- Hüseyin Dönmez / Brüksel
BÜYÜK HEDEFLER, DARALAN KAYNAKLAR VE AVRUPA’NIN GERÇEKLİK SINAVI
Avrupa Birliği, 2024-2029 dönemi için son derece iddialı bir yol haritası ortaya koymuştu.
Daha güvenli, daha güçlü, daha rekabetçi, daha dijital, daha yeşil, daha demokratik ve krizlere karşı daha dayanıklı bir Avrupa için yola çıkılmıştı…
Kâğıt üzerinde bakıldığında bu hedeflerin neredeyse tamamı tartışmasız biçimde olumlu görünüyor. Ancak siyasette asıl mesele hedeflerin ne kadar güzel ifade edildiği değil, bu hedeflerin hangi kaynaklarla ve hangi gerçekçi takvimle gerçekleştirileceğidir.
İşte AB’nin önündeki temel sorun da burada başlıyor.
Brüksel’in öncelikleri çoğalıyor, fakat Avrupa’nın ekonomik ve mali hareket alanı aynı ölçüde genişlemiyor.
Hatta tam tersine, Avrupa kendisini aynı anda çok sayıda krizle mücadele ederken buluyor.
AVRUPA’NIN HESABI DÜNYA SİYASETİNE TAKILDI
AB’nin 2024-2029 stratejik gündemi hazırlanırken Avrupa’nın öncelikleri büyük ölçüde belliydi.
Ancak uluslararası sistem artık çok daha öngörülemez.
Rusya-Ukrayna savaşı, enerji güvenliği, Ortadoğu’daki gelişmeler, ABD-Çin rekabeti, küresel ticaretteki dönüşüm, düzensiz göç ve savunma harcamalarındaki artış Avrupa’nın hesaplarını sürekli yeniden yapmasını gerektiriyor.
Avrupa artık yalnızca ekonomik büyümeyi konuşamıyor.
Savunmasını güçlendirmek, enerji güvenliğini sağlamak, sınırlarını korumak, göçü yönetmek, Ukrayna’ya destek vermek, teknoloji yarışında geri kalmamak ve aynı zamanda sosyal refah sistemini ayakta tutmak zorunda.
Sorun tam da burada.
Bütün bu hedeflerin ortak bir noktası var:
Hepsi para istiyor.
“HER ŞEYİ AYNI ANDA YAPMA” POLİTİKASI
AB’nin stratejik belgelerinde güvenlik, ekonomi, göç, dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm, tarım, demokrasi ve genişleme gibi çok sayıda öncelik sıralanıyor.
Fakat siyasi belgelerde önceliklerin tamamını “öncelik” ilan etmek kolaydır.
Zor olan, kaynaklar sınırlı olduğunda hangisinin gerçekten birinci sırada olduğunu belirlemektir.
Avrupa’nın bugün karşı karşıya olduğu temel siyasi problem budur.
Her şey öncelik olduğunda aslında hiçbir şey gerçek anlamda öncelik değildir.
Savunmaya daha fazla para ayrılırsa sosyal politikalar bundan etkilenebilir.
Yeşil dönüşüm hızlandırılırsa sanayinin maliyetleri artabilir.
Göç yönetimine daha fazla kaynak ayrılırsa başka alanların bütçesi daralabilir.
Teknoloji ve yapay zekâ yatırımları artırılırsa kamu kaynaklarının başka sektörlere aktarılması gerekebilir.
Dolayısıyla AB’nin önündeki mesele yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi tercih meselesidir.
AVRUPA VATANDAŞI “STRATEJİ” DEĞİL, SONUÇ İSTİYOR
Brüksel’in stratejik belgeleri son derece kapsamlı.
Fakat sıradan Avrupa vatandaşı açısından mesele çok daha basit:
Gelirim yetiyor mu?
Enerji faturam ne kadar?
İşim güvende mi?
Ev kiramı ödeyebiliyor muyum?
Çocuklarımın geleceği nasıl olacak?
Sokakta kendimi güvende hissediyor muyum?
Avrupa’nın geleceği konusunda hazırlanan yüzlerce sayfalık strateji belgesi, vatandaşın günlük hayatındaki ekonomik baskıyı ortadan kaldırmadığı sürece siyasi açıdan sınırlı bir karşılık bulabilir.
AB’nin en büyük tehlikelerinden biri de burada ortaya çıkıyor:
Brüksel’in makro hedefleri ile vatandaşın mikro sorunları arasındaki mesafenin büyümesi.
SAVUNMA ZORUNLULUĞU AVRUPA’NIN BÜTÇESİNİ SIKIŞTIRIYOR
Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa’nın güvenlik anlayışını kökten değiştirdi.
Avrupa ülkeleri artık savunma harcamalarını artırmak zorunda olduklarını düşünüyor.
Bu güvenlik açısından anlaşılabilir bir yaklaşım.
Ancak ekonomik açıdan bunun ciddi bir faturası bulunuyor.
Çünkü savunmaya ayrılan her ilave kaynak, bütçenin başka alanlarında daha az kaynak anlamına gelebilir.
Avrupa’nın yıllardır oluşturduğu sosyal devlet modeli açısından bu çok önemli bir tartışmadır.
Avrupa güvenliğini artırırken sosyal devletini zayıflatırsa, kendi modelinin temelini de aşındırma riskiyle karşı karşıya kalabilir.
GÖÇ POLİTİKASI: SİYASİ SÖYLEM, MALİ GERÇEKLİK
Göç konusu da AB’nin en zor sınavlarından biri.
Brüksel bir taraftan dış sınırlarını güçlendirmek ve düzensiz göçü azaltmak istiyor.
Diğer taraftan insan hakları, hukuk devleti ve uluslararası yükümlülüklerini korumak zorunda.
Bu iki hedefi aynı anda gerçekleştirmek ise kolay değil.
Daha güçlü sınır güvenliği daha fazla kaynak gerektiriyor.
Entegrasyon politikaları da kaynak gerektiriyor.
Geri dönüş mekanizmaları da kaynak gerektiriyor.
İltica sisteminin işletilmesi de kaynak gerektiriyor.
Dolayısıyla göç meselesinin yalnızca siyasi sloganlarla çözülemeyeceği açık.
AB’nin göç konusunda gerçekçi, sürdürülebilir ve finansmanı belirlenmiş bir stratejiye ihtiyacı var.
YEŞİL DÖNÜŞÜM VE REKABETÇİLİK ARASINDAKİ ÇELİŞKİ
AB’nin bir başka büyük açmazı ise yeşil dönüşüm ile ekonomik rekabet arasındaki denge.
Avrupa iklim hedeflerinde dünya çapında öncü olmak istiyor.
Ancak Avrupa sanayisi aynı zamanda ABD ve Çin gibi dev ekonomilerle rekabet etmek zorunda.
Enerji maliyetlerinin yüksekliği, üretim maliyetlerinin artması ve ağır düzenlemeler Avrupa sanayisinin rekabet gücü açısından tartışma yaratıyor.
Yeşil dönüşüm doğru yönetilmezse Avrupa’nın sanayisini güçlendirmek yerine zayıflatma ihtimali de göz ardı edilmemeli.
Çevreyi korumak ile sanayiyi korumak birbirinin alternatifi olmak zorunda değil.
Ancak bunun için ideolojik sloganlardan çok, gerçekçi bir sanayi ve enerji politikası gerekiyor.
AVRUPA TEKNOLOJİ YARIŞINDA DA ZAMAN KAYBETMEK İSTEMİYOR
Yapay zekâ, çip teknolojileri, dijital altyapı ve stratejik teknolojiler artık küresel güç mücadelesinin merkezinde.
AB bu yarışta geri kalmak istemiyor.
Ancak burada da aynı sorun ortaya çıkıyor:
Yatırım için sermaye gerekiyor.
Avrupa'nın teknoloji alanında ABD ve Çin ile rekabet edebilmesi için yalnızca düzenleme üretmesi yeterli olmayacak.
Daha fazla yatırım, daha fazla girişimcilik, daha hızlı karar alma ve daha güçlü sermaye piyasaları gerekiyor.
AB'nin bürokratik süreçleri azaltma hedefi bu nedenle hayati önem taşıyor.
Çünkü Avrupa’nın en büyük sorunu bazen kaynak eksikliği değil, kaynağın doğru yere ve yeterince hızlı yönlendirilememesi olabilir.
DEMOKRASİ VE HUKUK DEVLETİ SINAVI
AB’nin demokrasi ve hukuk devleti vurgusu elbette önemlidir.
Ancak demokrasi yalnızca kurumların varlığıyla korunmaz.
Ekonomik güvensizlik, işsizlik, gelir eşitsizliği ve gelecek kaygısı da demokratik sistemlere olan güveni etkileyebilir.
Vatandaş kendisini ekonomik olarak dışlanmış hissederse, Brüksel’in siyasi kurumlarına yönelik tepkiler artabilir.
Bu nedenle AB’nin demokrasi politikası yalnızca hukuki mekanizmalarla değil, ekonomik ve sosyal politikalarla da desteklenmek zorundadır.
GENİŞLEME: GÜÇ MÜ, YENİ BİR MALİ YÜK MÜ?
AB’nin genişleme hedefi de dikkatle ele alınması gereken bir konu.
Yeni ülkelerin Birliğe katılması AB’nin jeopolitik etkisini artırabilir.
Ancak genişleme aynı zamanda yeni mali yükümlülükler, altyapı yatırımları, tarım destekleri, bölgesel kalkınma fonları ve kurumsal uyum maliyetleri anlamına geliyor.
Dolayısıyla genişleme yalnızca siyasi bir karar değildir.
Aynı zamanda çok büyük bir ekonomik projedir.
AB mevcut üyelerinin ekonomik sorunlarını çözemeden yeni üyelerle daha büyük bir bütçe yükünün altına girerse, içeride yeni tartışmaların ortaya çıkması kaçınılmaz olabilir.
ASIL SORUN: AB NE KADARINI GERÇEKTEN YAPABİLECEK?
AB’nin 2024-2029 yol haritasına yönelik en temel eleştiri şudur:
Hedefler gerçekçi mi, yoksa Avrupa'nın kapasitesinin üzerinde mi?
Güvenlik istiyoruz.
Savunma istiyoruz.
Rekabetçilik istiyoruz.
Yeşil dönüşüm istiyoruz.
Dijital dönüşüm istiyoruz.
Güçlü sosyal devlet istiyoruz.
Göçü kontrol etmek istiyoruz.
Tarımı korumak istiyoruz.
Gıda güvenliği istiyoruz.
Demokrasiyi güçlendirmek istiyoruz.
Genişlemek istiyoruz.
Bütün bunlar elbette mümkündür.
Fakat aynı anda ve sınırsız kaynakla yapılabilecekmiş gibi davranmak mümkün değildir.
Avrupa artık bir tercih yapmak zorunda.
Çünkü değişen dünya düzeni, AB’nin yıllardır alıştığı rahat hareket alanını daraltıyor.
SONUÇ: AVRUPA’NIN YENİ SINAVI “VİZYON” DEĞİL, “KAYNAK”
AB’nin 2024-2029 yol haritası vizyon açısından güçlü.
Ancak vizyon ile uygulama arasında çok büyük bir fark var.
Avrupa’nın asıl sınavı artık yeni hedefler belirlemek değil.
Belirlediği hedefleri finanse etmek.
Brüksel’in önümüzdeki yıllarda vereceği kararlar, Avrupa’nın nasıl bir güç olacağını belirleyecek.
Daha fazla savunma mı?
Daha fazla sosyal devlet mi?
Daha fazla teknoloji yatırımı mı?
Daha fazla yeşil dönüşüm mü?
Daha sıkı sınır politikası mı?
Daha hızlı genişleme mi?
Yoksa bütün bu hedefler arasında daha sert bir önceliklendirme mi?
İşte Avrupa’nın gerçek siyasi sınavı burada başlıyor.
AB’nin sorunu artık yol haritasının olmaması değil.
Sorun, yol haritasındaki bütün hedeflere aynı anda ulaşabilecek kaynak, siyasi irade ve ekonomik kapasitenin bulunup bulunmadığıdır.
Ve belki de Avrupa Birliği’nin 2029’a kadar cevaplamak zorunda kalacağı en önemli soru şudur:
“Nasıl bir Avrupa istiyoruz?”dan önce, “Bu Avrupa’nın bedelini nasıl ödeyeceğiz?”

