Haberin yayım tarihi
2012-10-23
Haberin bulunduğu kategoriler

EL ALEM NE DER ?

Gününüz aydın, 

Ocağınız şen olsun.

Her insan hayatında en az bir kaç kez kabus yaşamıştır. Ama özellikle bizim toplumumuzda, devamlı dillerde, kulaklarda dolaşan bir kabus vardır.

İşte bu kabusun adı  : “El alem ne der?”

Çocuklar yanlış bir şey yapar. Anne ve baba bunun tekrarlanmaması için nasıl bir tedbir alınacağını, çocuğunu bu yanlıştan nasıl kurtaracağını düşünmeden dövünmeye başlar. Evladı için midir bu dövünme? Hayır... Onların en büyük endişesi : “El alem duyunca ne der, ne laf eder?”

En kötüsü de  bu el alemin ne diyeceğini göz önüne almanın evlatları hatalara karşı koruma amaçlı olmayışıdır.

Mesela :

Evlatların sıra dışı bir meslek seçiminde anne ve babalardan gelecek ilk tepki : “Oğlum, kızım, hiç mi seçecek bir başka meslek bulamadın da bunu seçtin?”

Evlatların bir yabancıya gönlünü kaptırması durumunda anne ve babalardan gelecek ilk tepki : “Oğlum, kızım, bizimkilerin suyu mu çıktı? El aleme ne deriz?”...

Bu konudaki örnekleri çoğaltabiliriz. Hepimizin bir çoğuyla karşılaştığımıza ve bir çoğuna şahit olduğumuza emin olduğum için bunu gereksiz buluyorum.. Hatta bu kabusla büyüdüğümüzden dolayı kendimizi dahi bu “El alem ne der?” olayına göre şartlandırdığımız ve, daha doğrusu, kısıtladığımız olmuştur.  

Bunu kabus olarak tanımlıyorum. Çünkü başkalarının ne diyeceğini dikkate alarak hareket edenlerin davranışlarının hem kendilerine, hem etrafındakilere negatif yansımaları olacağı, bu yansımaların hem kendi hem de etrafındakilerin yaşantılarını adeta cehenneme çevireceği kaçınılmazdır.  Bu bir çeşit esarettir.

Neyin esareti? Başkalarının mantığına esaret, onların ağızından çıkacak kelimelere esaret,  fikirlerine, duygularına, düşüncelerine hizmetkârlık.

Genelde mutlaka söyleyecek bir şeyleri olan bu “Saygıdeğer el alemin” gözleri devamlı başkalarının üzerindedir. Süzer, inceler, duyduğu ve gördüklerine kendi ilavelerini yapar ve ortaya koyar. Bu “saygıdeğer el alemin” kendileri asla aynaya bakmaz, kendilerini görmez, sorgulamaz. Kendilerine göre mükemmeldirler.

Bu durumda bırakalım konuşmak isteyeni, konuşsun istediği gibi, istediği kadar. Başkalarının yaşantısını incelemeyi kendine adeta görev edinmiş olanları kendi haline bırakalım. Biz kendi doğrularımıza bakalım. Yaşantımızı onların bizim hakkımızda düşüneceklerine göre değil kendi doğrularımıza göre yönlendirelim, kendi doğrularımıza göre davranalım.

Hatalar mı? Onlar insanoğlunun bulunduğu her yerde var ve hep olacak ta. Dostlar sükut eder,  yardımcı olmaya, yanlışları düzeltmeye, kusurları örtmeye gece olmak için çabalar. Sonuçta hepimizin hesap vereceği Yer aynı Yer değil midir?

Tiyatroda aktif olanlar sahnedeki oyunculardır, oyunu yaşayanlardır.  Pasifler ise oyunu sessizce izleyen daha sonra da sahnede olanı biteni ve oyuncuların olumlu ve olumsuz yönlerini ortaya koyanlardır.

Gelin biz daima oyuncu olup hep sahnede kalalım,
Hayatı dolu dolu yaşayalım,
Kendimizi ve sevdiklerimizi  “El alem ne der?”lerle boğmayalım.

Hedef herkesin mutluluğu.

Olumlu, olumsuz yorumlar ne mi olacak?
En iyisi her işi ustasına bırakmak :
“El alem ne der?” olayı bu sorunu zaten kökünden  halleder...
Ve bırakalım o “el alemi”, ne derse desin...

Biz Mevlana gibi değerli büyüklerimizin sözlerinden şaşmayalım :

Uğraşma boşuna,
Seni ancak gördükleri ve duydukları kadar anlayacaklar.
Kimse bir Sen daha olmayacak bu dünyada.
Kimse tam anlamıyla Sende seni bulmayacak.
Gücün yetmeyecek herhangi bir dilde kendini anlatmaya,
Gördükleri ancak kendi anladıkları kadar olacak.”

Mevlana

Ümmü Yılmaz

Son Haberler

Hits: 7161 Visitors: 3087
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.