- Hüseyin Dönmez
Dünya siyaseti son yıllarda giderek daha tehlikeli bir yola girmiş durumda.
Uluslararası ilişkilerde artan gerilimler, askeri müdahalelerin sıradanlaşması ve diplomatik mekanizmaların zayıflaması, küresel düzenin kırılganlığını her geçen gün daha görünür hale getiriyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’in Orta Doğu merkezli politikaları, yalnızca bölgesel dengeleri değil, dünya çapındaki siyasi ve ekonomik sistemi de derinden etkiliyor.
II. Dünya Savaşı’ndan bu yana dünya birçok kriz gördü; ancak bugün yaşanan gelişmelerin kapsamı ve potansiyel sonuçları oldukça kaygı verici. İlan edilmemiş savaşların ve askeri operasyonların giderek normalleşmesi, uluslararası hukuk açısından ciddi bir sorun oluşturuyor. Dahası, bu durum toplumlarda savaşın olağan bir politika aracı olduğu yönünde tehlikeli bir algının yerleşmesine yol açıyor. Oysa barışın korunması, yalnızca diplomasiyle değil, aynı zamanda toplumların şiddeti meşru görmemesiyle mümkündür.
Öte yandan savaşın yalnızca siyasi değil, ekonomik sonuçları da vardır. Orta Doğu’da yaşanabilecek geniş çaplı bir çatışma, küresel enerji arzını doğrudan etkileyebilir. Petrol ve doğalgaz üretimindeki aksaklıklar, enerji fiyatlarının hızla yükselmesine ve dünya ekonomisinde ciddi bir daralmaya neden olabilir. Enerji maliyetlerinin artması ise üretimden ulaşıma kadar birçok sektörü etkileyerek küresel bir ekonomik krizin kapısını aralayabilir.
Bugün yaşanan gerilimin bir diğer tehlikeli yönü ise çatışmaların yayılma riskidir. Orta Doğu’daki bir kriz, çok kısa sürede farklı bölgelerde yeni gerilim hatları oluşturabilir. Uluslararası sistemde giderek daha fazla “kırmızı çizginin” aşılması, devletler arasındaki güveni zayıflatmakta ve diplomatik çözüm yollarını daraltmaktadır.
Geçmiş deneyimler de bize önemli dersler sunuyor. Irak’tan Libya’ya, Suriye’den Somali’ye kadar son otuz yılda gerçekleştirilen askeri müdahalelerin çoğu kalıcı bir istikrar sağlayamadı. Aksine, birçok bölgede uzun süreli siyasi belirsizlikler ve insani krizler ortaya çıktı. Bu nedenle askeri çözümlerin kalıcı barış üretmekte çoğu zaman yetersiz kaldığı artık daha açık görülüyor.
En ağır bedeli ise her zaman siviller ödüyor. Modern savaşların yarattığı yıkım, şehirleri harabeye çevirirken masum insanların hayatlarını geri dönülmez biçimde etkiliyor. Uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri sivillerin korunmasıdır; ancak sahadaki gerçeklik çoğu zaman bu ilkenin ihlal edildiğini gösteriyor.
Bütün bu gelişmeler bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Dünya yeni bir dönüm noktasına yaklaşmaktadır. Küresel düzenin sürdürülebilir olması için güç politikalarının yerini uluslararası hukuk, diplomasi ve işbirliği almalıdır. Aksi takdirde bugün bölgesel görünen krizlerin yarın çok daha büyük küresel felaketlere dönüşmesi ihtimali göz ardı edilemez.
Sonuç olarak, insanlık tarih boyunca birçok krizden geçti. Ancak her kriz aynı zamanda yeni bir tercih anıydı. Bugün de dünya, çatışma ve gerilim yolunu mu yoksa diyalog ve barış yolunu mu seçeceğine karar vermek zorunda. Bu karar yalnızca devlet liderlerini değil, tüm insanlığı ilgilendiriyor.

