Haberin yayım tarihi
2012-03-06
Haberin bulunduğu kategoriler

Modalar ve Normlar..

Moda hiçbir zaman ilgimi çekmemiştir.

Aynı giyinen, aynı konuşan, aynı düşünen, aynı davranan, aynı tüketen insanlar sürüsüne dahil olmak istemeyişimden olmalı...

Ya da kalıtımsal, genetik...

Zira çocukluğumdan beri yakın çevremdekiler de sıradan, sade, basit insanlardı...

Saf, temiz, namazında, niyazında ; ama kesinlikle gösterişten uzak...

Desinler diye değil, kendileri için!

Azla yetinen, şükretmesini bilen, olanı paylaşan ve sürekli çalışan...

Örneğin annem, babam, dedem, babaannem, annemin teyzesi, halalarım, teyzem hiçbir zaman fakirlikten yakınmadılar, çalmadılar, çırpmadılar, el açmadılar, dolandırmadılar...

Hep çalıştılar ve kazandılar.

Okuyanlar kopya çekmeden başarılı oldular.

Varsıllar onlara hep güvendi, son nefeslerine kadar itibarları hep yüksekti.

Piyangoculuk oynamadılar, kumara tevessül etmediler ; büyük ikramiye beklemedikleri için teselli mükafatlarına razı olma durumuna düşmediler.

Olanları kıskanmadılar, ama haksız kazançların dalkavuğu da olmadılar...

***

Varoluşçu felsefenin babası filozof Jean-Paul Sartre’ın veciz bir sözü vardır : «L’enfer, c’est  les autres...»

Yani cehennem, başkalarıdır... 

Filozof burada ne demek istiyor  acaba?

Kendisinin yaptığı bir açıklamaya göre «Başkalarıyla olan ilişkilerimiz karmaşıktır, çarpıktır. Başkaları cehennemden başka birşey olamaz. Çünkü başkaları bizim için, kendimizi tanımamız için çok önemlidir. Kendimiz hakkında düşündüğümüzde, kendimizi tanımaya çalıştığımızda, başkalarının bizi tanımalarından yararlanırız. Yani başkalarının bize verdikleri imkanlarla yargılarız kendimizi. Kendi hakkımda her dediğimde başkasının benim hakkımdaki yargısı yargısı vardır. Bu da şu anlama gelir. Eğer ilişkilerim kötüyse, tamamen başkalarına bağımlı kalırım, ki, bu da cehennem anlamına gelir. Başkalarının yargısına çok fazla bağımlı oldukları için dünyada birçok insan cehennemde gibidirler. İkinci olarak söylemek isterim ki bu kişiler bize benzemezler. Birçok kişinin bir dizi alışkanlığı, geleneği vardır. Kendileri hakkında kendilerini üzen fakat değiştirmeye çalışmadıkları yargılara sahiptirler. Yani ölü gibidirler. Kaygılarının, dertlerinin ve geleneklerinin çerçevesini kırmaya çalışmazlar ve çoğunlukla kendi haklarındaki yargılarının mağduru olmaya devam ederler. O andan itibaren, kalleş veya kötüdürler. Değişmezler. Bu yüzden ölüdürler. Bunlara «yaşayan ölü» derler. Değişmeden ölene kadar yaşarsınız. O nedenle benim açımdan özgürlük yaşamsal bir önem taşır. Özgürlük demek, hangi cehennemde olunursa olunsun, değişme çabasına girmek, değişmeye çalışmak demektir. Sizi hapseden kalıpları kırmak demektir. Kırmak istemeyenler, içinde bulundukları cehennemi özgürce istiyorlar demektir

(Bu serbest tercümenin sorumluluğu tamamen bana aittir.)

***

Demek o ki tüketim toplumunda her davranışın, her tüketimin bir maliyeti var.

Taklit ve özenti yaşam cüzdanı yırtar, bünyeyi bozar, zihinsel sağlığı tarumar eder...

Ne demiş atalar?

«Ayağını yorganına göre uzat»...

Tüketim toplumuna ayak uyduracağım, beğenileceğim, fark edileceğim diye tüketim maymunluğu yapma, hayatını boş işlerle, boş kişilerle, boş hayallerle boşuna tüketme...

İnsan gibi yaşa...

Bırak herkes kendi cehenneminde yansın...

Sen kendi cennetinde mutlu ol...

 

Yakup Yurt ©

Brüksel, 06 Mart 2012

yurtyakup@gmail.com

Son Haberler

Hits: 6234 Visitors: 3067
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.