Haberin yayım tarihi
2010-09-09
Haberin bulunduğu kategoriler

Uzlaşması İmkansız Sanılan

UZLAŞAMAYAN BELÇİKALILAR ARASINDA SIKIŞMIŞ SESSİZ VE ÇARESİZ GÖÇMENLER...


 


Bilindiği gibi Belçika çok toplumlu, çok dilli, çok dinli, çok etnik gruplu, karmaşık bir ülke. Böyle bir ülkede siyaset yapmak zor, hatta çok zor, bir uğraş...


Zira uyulması gereken hassas dengeler var.


Ve sorunları çözmek ancak ve ancak şiddete başvurmaksızın, barışçıl, müzakereci ve hukuk metnine dönüştürülmüş uzlaşmalarla mümkün.


Başka türlü uygar bir AB ülkesi olunamıyor çünkü.


Oyunun kuralı bu ve bu kurala şu ana kadar herkes uydu.


***


İşte bu zor koşullarda Elio Di Rupo başmüzakerecilik görevini üstlendi.


Başarsaydı başbakan olacaktı, başaramadı, istifasını Krala sundu ve görevden azlini istedi.


Zaten görevinin başından beri uzlaşmaz görüşleri uzlaştırmaya çalışacağını söylüyordu.


Bir yandan, N-VA'nın büyüklüğü ve ağırlığı altında ezilen ve bütün yetkileri bölgelere aktararak Federal Devletin içini boşaltmaya çalışan Flaman partilerinin görüşleri.


Diğer yandan, yetkiler geniş çapta bölgelere devredilse bile güçlü bir Federal Devletin devamından yana olan Frankofon partilerinin görüşü.


Elio Di Rupo'nun asli görevi bu iki görüş arasında bir denge bulmaktı.


Buldu ama, bulduğu denge Bart De Wever'e uymadı.


Hayır demek tabii ki onun da hakkı.


Onun sakin bir yüz ifadesiyle, ısrarla, inatla sürekli hayır demesi kararlı, ne istediğini bilen bir adam imajı vermesini sağlıyor.


Yani, ayrılıkçı projesini adım adım ve tutarlılıkla uygulayan bir adam.


Madalyonun öbür yüzünde müzakerelerde uzlaşmayan adam gibi algılanma riskini de var. Halbuki Belçika'nın kaderi kaçınılmaz olarak yapılacak müzakereler sonunda belirlenecek. Hiçbir toplum hiçbir topluma görüşünü dayatamayacak.


Bunu Bart De Wever bilmiyor mu ?


Pekala biliyor.


Ama sadece onun ve yakın çevresinin bilip te bizim bilmediğimiz birşeyler olduğu da gün gibi aşikar.


Bu müzakerelerde Frankofonlar çok çektiler.


Bay De Wever'in kaprislerine katlandılar, korkak dilenci rolünü oynamaktan kaçınmadılar. Fakat sabrında bir sonu var, yeterse yeter, nefret bir müzakere aracı olamaz dediler, diyebildiler.


***


Flamanların daha fazla özerklik talebine evet.


Bir şartla : Flamanlar da Frankofonların istikrarlı ve tutarlı federal bir yapıyı muhafaza etmeyi kabul etsinler.


Hiçbir anlaşma bu çerçevede mümkün değilse bay De Wever gerçek niyetini söylesin.


Bu istediği Flaman Bölgesinin bağımsızlığı da olsa...


O zaman herkes başının çaresine bakar ve belki de, istemeye istemeye de olsa, o konuyu da görüşmeye başlar.


Zorla güzellik olmaz.


***


Brüksel'de doğup, büyüyüp, yaşayan, çalışan, vergi veren, ne Flaman, ne Valon, kâh Frankofon, kâh Nerlandofon, bazen iki dilli, yabancı kökenli binlerce Belçikalıdan haberiniz var mı ?


Onların Brüksel ve dolayısı ile Belçika ekonomisine katkılarını uzmanlar muhakkak hesaplamışlardır.


Yapmak zor, yıkmak kolaydır.


Bazı soruları şu an sorup suyu daha fazla bulandırmak istemiyorum.


Ama bazılarının yabancı kökenli oyları çantada keklik gibi görme alışkanlığından vazgeçmesinin zamanı hızla yaklaşıyor.


Sizin mantıksız kavgalarınız yüzünden, Brüksel Bölgesi hak ettiği finansmana kavuşamıyor ve bu yüzden Brüksel'deki Türk ve Fas kökenli Belçikalı çocuklar kaliteli eğitim alamıyorlar. Sonra da utanmadan işsiz olduklarından, Belçika sosyal sigorta sistemini sömürdüklerinden, çok suç işlediklerinden bahsederek ırkçı beyanlar veriyorsunuz.


Güzel bahçeleri ve çiçekleri herkes sever.


Ama bahçıvanın maaşını ödeyecek ödenek yoksa, bahçe kurur ve çiçekler solar...


Bizler de Belçika'da yaşayan bütün Belçikalılar kadar Belçikalıyız.


***


Kökenimle, geçmişimle sorunum yok.


Kimlik krizi de yaşamıyorum.


Kendisiyle barışık, kompleksiz biriyim.


Doğuşta seçmediğim hiçbir özelliğimi üstünlük sebebi olarak sunmuyorum.


Bu ülkede huzur ve barış içinde mutlu yaşamaktan başka derdim yok.


İstense de istenmese de, beğenilse de beğenilmese de buradayım, burada kalıcıyım.


Unutma ki sen beni yerden yere vururken, benim oğlum senin kızınla veya benim kızım senin oğlunla çıkıyor, anlaşıyor, kaynaşıyor...


Doğa kuralları gereği, olması gereken oluyor.


Vatan kolay kurulmuyor hiçbir yerde.


Herkes birilerinin yabancısı.


Önce göç ediliyor istemeye istemeye, geride bıraktıklarını istese de unutamıyor insan.


Sonra alışılıyor yavaş yavaş...


Birkaç kelimeden oluşan ilkel bir dil öğreniliyor.


Her yabancı dilde ilk öğrenilen deyim «Seni seviyorum» oluyor nedense...


Sevmek ve sevilmek, yemek ve içmek kadar önemli.


***


Uyum çok geniş kapsamlı bir kavram.


Tam bir sepet-kelime.


Ne koyarsan koy içine !


Mademki uygar, sanayileşmiş, gelişmiş, insan haklarına saygılı göç alan demokratik bir toplumsun, o halde seni direkt olarak faşizme götürecek popülizme taviz verme ve yeni Belçikalıları eğit, nitelikli kıl, uyum sağlamalarını kolaylaştırıcı önlemleri al !


Senden beklenen bu.


Oy avcılığını bırak, gerçek sorunlara eğil.


Bugün veya yarın bizi ayıracak ve belki de karşı karşıya getirecek bir sürü fark(lılık) bulursun, vardır ve olacaktır.


Çoğulcu, katılımcı,  paylaşımcı ve dayanışmacı toplum gereği.


Önemli olan insanlıkta buluşmak.


Zira insan olamadıktan sonra, ha Türk olmuşum, ha Belçikalı ; ne fark eder?


Olay, benim açımdan bu kadar kolay !


Bilmem anlatabildim mi ?


 


Yakup Yurt (c)


Umurbey-Gemlik, 9 Eylül 2010


yurtyakup@gmail.com

Son Haberler

Hits: 8732 Visitors: 3169
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.