Haberin yayım tarihi
2006-09-04
Haberin bulunduğu kategoriler

41 kere maaşşallah/Belexpresse

DOĞRULARI SÖYLEYEN "AKILLI DELİLER" 

"Şimdi sizden rica ediyorum, bizim gibi yabancı hakları peşinde yağmur, kar altında yürümüş, boş zamanlarını eğlence yerlerinde değil de bu tür toplantılarda geçirmiş kişilerin emeğinin hatırına ve kendi haklarınızı korumak adına bu fırsatı kullanın. Oyunuzu hür iradenizle seçeceğiniz bir partiye ya da bir veya birkaç adaya vererek, politik arenanın şekillenmesinde sizin de payınız olsun. Örneklendirmek gerekirse, bazı belediyelerde encümen azalarının neredeyse yarısı oy hakkı olmayan yabancılar sayesinde vardı. Nasıl mı? Sandalye sayısı nüfusa göre hesaplandığından örneğin Schaerbeek, Saint-Josse gibi belediyelerde geçmiş dönemde nüfusun yarısına yakınının oy hakkı olmadığını varsayarsak, belediye meclisinin yarısı, tercihini ifade edememiş kişiler sayesinde koltuklarında oturuyorlardı." 

Yukarıdaki satırlar Leyla Ertorun'a ait. 24.05.2006 tarihinde Binfikir internet sitesinde yayınlanan "Geleceği Birlikte Yönlendirelim" başlıklı yazısından alıntıladım. 

Leyla Ertorun ile dün place Gaucheret'de Belçika Trabzonlular Derneği'nce düzenlenen 1.Kültür ve Sanat Festivali'nde epeyce konuştuk, dertleştik. Yeterince anlaşılamamaktan kaynaklanan bir sıkıntı içinde gördüm kendisini. Tipik bir dürüst aydın hastalığına yakalanmış. Parti disiplinine itaatle, aydın özgürlüğü arasında bocalamaktan dolayı acı çekiyor. Hiyerarşiye teslim olmamak için çırpınıyor; zira hiyerarşinin tercihlerinden rahatsız. Hem de 41 kere…  

Kimilerine göre "solcuysa" bile iyisindenmiş, ama camilerde ve kahvelerde yeterince tanınmıyormuş. Seçilirse iyi olurmuş ama bu çok zormuş. Halbuki Leyla Ertorun bilgi ve becerisiyle, bilimselliğiyle, insanlığıyla hem partisine, hem de genelde bütün topluma, özelde ise Türk toplumuna büyük hizmetler sunabilecek, sağduyu sentezini yakalamış berrak ve dengeli bir aydın. Neyi istemediğini çok iyi biliyor. Niçin istemediğini de.  

"Cami-kahve" değerlendirmesini yapan arkadaş, de facto, haklı. Ne yazık ki haklı. Çünkü demokratik siyaset denilen kurum bir oy avcılığı mekanizması sonuçta. Hani o meşhur "Yoktur birbirimizden farkımız. Ama biz Osmanlı Bankasıyız" reklamında olduğu gibi. Partiler de deterjan gibiler. Biz daha beyaz yıkarız iddiasındalar. Bunu Neptunium havuzundaki bir toplantıda PS ile Ecolo arasında kıyaslama yapan İsabelle Durant'ın ağzından bizzat duydum. "Biz modern solu temsil ediyoruz. Ecolo daha beyaz yıkar" dedi.  

Aday tercihlerinde birinci kıstas aday olacak kişinin getireceği sanılan oy sayısı. İkinci kıstas parti yerel ve merkez yönetimine karşı itaat derecesi. Komutanlar ve kurmay subaylar başıbozukları sevmezler. Sindirirler, sustururlar, ilgisizliğe mahkûm ederler, daha da olmazsa kulağından tutarlar atarlar veya atılmadan kendiniz gidersiniz. Benim yaptığım gibi!  

Belçika Türk toplumu okumuş ile aydını birbirine karıştırıyor. Bir yüksek okul veya bir fakülteden mezun olup diploma almak ayrı şeydir, aydın olmak apayrı birşey. Aydın içinde yaşadığı topluma eleştirel bakan, araştıran, bilgilenen, bilgilendiren, bilinçlendiren, eleşiren, sorgulayan, rahatsız eden, çözüm üreten ve öneren insandır. Aydın kalemini ve vicdanını kiralamaz ve satmaz. Halkçıdır, ama halk kuyrukçusu değildir. Züppeliklerinden dolayı toplumun haklı olarak dışladığı aydınlar da var. Leyla Ertorun kesinlikle züppe aydınlardan değil. Toplumdan kopuk değil ve topluma tepeden bakmıyor, insanları hor görmüyor. Ama hem partiler, hem de toplum kendilerini eleşirecek, rahatsız edecek adaylar istemiyor. Kullanabilecekleri adaylar istiyorlar.  

Bir de kendi kafaları bulanık bazı yazar-çizerler ve enteller sapla samanı, elma ile armutu birbirine karıştırıyorlar. Bazen safça, bazen ajitasyon sapkınlıklarından dolayı. Her zaman söyledim; bir kez daha söyliyeyim. 1989'da yıkılan Berlin Duvarı ile birlikte tek kutuplu dünya dönemi başladı. Eski bütün kutsallar terkedilmiş durumda. Durumu çabuk kavramış bazı uyanıklar hemen taraf değiştirmeyi ve böylece köşe kapmayı başardılar.  Hain dönek-Jakoben dinozor kavgası tüm acımasızlığı ile devam ediyor. "Hain dönekler" duruma egemen görünüyorlar şimdilik. Milliyetçilik, vatanseverlik modası geçmiş ayıp kavramlar günümüzde. Globalleşiyoruz. Yuvarlak dünyaya yuvarlak laflar yakışır. Hiç kimsenin Türk kökenli bir adaya "Sen Türkiye siyasetine göre ülkücüsün, millî görüşçüsün, şucusun, bucusun, ne işin var PS gibi solcu bir partide?" demeye hakkı yoktur ve olamaz. Sağcılık ve solculuğun tanımı yapılmadan ve kavramlar üzerinde anlaşmadan yapılan sataşmaların kimseye faydası olamaz. Parlamento dışı çok küçük dernekvari partiler dışında Belçika'da mevcut partiler arasında solcu parti var mıdır? Varsa hangisidir? Kapitalist ekonomik modele, yani rekabetçi piyasa ekonomisine karşı çıkmadan nasıl solcu olunabilinmektedir? Belçika'da mevcut partilerin hepsi, az veya çok, sağcıdır. Çünkü hepsi sermayeden ve kapitalist sistemden yanadır, uluslararası adaletsiz düzenden yanadır. Değilmiş gibi konuşsalar veya görünmeye çalışsalar da… O zaman bırakın artık o haksız ve anlamsız ithamları, çamur atmaları! 

Ben iddia ediyorum. Schaerbeek'te Türk kökenli oy potansiyeline göre normal şartlarda en az iki eşvenlik mantıken hakkımız. Şu anda Sait Köse'miz var. Arap kökenlilerin iki eşveni var. Bir de CPAS tabir edilen Sosyal Yardım Sandığı başkanlığı var. Ancak ve ancak aramızdan çıkan eğitimli ve birikimli seçilmişlerin karar masasının etrafında karar alınmadan önce oturduğu gün Belçika Türk toplumu başarılıdır diyebilme hakkımız doğacaktır. Gerisi laf-ı güzaf… olur, dümeninde sürekli başkalarının oturduğu kayıkta meçhule doğru yol alırız dalgalar üzerinde…Tüm sistemlerin her zaman düşündüğü doğruları söyleme cesaretine sahip "akıllı delilere" acil ihtiyacı var; yani Leyla Ertorun gibi gerçek aydınlara! 

Yakup YURT ©
Brüksel, 11 Haziran 2006 
 

Son Haberler

Hits: 9434 Visitors: 3220
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.