Haberin yayım tarihi
2010-10-20
Haberin bulunduğu kategoriler

ESİN ERGİN, BUİKA VE LA BOHEME...

Facebook’ta tanıştığım değerli dostum Esin Ergin hanımefendinin «BUİKA; onun için çok büyük bir parantez açmalı. Dinlemeyenler için bir eksiklik bence... Yorumu, ses rengi ve duruşu ile muhteşem bir sanatçı Buika...


Türkiye konserinde izlemeyi çok arzu ettim ama davetli olduğum halde gidememiştim...


Halâ üzülürüm büyük bir kayıp benim için.» notuyla birlikte La Bohème şarkısının videosunu izledim bugün» notu ilgimi çekti.


Dinledim, titredim, mest oldum, isyanlardayım... diyerek tepki verdim.


Size yalnız değilsiniz diyebilirmiyim sevgili Yakup bey ? Aynı durumdayız ! diye yanıtladı.


Sebebin aynı olduğunu sanmıyorum Esin'cim... demek geldi içimden...


Açıklayabilirseniz ...vaktiniz varsa...mutlu olurum dedi Esin hanım !


***


Ve işte o açıklamam.


«İsyanlarda olmamın sebebi, sevgili Esin, odur ki hep sömürülen Üçüncü Dünyanın mağdur ve mağrur sanatçıları alkışlanıyor Batı Avrupa kentlerinde.


Sömürgeciler, sömürenler tarafindan.


Aşırı bir tüketim şımarıklığı içinde; şampanyalarını yudumlarken yanlarındaki hak etmedikleri güzel bayanlara hava atarken...


Muhteşem, lüks ve pahalı salonlarda!


Spor ve sanat Üçüncü Dünya için yegâne çıkış kapısı oldu adeta.


Şöyle bir bak sporculara, ses ve dans sanatçılarına.


Yüzde sekseni siyahi.


Milli takım düzeyinde bile.


Aynı anda Paris sokaklarını çalı süpürgesiyle temizleyenler de Afrikalı.


Senegalli, Malili...


Bulaşıkçılar da, banliyöde HLM’lerde oturanlar da.


Yani métro-boulot-dodo’cular (metroya bin-işe git-dön uyu) sistemine tabi göçmenler.


Irkçılık, yabancı düşmanlığı, dışlama, eziyet, tu kaka gırla sözümona medeni Avrupa'da.


Ama kimse yazmıyor bu gerçekleri ne yazık ki.


O kadar zor ki Batılılara kendini kabul ettirmek, bilemezsin Esin'cim...


Bu fikrimin sadece bir özeti.


Saatlerce konuşabilirim bu konuda.


Anlatırım zaman zaman...»


***


Ve küçük bir araştırma yaptım dinlediğim la Bohème şarkısının ne anlam ifade ettiğini anlamak için.


Bence en güzel şarkılar arasında birinci sırada yer alan  Charles Aznavour eseri.
Yaşınız kaç olursa olsun, bakarsınız elinize, elinizdekilere, birşeyler eksiktir, ararsınız kaybettiğiniz parçanızı, bulamazsınız, sonra fark edersiniz ki kaybettiğiniz aslında geçmiş zamanlardır.


Bilirsiniz, ne yaparsanız yapın, ne siz eski siz, ne eski arkadaşlarınız hala aynı insanlar, ne sevdiğiniz mekanlar o tanıdık, samimi ruhu barındıran yerlerdir artık.
Geçmişten bugüne, yanıbaşımıza alamadıklarımızın şarkısıdır La Bohème.


Kahretsin, her dinleyişinizde dokunsalar ağlarsınız.


***


Saplantı halinde dinlediğim ve bıkmadığım bıkamadığım harika şarkı.


Yirmi yaşın altındakilerin bilmeyeceği zamanlardı onlar, Montmarte'da leylakların pencerelerin altına dek tırmandığı zamanlar.


İki günde bir yemek yiyip, yarı aç yaşayıp, komşu kafede şöhreti beklemekti "La Bohème." yirmi yaşında olmaktı, Paris’i yaşamaktı.


Sefaleti yaşarken mutluluk yolunda yürüdüğünü sanmaktı.


Sefalet içinde mutluluğa ulaşma çabasıydı.


Sacré-Coeur’ün arkasında ressamların buluşma noktası la Place du Tertre meydanına bir uğrayın, kendi gözlerinizle görün...


Tokatlı kızımızın Fransız kocasının garsonluk yaptığı  kahvenin terasında yudumlayın şarabınızı, kara kalemleriyle sizi beyaz kağıda taşıyan sokak ressamlarını izlerken...


Geride ne çıplak poz verilmiş bir atöyle, ne de eski Montmarte kalsa da şimdi, Charles Aznavour her dinleyene hissettiriyor "La Bohème" in ne olduğunu.


Severek dinliyoruz.


***


Bohem, bohem,
Mutluyuz demekti...
Bohem, bohem,
Ancak iki günde bir yemekti.

---
Gönül isterdi ki şimdiki zamanda değil de o dönemlerin Monmartre'ında hatta 19. yüzyılın Monmartre'ında yaşayıp Oscar Wilde, Zola, Lautrec gibi insanlarla aynı havayı soluyabilseydik.


Ama ne yapalım şimdiki zamanda yaşamak mecburiyetindeyiz ve eldeki malzeme bu.


***


Bohem insanları vurdumduymaz, sorumsuz, günübirlik hayata özendirir.


Hiçbir şey yemesek de mutluyuz dedirten bir ruh halidir.


Bohem "özgür ve özgün" bir hayata sahip olanlara yani "derbederlere" denir.


***


Aznavour'un bu şansonunda geçmişine özlem duyan bir ressam anlatılır. Bir çevirisiye göre parçanın başında "size 20 yaşın altındakilerin bilemeyeceği zamanlardan bahsediyorum" der. O zamanlar resmini çizdiği sevgilisini hatırlar. "Şöhretli değildim, tuvale senin çıplak resmini yapardım, paramız yoktu ama şimdikinden çok daha mutluydum anasını satayım" diye devam eder.


Ve yıllar sonra gençliğinin geçtiği o eski atölyeye yolu düşer.


***


Hepimiz hayaller peşinde hazan yaprağı gibi savrulan bohemleriz aslında...


Az veya çok...


Şu veya bu şekilde...


Kim ne derse desin...


 


Yakup Yurt (c)


Brüksel, 20.10.2010


yurtyakup@gmail.com


 


 


 


 


 


 

Son Haberler

Hits: [srs_total_pageViews] Visitors: [srs_total_visitors]
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.