Kötü yemek kalitesi, taksi sorunları, pazarda tartı oyunları ve fahiş fiyatlar… Türkiye’ye gelen vatandaş, kendi memleketinde neden kendisini yabancı gibi hissediyor?
Memlekette restoranların önemli bir bölümünde yemek kalitesi beklentilerin altında. Düzgün ve güvenilir taksi bulmak ayrı bir sorun. Alışverişe çıkıyorsunuz, pazara gidiyorsunuz, bir şeyler yemek istiyorsunuz; karşınıza çıkan en büyük endişe ise şu: Acaba bugün de kandırılacak mıyım?
Daha da üzücü olanı, gurbetçi veya yabancı olduğunuz anlaşıldığında bazı işletmelerin fiyatları ikiye, hatta üçe katlaması. Aynı ürün, aynı hizmet, ama farklı fiyat! Bunun adı ticaret değil, fırsatçılıktır.
Örneğin pazara kavun, karpuz veya incir almaya gidiyorsunuz. Ürünün normal fiyatını biliyorsunuz. Ancak satıcı sizin gurbetçi olduğunuzu ya da yabancı olduğunuzu fark ettiğinde fiyat değişiyor. Tartının doğru olup olmadığı konusunda şüphe duyuyorsunuz, fiyatın neden bu kadar yüksek olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz. Kısacası, alışveriş yaparken bile tetikte olmak zorunda kalıyorsunuz.
İnsanı asıl yaralayan, birkaç kuruş fazla ödemek değil; kendi memleketinde saf yerine konulduğunu hissetmektir.
Gurbetçiler bu ülkenin yabancısı değil. Yıllarca Avrupa’da çalışıp kazandığını Türkiye’de harcayan, ailesine destek olan, memleketine yatırım yapan, yaz tatilini burada geçiren insanlar bunlar. Ülkesine döndüğünde huzur, samimiyet ve güven arıyor. Karşılığında fırsatçılıkla karşılaşmak ise insanın memleket sevgisini bile sorgulamasına neden oluyor.
Elbette bütün esnafı aynı kefeye koymak doğru değil. Dürüst, emeğiyle kazanan ve müşterisine hakkaniyetle yaklaşan çok sayıda esnafımız var. Ancak bazı kişilerin yaptığı bu tür uygulamalar, yalnızca müşteriyi mağdur etmekle kalmıyor; dürüst esnafın itibarına da zarar veriyor.
Bir ülkede ticaretin temelinde güven olmalıdır. Tartı doğru olacak, fiyat açıkça belirtilecek, taksimetre usulüne uygun çalışacak, restoranda sunulan yemek ödediğiniz paranın karşılığını verecek. Bunlar bir lütuf değil, müşterinin en doğal hakkıdır.
Asıl mesele birkaç restoranın kötü yemek yapması ya da bir pazarcının yüksek fiyat istemesi değil. Asıl mesele, dürüstlüğün yerini fırsatçılığın aldığına dair toplumda oluşan güvensizliktir.
Peki, ne oldu bize? İnsanımız neden birbirine karşı bu kadar kuşkuyla yaklaşır hâle geldi?
Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla fırsatçılık değil; daha fazla dürüstlük, denetim, ahlak ve karşılıklı saygıdır. Çünkü bir ülkenin itibarı yalnızca tarihiyle, doğal güzellikleriyle ve turizmiyle ölçülmez. O ülkeye gelen insanın kendisini ne kadar güvende hissettiğiyle de ölçülür.
Gurbetçi olmak, yabancı olmak ya da turist olmak kimsenin daha fazla para ödemesini gerektirmemeli. Herkes aynı hizmet için adil, şeffaf ve makul bir fiyatla karşılaşmalı.
Memleket sevgisi, insanın cebini fırsata çevirmek değil, ona güven vermektir.
Unutmayalım: İnsanları bir kez kandırarak fazladan para kazanabilirsiniz. Ama güveni kaybettiğinizde yalnızca bir müşteriyi değil, ülkenizin itibarından da bir parçayı kaybedersiniz.

