Haberin yayım tarihi
2012-03-25
Haberin bulunduğu kategoriler

Eğitim reformu bağlamında bir "başarısızlık" öyküsü.

Kader Sevinç

CHP Avrupa Birliği Temsilcisi, Avrupa sosyal demokrat partileri şemşiye partisi PES Yönetim Kurulu Üyesi

kadersevinc@gmail.com

Brüksel’de bir bahar akşamüstü, Avrupa Yurttaş Girişimi konulu konferansın sonunda verilen kokteyldeyiz.  Avrupa Parlamenterleri, AB Komisyonu yetkilileri, diplomatlar, gazeteciler, sivil toplum temsilcileri, uzmanlar, araştırmacılar… Farklı diller, farklı eğitim ve sosyal geçmişten gelen onlarca kişi. Konuklar ellerinde kadehleri konferansta konuşulan konularda görüşlerini aktarıyorlar birbirlerine. Parlamentonun cam oval çatısından güzel bir akşam güneşi süzülüyor içeriye. Oya da davetliler arasında. AB Komisyonu’nda staj yapmak üzere gelmiş Brüksel’e.  Bir taraftan AB Komisyonu’ndan bir diplomata “Yurttaş Girişimi çok iyi, bunun genişleme sürecindeki aday ülkelere nasıl yansımaları olmasını bekliyorsunuz ?” diye sorarken, diğer taraftan heyecanla izliyor çevresini.

Yüzünde çocuksu bir gülümsemeyle ince bir hüzün perdesinin birbirine karıştığı bir genç kadın Oya. Ancak bunu kocaman ela gözler size ışıl ışıl bakarken değil de, sözcüklerinin renginde, tonlamasında seziyor, tanımlayabiliyorsunuz. Öyküsünü öğrenince anlamlanıyor sevinç ve hüznün birlikteliği.

Diyarbakır’ın uzak bir ilçesine bağlı köyde üç kardeşten ortancası olarak doğmuş. Annesi geleceklerini köye bağlayan bir şey olmadığını düşünüp, babasını biraz baskıyla da olsa ikna edip ilçeye taşınmalarını sağlamış. Böylece ilkokula başlamış, annesi ile babası resmi nikâh yapmış, Oya’nın da nüfus cüzdanı çıkmış. Diğer bir değişle, o yaşa kadar üç kardeş nüfus cüzdanları olmadığı için Türkiye’de resmen yoktular.

Oya okula başlar başlamaz en iyi arkadaşı Ayşe ile okumayı daha çabuk öğrenmek için bir rekabete bile girdiler. Ancak arkadaşının okuldan evlendirilmek için alması ile bu tatlı rekabet geride kaldı. Oya, yaşamın sert rüzgârlarını her yönden hissetmeye başlamıştı. İlkokul öğretmeni öldürülme korkusunu yaşarken, o da onun yanındaydı örneğin. Daha ilk öğretim öğrencisiyken başladı Oya, evlerde küçük temizlik işleri yapmaya.

Haksızlığa hiç tahammülü olmayan bir çocuktu. Bir keresinde onlarca öğretmenin ve yüzlerce öğrencinin önünde kaymakama gözlerini dikip, bir yarışma sonucuna itiraz etmişti. Öğretmeni onu kaş göz işaretleriyle susturmuştu. Bu da, çoğunluk susuyorken itiraz ettiğinde birileri tarafından susturulabileceğine dair ilk deneyimlerden biri oluyordu.

Babasının vefatından sonra imkânsızlıklar içinde bilinçli ya da bilinçsiz olarak kendisi için bir çıkış yolu arayan Oya iyi bir liseye gitmesi gerektiğini düşünmüştü. Şehir merkezine taşındılar. Sınavdan aldığı puan yüksek olmasına rağmen, eksik rehberlik nedeniyle “doğru karar” verememişti. Açıkta kalma korkusuyla yanlış tercihler yapmış ve öğretmen lisesine yerleştirilmişti. O günlerde çok üzülse de, ilerleyen yıllarda iyi tarafını görüp ODTÜ’ye girmesine vesile olan bu okula girdiği için sevinmişti.

Maddi sorunların ağırlaştığı lise yıllarından hatırladığı güzel anıların çoğu, her yıl okul birincisi olmasıydı. Gözlerinde ışıkla anlattığı bir başka anı ise, belki de onun liseyi böyle başarıyla bitirip ODTÜ’yü kazanmasına olanak sağladı. Bir gün lisede kız öğrencileri bir yere toplamışlardı. Bir dernekten önemli biri gelip konuşacaktı kızlara. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan’ı o gün dinlediğinde umutlandı. Başarabilirdi. Böylece ÇYDD’nin burs verdiği örencilerden biri oldu lise yıllarında.

Liseden birincilikle mezun olup ODTÜ’de öğretmenlik bölümüne kaydını yaptırdı. İlk defa Diyarbakır dışına çıkıyordu. Mutlaka burs bulmalıydı. Akla gelebilecek her türlü dernek, milletvekilleri ve daha bir çok kuruma başvurmuştu. Sonunda yetecek kadar burs bulabildi. Bu süreçte çok şey de öğrendi. Örneğin milletvekillerinden birine gidip durumu, burs aradığını anlatmıştı. İlköğretim mezunu olan milletvekilinin burs karşılığında “ODTÜ’de kendisini gezdirmesini ve kendisini kız arkadaşları ile tanıştırmasını” istemesi genellenemeyecek bir olay olsa da siyasete ilişkin hayal kırıklığını perçinlemişti.

ODTÜ Matematik Öğretmenliği’nden bölüm birincisi olarak mezun olduğu gün, ODTÜ’de hem Kamu Yönetimi bölümünde yan dal yapmış, hem de Uluslararası İlişkiler bölümünden dersler almış durumdaydı. Çok mutluydu. Kararını vermişti uluslararası ilişkiler alanında bir meslek sahibi olmalıydı. Türkiye, Fransa ve Almanya’da ortaklaşa eğitim veren ve Avrupa Komisyonu’nun destek verdiği beş enstitüden birinde master yapmak için kabul aldı. Master tam bursluydu ama yaşam giderleri için de desteğe ihtiyacı olacaktı. Yoğun araştırmalarının sonucunda aradığı bursu buldu.  

Yabancı dildeki eksikleri nedeniyle masterda ilk üç ay dersleri nerdeyse hiç anlamamıştı. Yurtdışındaydı ama yaşamı ders çalıştığı odasıyla yemekhane arasında geçiyordu. Sosyal ve ekonomik zorlukları akademik başarı ile aştı sonunda. Program bitirme tezi başarılı bir analiz olarak takdir görerek basılmıştı.

Yüksek lisans programının son aylarında sınıf arkadaşlarını Avrupa Komisyonu’ndaki staja başvurma telaşı sarmıştı. “Kaybedecek bir şeyim yok” diyerek başvurdu. Umudu yoktu çünkü "iyi okullar"dan mezun, bir kaç dil bilen ve üniversitede uluslararası ilişkiler okumuş arkadaşları ve çevresindekiler ona öğretmenlik bölümü mezunu olması sebebiyle şansının olmadığını ima ediyorlardı. Belki de o öyle algılıyordu söylenenleri, tavırları, vücut dillerini… Sonunda AB Komisyonu’nda kabul edilmesi zor olan “Dış İlişkiler” bölümüne stajyer olarak seçildi.

Kısa sürede birkaç stajı daha geride bırakarak ve kaçınılmaz bir sürü idari engeli aşarak bir iş sahibi de oldu Brüksel’de. Oya şimdi Brüksel’de bir yandan ikinci master eğitimini alıyor, diğer yandan çalışıyor. Yeni hedefi uluslararası bir kurumda uluslararası uzman ve yönetici olarak çalışabilmek.

Oya’nın başardıklarını görünce, bunu da başaracağına hiç şüphe duymuyor insan. Belki de bugünden hedeflemediği başka ufuklara yelken açması da olası. Onun şu kısa yaşam öyküsü, Anadolu’nun değişik bölgelerinde benzer mücadeleler içindeki milyonlarca kız çocuğuna yönlendiriyor düşüncelerimizi. Bazılarımızın kolaylıkla ulaştığı imkânlara ülkemizin her bölgesinden birçok gencin çok, ama çok zorlu mücadeleler ile ulaştığını hiç unutmamak gerek. O zaman, ülkenin her yerine dağılan, çoğunluğu oluşturan bu mücadele içindeki çocukları ve gençleri yargılamak yerine, fırsatların herkese eşit dağıtılmadığını daha iyi anlıyoruz.

Türkiye daha ileri bir ülke olacaksa, çocuklarına ve gençlerine daha iyi eğitim ve fırsatlar sunabilmeli. Her engele rağmen, başarıya uzanabilenleri teşvik edebilmeli, diğerlerine örnek gösterebilmeli. Geçmişin önyargıları, günümüzün dogmalarından arınmış, akılcı bir eğitim reformu bu nedenle çok önemli. Oya’nın gerçek yaşam öyküsü bir azim ve emek öyküsü aynı zamanda. Oya için bir başarı, Türkiye için bir başarısızlık öyküsü. Belki de bu konuda bir “Türkiye’nin Gençleri için Yurttaş Girişimi” zamanı çoktan geldi.

Son Haberler

Hits: 9411 Visitors: 3219
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.