaştırmak, aynı zamanda bunları yaşayıp insanlara örnek olmak için yüce Allah tarafından seçilmiş olan müstesna şahsiyetlerdir. Peygamberlere peygamberlikleri gereği diğer insanlardan farklı olarak bazı özellikler ve peygamberliklerini ispatlayabilmeleri için Yüce Allah’ın izniyle mucizeler verilmiştir. İnsanlardan farklı bazı özelliklerinin bulunmasına rağmen onlar beşer ve insandırlar. Kur’an-ı Kerim’de insanlara gönderilecek olan peygamberin insan olması ve beşeri niteliklere haiz olmasının bir gereksinim olduğu bildirilmektedir.

İnsanoğlunun birisini örnek alabilmesi için örnek alacağı kişi ile kendisi arasında bir uygunluk bulunmak zorunludur. Kendisiyle uygunluk bulunmadığı taktirde onu örnek alması mümkün değildir. İnsanların melekleri örnek alması ne derece uygun ve aklidir? Peygamberlerde insanlar gibi yiyip içebilen, insanlar ile birlikte sıkıntılar çeken, insanlar gibi hasta olup şifa bulabilen, insanlar ile ağlayıp gülen, insanoğlunun yaşamış olduğu zorlukları bir fiil yaşayan şahsiyetlerdir. Ancak bu hallerle hemhal olan birini örnek alabilir onun hayatını hayatımıza tatbik edebilir onun gibi yaşamaya çalışabiliriz.

Peygamberlere verilen mucizelerden maksat peygamberlikleri ispatta kolaylık sağlamaktır. Aksi takdirde mucizelerin amacı peygamberleri yükseltmek insanlar nazarında farklı göstermek değildir. İnsanlar için onların asıl dikkate alınması gereken yönleri, onların birer insan olarak Allah’ın emirlerini gerçekleştiren söz ve uygulamaları, hâl ve tavırları, davranış ve ahlâklarıdır. Buradan yola çıkarak, günümüz insanına Hz. Peygamber’in insanî yönünü belirginleştirir bir şekilde takdim edilmesinin, başka bir ifadeyle Allah Rasûlü’nün peygamberlik sıfatıyla birlikte, bir beşer olarak tanıtılmasının ve bunun altı çizilerek anlatılması ve vurgulanması gerekmektedir. Hz. Muhammed ile insanlar arasında güçlü bir uyumun olduğu insanların ise Onu örnek alıp yaşayabileceklerini bildirmek gerekmektedir.

Hz. Muhammed hepimizin bildiği üzere cahiliye dediğimiz bir dönemde insanlığa sevgi, şefkat, merhamet peygamberi olarak gönderilmiştir. O, bilinmeyen, daha önceden atalarından görmedikleri kurallarla ve insanların özlem duyduğu kaidelerle Arap toplumun karşısına çıkmıştır. Cahiliye toplumu kendilerine yepyeni bir kitap getiren bu kişinin bir beşer olmasını kesinlikle kabullenememekte, kendileriyle farkı bulunmayan bu insana inanmak ve itaat etmek istememekteydi. Çünkü peygamber olacak kişinin bir beşer olmasını düşünmek istemiyor bunu hazmedemiyorlardı, bu durum onlara çok ağır geliyordu.

O toplum maddiyatçı bir düşünceye sahipti, onların anıları, anlatıları, krallıkları hep maddiyat ve güç üzerinde kurulmuştu. Öyle ki cahiliye toplumunda çocuklarının fakir kimselerin çocuklarıyla gezmelerini istemiyordu. Kölelerle oturup konuşmak veya köleleriyle oturmak onlara küfür gibi geliyordu. Tabi ki bunların içlerinden farklı olanları da vardı bu düzene karşı çıkanları bunların yaptıklarının yanlış olduğunu söyleyenleri de mevcuttu ancak bu durumda olan kişiler az ve güçsüzdüler, cahiliye toplumunda söz sahibi değildiler.

Hz. Peygamberde fakir ve yoksul bir aileden geldiğinden dolayı peygamber olacağı akıllarının ucundan dahi geçmiyordu. Hatta peygamberin insan olabilmesinin dahi olasılığı yoktu onları gözünde. Ama Muhammed bin Abdillah beşer bir peygamber, içlerinden bir şahsiyet olarak Arap topraklarında parladı.  Evet, o bir beşerdi ancak diğer beşerlerden de farklılıkları vardı. Onun beşeriyetliğini ne kadar izah etmeye çalışsakta onu bir postacı olarak göstermek de en büyük yanlış en büyük bühtandır.

Hz. Rasulullah’ı yüceltelim derken O’nun bir beşer olduğu gerçeğinden uzaklaşan siyer ve meğazi kitaplarında rastlamak mümkündür. Bizim geleneğimizde Hz. Resulullah’a naatların övgülerin büyük bir yeri bulunmaktadır. Bizim amacımız bunları yanlışa çıkarmaya çalışmak değildir veya bunların böyle olmayağacağını bunlardan sıyrılıp peygamberi yeniden şekillendirmek değildir. Bunları yazan kişiler Hz Rasulullah’a aşık olmuş onun yoluna en uygun olarak yaşamaya çalışan kişilerdir. Onların yazmış oldukları tamamen yüreklerinden gelmiş tam Türkçe tefsiri olarak yüreklerinden dökülmüştür. Ancak yazılmış olan bu kelimeler daha sonraları peygamberden uzak, peygamberi yüreklerine indiremeyen kişiler tarafından yanlış anlaşılmış, diller uymamış yürekler bunu idrak edememiştir.

Hz. Peygamber bir hadisinde “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı abartarak övdükleri gibi beni övmeyin, ben ancak Allah’ın bir kuluyum, bana Allah’ın kulu ve Rasûlü deyiniz.” Söyleyerek ashabının kendisi hakkında abartılarla söz etmesine karşı gelmiştir. Bu tür söylemleri sıkça tekrarlamış her mekânda hemen hemen her sohbette kendisinin beşer olduğunu dillendirmiştir. Ancak bütün bu uyarılara rağmen müslümanlar, farklı din mensuplarıyla girdikleri tartışmalarda dinlerini savunma ve kaşısındakilerini, onlardan duymuş oldukları olağanüstü olaylarla ikna etme çabası sonucu Hz. Peygamber ile ilgili olarak onun beşer olduğunu ihmal ederek aşırı övgü ve yüceltme yoluna yönelmişlerdir.

Hz Rasulullah’ın övgüye ihtiyacı yoktur. O’nu Allah’u Teala  övmüş ve yüceltmiştir. Bizler eğer Hz. Resulullah’ı tanımak istiyorsak onu bütün tasarruflarıyla tanımalıyız. Eğer bugün milyonlar yatağa aç giriyorken yaşadığımız yerlerde de milyonlarca ekmek çöpe gidiyorsa bizler Hz. Resulullah’ı tanımıyoruz demektir.  İslam sadece peygamberler, peygamberlerde sadece belli bir kesime gelmemiştir. Bütün toplum olarak İslam’ı ve peygamberleri iyi tanımalıyız.

Sonuç olarak bizim övülmesi gereken değil hayatımıza tatbik etmemiz gereken, anılardan çıkarılan ana taşınması gereken peygamberimiz vardır. Her halimizde yardımına başvurmamız gerektiğini bilip Hz. Peygamberi hayatımızın bir parçası haline getirmeliyiz. Eğer biz günümüz sorunlarıyla savaşmak istiyorsak Hz Resulullah’ı dilimiz den yüreğimize taşıyıp düşüncelerimizi Onunla birlikte canlandırmalıyız. Hz. Rasulullah’tan ayrı bir hayat bize hiçbir zaman mutluluk vermez ve öyle bir boş yaşamla mutluluğu aramamızda hayalden öteye geçmez.

 Bizim gösterişten uzak, tahayyül edebileceğimiz, onunla arkadaş olabileceğimiz, canımız sıkıldığında yardımına başvuracağımız, gerektiğinde şakalaşacağımız, bir peygamberimiz var. O ümmetini çok seviyor, ya ümmeti? Onu hiç mi özlemedik?

Yüce Mevlam bizleri Hz. Rasulullah’ı anlayıp onu yüreğinde hissedip hayatının içinde yaşamayı başaran kullarından eylesin.

Saygılarımla.
 

Halim USTA/Türkiye

Son Haberler

Hits: 9518 Visitors: 3230
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.