Haberin yayım tarihi
2015-02-06
Haberin bulunduğu kategoriler

SESSİZLİĞİN YETERİNCE GEVEZE ZATEN.

Bilindiği gibi UCL (Louvain Katolik Üniversitesi) İletişim Fakültesi 1979 mezunuyum.

Dolayısıyla anlatacağım olay daha önceki üniversite yıllarımda bizzat yaşadıklarımın güncel bir sentezi mahiyetindedir.

***

Lisans sınıflarına geldiğimizde (3. ve 4. sınıflar) sosyal psikoloji dersi okuturlardı.

Dersin profesörü sonradan rektör yardımcısı olan, süper yakışıklı ve üstüne üstlük hitabeti çok yüksek, Fransız bir bayanla evli, Vincent Hanssens isminde çok değerli bir arkadaşımdı…

Profesörümüzün ders verme yöntemi 10-15 dakikalık kısa bir sunum ardından dersin demokratik ve interaktif olmasını sağlamak amacıyla sorulu-cevaplı idi.

Tabii ki ortaya çıkan, bazen sert, tartışmaların moderatörü de kendisiydi…

Sözü o bağlar ve hep o haklı çıkardı.

İlginç ve etkileyici bir yaklaşım ve kişilik sergilerdi…

Derslik ilgilerini hiç esirgemeyen ve gizlemeyen, kendisine hayran hayran bakan kız öğrencilerle dolardı!

***

Dünya o zamanlar iki buçuk kutupluydu.

Bir yandan NATO, diğer yanda Varşova Paktı…

S.S.C.B. ve 1989’da yıkılan Berlin Duvarı dimdik ayaktaydı…

Bir de, benim gibi, «Ne Amerika, ne Rusya, tam bağımsız Türkiye» sloganıyla yürüyen 3.cü Dünyacılar, Bağlantısızlar vardı…

Yerellik ile evrensellik arasında bocalardık…

En büyük özelliğimiz özgür kalarak sömürüyü yok etmek, dolayısıyla sömürgeciliğe karşı çıkmaktı…

***

Uyumlu ve barışçı, Fransızcayı düzgün konuşan biri olmama ve fizyonomimden yabancı olduğum kolay kolay anlaşılamamasına rağmen ne zaman söz alsam ve görüş veya yorum bildirsem, derslikte hemen bir kıpırdanma, çalkalanma veya homurdanma olurdu…

Çoğunluğu sömürgeci bir geçmişe sahip Belçikalılardan oluştuğu için benim eleştirel sözlerim sınıf arkadaşlarımın pek hoşlarına gitmezdi…

Adeta bir psikolojik savaş havası eserdi ve bu durum profesörüm Vincent’ın (okunuşu Vensan) beklediği ortamın ta kendisiydi…

Bugün bize «geçmişimizle yüzleşme» dersi veren Batılılar, Kongo, Ruanda ve Burundi maceralarını unutan Belçikalı dostlar tarihsel gerçeklerini reddediyorlardı adeta…

Örneğin sınıf arkadaşlarımdan biri olan çok değerli Namur’lü Jean-François Ryckmans’ın babası Ruanda valiliği yapmıştı…

***

Bu tutumları bana göre bilinçsizlikten kaynaklanan çocuksu bir alınganlıktı ve sömürüye karşı çıkan bizler, yani ben ve benim gibiler, haklıydık…

Bizler özgürlükçü 68 Kuşağından olduğumuz için ve o zamanlar ırkçılık ve yabancı düşmanlığı günümüzdeki gibi yaygın olmadığından, benim kendileriyle ilişkilerim genelde medeni ve insaniydi…

30 yıl süren sosyal demokrasinin altın yılları, «Golden sixties» devam etmekteydi…

Hélène Carrère d’Encausse gibi uzman tarihçiler Sovyet Bloğunun çökeceğinin yakın olduğunu anlatan «Empire éclaté-Dağılmış İmparatorluk» gibi kitaplar yazsa bile…

 

***

Bu nedenle mecbur kalmadıkça söz alıp kimseyi sinirlendirmek, gereksiz gerginlik yaratmak ve yaşamak istemezdim.

Ve susar, bilinçli fakat derin sessizliklere gömülürdüm.

Hocam söze girmemi bekler, sabırsızlanınca kaş-göz oynatmaya başlardı…

Ben de HAYIR anlamına başımı arkaya doğru sallayınca, hoca dayanamaz ve «Yakup, sessizliğin yeterince geveze zaten» derdi…

Yani sen söylemesen de biz senin bizler gibi düşünmediğini biliyoruz anlamına gelen sözlerdi bunlar…

***

Akademik dersyılı sonunda Vincent bir gün beni evinin bahçesinde tüm dostları için düzenlediği bir «Garden Party»’e davet etti.

Eşi Fransız Monique Hanımla da o gün tanıştım…

İkramı, içkisi, dansı ve sohbeti bol bu davette bir şey dikkatimi çekti : Herkes son derece özgür ve komplekssizdi…

Mutlu ayrıldım.

Sonra mezun oldum ve Türkiye’ye döndüm.

Yakup YURT ©

Brüksel, 05-02-2015

yurtyakup@gmail.com

Son Haberler

Hits: 6228 Visitors: 3066
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.