YEŞİL BİR CENNETİN İÇİNDE TARİH, KÜLTÜR VE DEĞİŞİM
Türkiye'nin dört bir yanında Çepnilerin bıraktığı izlere rastlamak mümkün. Çepniler, özellikle Doğu ve Orta Karadeniz'de; Giresun, Trabzon, Ordu ve Samsun çevrelerinde yoğun olarak yaşamış, zaman içerisinde Anadolu'nun farklı bölgelerine de yerleşmiş önemli bir Türkmen boyudur.
Ancak Çepnilerin izleri yalnızca Karadeniz'le sınırlı değil. Balıkesir, İzmir, Manisa ve Çanakkale gibi Batı Anadolu illerinde de Çepni topluluklarının yerleştiği köy ve mahalleler bulunuyor.
İşte bu kez yolumuz, Kaz Dağları'nın eteklerinde yer alan ve tarihî geçmişi Çepni boyuna dayanan Yeşilyurt Köyü'ne düştü.
Belçika'dan değerli arkadaşım Fikret Alpak ile çıktığımız bu yolculukta amacımız yalnızca güzel bir köyü görmek değildi. Aynı zamanda yüzyıllar boyunca bu topraklarda yaşayan Çepnilerin bıraktığı izleri sürmek, köyün tarihine dokunmak ve bugün geldiği noktayı yerinde gözlemlemekti.
MEMLEKETİN HER KÖŞESİ AYRI BİR CENNET
Memleketimizin her köşesinde başka bir güzellik saklı.
Kuzeyden güneye, doğudan batıya uzanan bu büyük coğrafyada insan bazen rotasını nereye çevireceğini şaşırıyor. Dağlar, vadiler, göller, ormanlar, nehirler ve küçük köyler; Türkiye'nin doğal ve kültürel zenginliğinin en güzel örneklerini oluşturuyor.
Köyler ise bu güzelliğin en samimi yüzünü taşıyor.
Kırlarda otlayan kuzular ve koyunlar, tertemiz hava, sessiz sokaklar, doğayla iç içe yaşam... Çocukların sokaklarda oynadığı, gençlerin doğa yürüyüşlerine çıktığı, yaşlıların ise kapı önlerinde sohbet ettiği o eski hayatın izleri hâlâ bazı yerlerde yaşamaya devam ediyor.
"Memleket" dediğimiz şey de zaten yalnızca bir coğrafyanın adı değil.
Memleket; çocukluğun, hatıraların, dostluğun, kardeşliğin, dayanışmanın ve aidiyet duygusunun birleştiği yerdir.
Bu nedenle insan hangi şehirde yaşarsa yaşasın, memleketinin bir köşesine yeniden döndüğünde yalnızca bir yere değil, geçmişine de yolculuk eder.
Yeşilyurt'ta da bu duyguyu fazlasıyla hissediyorsunuz.
BU KEZ ROTAMIZ BİR ÇEPNİ KÖYÜ: YEŞİLYURT
Her yıl kendime yeni bir rota belirleyerek Türkiye'nin farklı bölgelerini keşfetmeye çalışıyorum.
Bazen İç Anadolu, bazen Doğu Karadeniz, bazen Batı Karadeniz, bazen de Ege...
Bu kez rotamız Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı Yeşilyurt Köyü oldu.
Kaz Dağları'nın eteklerinde, zeytin ve çam ağaçlarının arasında saklı bu köy, taş evleri, dar sokakları, Arnavut kaldırımları ve kendine özgü mimarisiyle adeta açık hava müzesini andırıyor.
Köyün eski adı Büyükçetmi.
Yeşilyurt'un 1355 yılında Oğuzların Çepni boyu tarafından kurulduğu ve yaklaşık 700 yıllık bir geçmişe sahip olduğu aktarılıyor. Elbette bu bölgede yaşayan Rum kökenli yerli halk ile komşu olarak yaşamışlar.
Yüzyıllar boyunca Türkler ve Rumların bir arada yaşadığı köy, bu yönüyle Anadolu'nun çok kültürlü geçmişinin de önemli izlerini taşıyor.
TAŞ EVLERİN ARASINDA TARİHİN İZLERİ
Yeşilyurt'a adım attığınız anda ilk dikkatinizi çeken şey, köyün mimarisi oluyor.
Taş evler, dar sokaklar, begonviller, küçük dükkânlar, aile işletmeleri ve köy meydanının sakinliği...
Burada modern hayatın hızından uzaklaşmış gibi hissediyorsunuz.
Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınan köyün geleneksel dokusu büyük ölçüde günümüze kadar ulaşmış durumda. Taş yapılar ve Arnavut kaldırımlı sokaklar, Yeşilyurt'u sıradan bir Ege köyünden ayırıyor.
Kaz Dağları'nın eşsiz doğası da bu tarihî dokuya ayrı bir güzellik katıyor.
Çam ve zeytin ağaçları arasında yürürken bir yanda doğanın huzurunu, diğer yanda yüzyılların izlerini aynı anda hissediyorsunuz.
YEŞİLYURT CAMİİ'NDE ÜMMETİN VE İNSANLIĞIN HUZURU İÇİN DUA
Köyü gezdikten sonra rotamızı Yeşilyurt Camii'ne çevirdik.
Burada caminin hocasıyla sohbet etme fırsatı bulduk.
Osmanlı dönemine uzanan tarihî caminin girişinde Hicri 1322 tarihi bulunuyor. Yapısında hem Selçuklu ve Osmanlı motiflerinin hem de bölgedeki yerel mimari anlayışın izlerine rastlandığı aktarılıyor.
Yeşilyurt'un sessizliği içerisinde bu tarihî camide ikindi namazını kılmak ve ardından bütün İslam ümmetinin, insanlığın huzuru için dua etmek bizim için yolculuğun en anlamlı anlarından biri oldu.
Bazen bir seyahatin en güzel hatırası gördüğünüz manzara değil, hissettiğiniz duygudur.
Yeşilyurt Camii de bizim için böyle bir durak oldu.
YEŞİLYURT'UN GÜZELLİĞİNE TURİZMİN GÖLGESİ DÜŞMÜŞ
Ancak Yeşilyurt'a dair her şey romantik bir hikâyeden ibaret değil.
Köyün güzelliğini keşfeden turizm sektörü, beraberinde önemli bir dönüşümü de getirmiş.
İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyük şehirlerden gelen yatırımcıların ilgisiyle birlikte köyde oteller, restoranlar, kafeler ve lüks villalar çoğalmaya başlamış.
Bir zamanlar Çepni Yörüklerinin yaşadığı sakin köy, bugün giderek turistik bir merkez hâline gelmiş.
Turizm elbette bölge halkı için önemli bir ekonomik fırsat.
Ancak kontrolsüz ve plansız büyüme, beraberinde ciddi sorunları da getiriyor.
HER YER OTEL, HER YER VİLLA... AMA OTOPARK YOK!
Yeşilyurt'ta dikkat çeken sorunlardan biri de altyapı ve özellikle otopark meselesi.
Köyün güzelliği ziyaretçileri kendisine çekerken, bu yoğunluğu karşılayacak yeterli otopark alanının oluşturulmamış olması ciddi bir problem hâline gelmiş.
Mevcut küçük alan yaklaşık 50 araç kapasitesine sahip. Birkaç araç fazladan geldiğinde bile köyün giriş ve çıkışlarında ciddi sıkışıklık yaşanabiliyor.
Bu durum bize turizmin yalnızca otel ve restoran yatırımı olmadığını gösteriyor.
Bir bölge turizme açılıyorsa yolunun, otoparkının, altyapısının, çevre düzenlemesinin ve sosyal yaşamının da aynı hızla planlanması gerekiyor.
Aksi hâlde cennet olarak tanımladığınız bir yer, kısa sürede kendi yoğunluğunun altında ezilebilir.
TARİHÎ DOKU KORUNUYOR, AMA KÖYÜN SOSYOLOJİSİ DEĞİŞİYOR
Yeşilyurt'un belki de en önemli meselelerinden biri, yalnızca fiziksel dönüşüm değil; sosyolojik dönüşüm.
Yüzyıllar boyunca Çepni Yörükleri ile Rumların bir arada yaşadığı bu köy, 1924 nüfus mübadelesinin ardından büyük bir değişim geçirmiş.
Bugün ise başka bir göç yaşanıyor.
Bu kez gelenler, büyük şehirlerin gürültüsünden ve karmaşasından uzaklaşmak isteyen insanlar.
Özellikle İstanbul ve Ankara'dan gelenlerin bölgeye ilgisi, köyün ekonomik ve sosyal yapısını önemli ölçüde değiştirmiş.
En dikkat çekici nokta ise 700 yıllık geçmişin yaşayan tanıkları olan Çepni Yörüklerinin bugün köyde yalnızca birkaç aileyle temsil edilmesi.
Bu ailelerden birine ulaşmak ve sohbet etmek için uzun süre uğraştım.
Sonunda birini buldum.
Yaptığımız doyumsuz sohbetin ardından kucaklaşarak ayrıldık.
O an şunu bir kez daha düşündüm:
Bir köyün taş evlerini korumak kolay olabilir.
Asıl zor olan, o köyün hafızasını ve insanlarını koruyabilmektir.
DÜN YATIRIM YAPILDI, BUGÜN SATILIK
Yeşilyurt'ta dikkat çeken başka bir tablo daha var.
Yapımı tamamlanmamış binalar ve satışa çıkarılmış villalar...
Turizm yatırımlarının her zaman beklenen sonucu vermediği bazı örnekler burada da görülüyor.
Bir bölgenin popüler hâle gelmesi, her yatırımın mutlaka başarıya ulaşacağı anlamına gelmiyor.
Aşırı turizm; trafik, yüksek fiyatlar, kalabalık, altyapı baskısı ve çevre sorunları gibi problemleri beraberinde getirebiliyor.
Yeşilyurt'ta gördüğümüz yarım kalmış yapılar ve satışa çıkarılan villalar da bu dönüşümün sorgulanması gerektiğini düşündürüyor.
YEŞİLYURT SADECE BİR KÖY DEĞİL, KÜLTÜREL BİR HAFIZA
Yeşilyurt'un değeri yalnızca doğal güzelliklerinden ibaret değil.
Taş evleri, geleneksel sokakları, tarihî camisi, Çepni geçmişi ve Rum mimarisinin izleriyle köy, Anadolu'nun farklı kültürlerinin kesiştiği özel bir alan.
Ayrıca köyün ve çevresinin kültürel açıdan farklı yapımlara da ev sahipliği yaptığı biliniyor. "Karadağlar" dizisinin Yeşilyurt ve komşu Adatepe'de çekilmiş olması da bölgenin görsel ve kültürel çekiciliğini ortaya koyan örneklerden biri.
Yöresel lezzetler de Yeşilyurt'un ayrı bir zenginliği.
Karadut suyu ve reçeli, koruk suyu, el açması otlu gözlemeler, zeytinyağlılar ve yöresel tatlıların yanı sıra kadınların hazırladığı tarhana, el emeği örgüler ve çeşitli yerel ürünler köy yaşamının hâlâ canlı olduğunu gösteriyor.
DEVLET BU CENNETİ KORUMALI
Yeşilyurt gibi tarihî ve doğal dokusunu büyük ölçüde koruyabilmiş yerleşimlerin geleceği yalnızca piyasanın insafına bırakılmamalı.
Devletin ve ilgili kurumların bu tür bölgeleri daha güçlü biçimde koruma altına alması gerekiyor.
Tarihî evler korunmalı.
Yeni yapılaşma sıkı kurallara bağlanmalı.
Doğal doku tahrip edilmemeli.
Altyapı, turizm yoğunluğu dikkate alınarak planlanmalı.
Ve en önemlisi, bu köylerin asıl sahipleri olan yerel halkın yaşam alanları korunmalı.
Çünkü bir köyü değerli yapan sadece taş evleri değildir.
O evlerde yaşanan hayat, anlatılan hikâyeler, gelenekler ve kuşaktan kuşağa aktarılan hafızadır.
YEŞİLYURT'A NASIL GİDİLİR?
Yeşilyurt, Edremit Havalimanı'na yaklaşık 49 kilometre mesafede bulunuyor. Araçla ulaşım yaklaşık 45 dakika sürüyor.
Altınoluk'tan Çanakkale yönüne ilerlerken Assos yoluna sapıp Yeşilyurt tabelalarını takip ederek köye ulaşabilirsiniz.
Küçükkuyu'dan da Yeşilyurt'a ulaşmak mümkün.
Köyün turizm açısından tanınmaya başlamasında 1993 yılında açılan ilk butik otel Çetmihan'ın da önemli bir dönüm noktası olduğu aktarılıyor. Sonraki yıllarda açılan kafe, restoran ve dükkânlarla Yeşilyurt giderek popüler bir kaçış noktasına dönüşmüş.
SON SÖZ: YEŞİLYURT'U KAYBETMEDEN KORUMALIYIZ
Yeşilyurt'a bakarken aslında yalnızca bir Ege köyünü görmüyoruz.
700 yıllık Çepni geçmişinin izlerini, Rum ve Türklerin birlikte yaşadığı dönemlerin hatırasını, taş evlerin sessizliğini, Kaz Dağları'nın eşsiz doğasını ve modern turizmin dönüştürdüğü yeni hayatı aynı karede görüyoruz.
Bu nedenle Yeşilyurt bize önemli bir soru soruyor:
Bir yeri turizme kazandırırken, onu kaybetmeden bunu başarabilecek miyiz?
Çünkü kalkınma adına yapılan her yatırım, eğer doğayı, tarihi ve yerel kültürü yok ediyorsa uzun vadede kazanç değil kayıp getirir.
Yeşilyurt'un ihtiyacı daha fazla beton değil.
Daha fazla otel değil.
Daha fazla villa hiç değil.
Yeşilyurt'un ihtiyacı; doğasıyla, tarihiyle, Çepni kimliğiyle, taş evleriyle ve insanlarıyla birlikte korunacağı sürdürülebilir bir gelecek.
Kaz Dağları'nın eteğinde yemyeşil bir cennet...
Ama bu cenneti gelecek nesillere bırakabilmek için bugün hepimize büyük bir sorumluluk düşüyor.
Çünkü bazı yerler sadece gezilmez; korunur, yaşatılır ve gelecek kuşaklara emanet edilir.
Not: Bu gezide bana eşilk eden değerli arkadaşım Fikret Alpak'a teşekkür ederim.
- Yazı ve Fotoğraflar: Hüseyin Dönmez / Yeşilyurt 2026

