Haberin yayım tarihi
2015-03-19
Haberin bulunduğu kategoriler

BRÜKSEL'DEKİ EVİMİZ..

Herkese günaydın.

Eşim şu an havada, THY ile Türkiye`ye doğru uçuşta.

Kısmetse, saat 12.30`da küçük oğlumuz Onur ile buluşacak İstanbul’da ve birlikte dönecekler beş gün sonra.

Nasılmıyım?

Sudan çıkmış balık gibi!

***

Neyse büyük bir yatakta yalnız uyuduğum bitmek bilmeyen uzun bir geceden sonra belki de uzun zamandan beri ilk kez büyük oğlumuz Cavit’in «baba, saat 09.00’a geliyor, kahvaltı hazır» sözüyle kalktım.

Cavit ile birlikte yaptığımız kahvaltıda uzun yıllardan beri mülkiyeti bizde olan ve içinde yaşadığımız binanın satınalım öyküsünü anlattım kendisine…

Bizim evde mecbur kalmadıkça «Ben» denilmez, «Biz» kullanılır.

İnanırız ki ben’leri dışlamayan bir biz içselleşmedikçe kalıcı bir eser çıkmaz ortaya…

Aynı şairin «bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine» dediği gibi…

Pür dikkat dinledi…

Zemin katta bulunan büroma oturduğumda saat 09.10 idi.

***

80’li yılların başıydı ve yeni bir Brükselli olarak kiracı statüsünde Saint-Josse-ten-Noode (Brüksel) belediyesinde oturmaktaydım.

Önce bekârdım, sonra evlendim.

Eşim de bir İspanyol göçmene ait zemin kattaki kiralık evimize gelin geldi, 1982’de.

Yol üzerinde vitrinli mekânı mesai saatlerinde tercüme bürosu olarak, büro kapandıktan sonra da akşamları salon olarak kullanırdık.

Ev eşyaları ev sahibinindi, ama dairemiz gömme banyolu ve mutfaklıydı.

Orada ilk oğlumuz Cavit oldu. (1983)

5.000 BF olan aylık kiramızı hiç aksatmadan ödedik, kimseyi rahatsız etmedik ve aynı belediyede bir Türk aileye ait bahçeli başka bir zemin kata taşındık.

***

Türklerin çoğunluğu gibi aile göçü yaşadığımızdan, aile birleşimi sonucu hepimiz bir aradaydık ve kültürümüz de bu davranışı gerektiriyordu…

Sonra sırayla emekli olanlar, yaşlananlar, sadece Türk kalarak veya Belçika vatandaşlığını da elde öderek Türkiye’ye kesin dönüş yaptılar.

Bizi Türkiye’de olduğu gibi burada da yalnız bıraktılar…

Ben aile dayanışması sayesinde üniversite tahsili yaptığımdan bana bağlanan zenginlik umutları gerçekleşene kadar “hayırlı evlat” olarak görevimi itirazsız yerine getirmek ve kesin dönüş yapanların Belçika’daki resmî ikâmet adresleri olmalıydım.

Minnet borcumu ödeme gayreti içinde oldum daima ebeveynlerime ve iki kardeşime karşı...

Hem öyleydim, hem de onların telefon standartçısı ve arzuhalcisi konumum yıllarca sürdü.

Sonra önce küçük kardeşim Halil (1999), babam (2006) ve annem (2011) rahmetli oldular...

***

Belçikalı olarak Türkiye’ye dönüş yapan Spor-Toto talihlisi diğer kardeşim Hüseyin ziyaretimize gelmişti.

Kendisi son derece değişik fikirleri olan, yenilikçi ve becerikli bir kişiliktir.

Gördüğü manzara karşısında dil bilen, yeminli tercüman, üniversite tahsilli bana ve aileme acımış olmalı ki benim bir an önce bir gayrimenkûl almamı, orayı hem konut, hem de büro olarak kullanmamı, kiracılık statüsünden bir an önce kurtulmamı ve sonuçta varlıklı olmamı düşlüyordu sanırım...

Bir gün, küçük bir kağıt parçasına yazdığı bir telefon numarası ile geldi...

Ağabey, tam sana göre, hemen kilisenin bitişiğinde, ana cadde üzerinde satılık bir bina var, işte telefon numarası, istersen bir ara, alalım orayı sana dedi...

Ben de boş ver, gül gibi geçinip gidiyoruz işte, başıma iş çıkartma demiş olmalıyım.

***

Kulağıma kar suyu kaçtığından ve ısrarlardan kurtulmak amacıyla telefon edip randevu aldım.

Randevu günü ve saatinde verilen adrese gittim.

Kapı önünde bekleyen bir erkek, bir kadın, orta yaşlı iki kişi vardı...

Ben gelince rahatladılar.

Kendilerini selamladım ve kim olduklarını sordum.

Binayı gezip görmeye gelen adaylar olduklarını söylediler.

Anladım ki onlar da benim gibi adaydı ve emlâkçı birden fazla müşteri adayına aynı anda randevu vermişti.

Niyeti adayları kızıştırıp, fiyat yükseltmekti.

-Sizce kaç para eder bu bina diyecek oldum.

-600.000-700.000 Belçika Frangı eder dediler.

-O zaman boşuna bekliyorsunuz, bankadan (CGER) geliyorum, cebimde 1.500.000 BF.lık bir çek ile deyince bana “delirmiş bu adam der gibi bön bön baktılar” ve çekip gittiler...

Birkaç dakika sonra tanımadığım bir adam geldi, emlâkçı olduğunu söyledi.

Bana başka kimse yokmuydu diye sordu.

Ben de vardı, ama biraz önce birşey demeden gittiler dedim.

***

Görevli ile beş katlı binayı inceledik.

Bina harap bir halde, daha önce Türk kiracı ailelerin oturduğu, zemin katında tecimevi bulunan, bakımsız harap bir yapıydı.

-Ne kadar istiyorsunuz diye sordum.

-Valla mösyö, 3 mirasçı yapılan son teklif 800.000 BF.’yi kabul etmedi. Ciddi bir adaysanız bu rakamın üstüne çıkmanız lazım. Bana inanmıyorsanız rue Royale’deki noter Van den Eynde’ye gidip sorun diye cevapladı.

Hemen notere gittim ve sordum.

Onun da aynı şeyi söylemesi üzerine ben 825.000 BF teklif ettim.

Ertesi gün teklifin kabul edildiğini ve % 10 karşılığı 82.500 BF.lik banka garantili çek ile gel, satılık ilânı kalksın diye söyledi.

***

Telefon numarasını getiren, yani aday olmama sebep olan kardeşim, ben kefil olurum ve ortak alırız havasına sokmuştu, fakat kendisi Belçika’da, gelinimiz eşi Ümran hanım Türkiye’de idi.

İlk iş olarak durumu kardeşime anlattım ve çok arzuluysa eşini getirmesi gerektiğini bildirdim.

Banka istenilen krediyi veriyorsa sorun yok, eşimi getirmeye gerek yok, size hayırlı olsun dedi.

Bankada yetkili müdür Arnavut göçmeni Bursalı dostum, hemşehrim, Yusuf Zümbültaş’tı.

Yusuf’un gönderdiği eksper binaya 1.300.000.000 BF değer biçti.

Bu para noterde işlem masraflarını da (yaklaşık % 20) karşıladıktan sonra bana daha önemli miktarda bir para kalıyordu.

Oh bazı onarım işlerini zorlanmadan yapabilecektik!

20 yıl vadeli çekilen ipotek kredisinin geri ödemeleri sürekli inşaat tozu ve gürültüsü ile geçti desem hiç abartı olmaz.

20 yıl sonunda verdikleri kredi kadar da faiz ödedim.

Borçsuz yaşamanın verdiği huzuru tatma imkânına kavuştum.

Sonuçta iyi bir yatırım oldu : Hem kiracılık statüsünden sıyrılıp mülk sahibi statüsüne geçtim, hem de taksitler bitince rahatladım.

Hem kira ödemekten kurtulduk, hem de Brüksel’de taşınmaz sahibi olduk.

***

Ayrıntılara girip okuyucularımı sıkmak istemiyorum.

Gerekirse belki ileride yazarım.

Ve şunu çok iyi anladım ki “Nimet-Külfet dengesi çok önemli” ve kimse kimsenin kölesi değil!

 

Yakup Yurt ©

Brüksel, 19-03-2015

yurtyakup@gmail.com

Son Haberler

Hits: 6230 Visitors: 3066
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.