Belçika Kraliçesi Mathilde liderliğindeki ekonomik heyet, Türkiye’nin önde gelen savunma şirketlerinden Baykar’ı ziyaret etti. Bayraktar TB2 ve TB3 insansız hava araçlarıyla dünya çapında dikkat çeken şirket, son yıllarda Avrupa savunma sektöründe de önemli bir aktör haline geldi.
Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, Türkiye’de sık sık “Türkiye’nin Elon Musk’ı” olarak anılıyor. Baykar’ın teknolojik bağımsızlık vizyonuyla büyüdüğü belirtilirken, şirketin özellikle Ukrayna, Libya ve Azerbaycan’daki operasyonlarda kullanılan dronelarıyla küresel savunma pazarında etkisini artırdığı ifade ediliyor.
Ziyaretin, Avrupa ile Türkiye arasında savunma teknolojileri ve stratejik iş birlikleri açısından önemli bir adım olarak değerlendirildiği kaydedildi.
BELÇİKA MEDYASI KRALİÇE MATHİLDE'NİN ZİYARETİNE GENİŞ YER VERDİ.
SELÇUK BAYRAKTAR TÜRKİYE’NİN ‘’ELON MUSK’I
- MANŞETLERİN ÖZETİ
Kraliçe Mathilde, “Türkiye’nin Elon Musk’ı” olarak anılan dünyanın en güçlü drone üreticilerinden birini ziyaret etti.
Belçika Kraliçesi Mathilde liderliğindeki ekonomik heyet bugün, uluslararası savunma pazarında önemli bir oyuncu haline gelen Türk drone üreticisi Baykar’ı ziyaret ediyor. Stratejik özerklik ve savunma yatırımlarının giderek daha fazla önem kazandığı bir dönemde şirket, hem önemli hem de hassas bir muhatap olarak görülüyor.
Kraliçe Mathilde başkanlığındaki Belçika ekonomik heyeti bugün, Ukrayna, Libya ve Azerbaycan’daki çatışmalarda kullanılan ve bir milyondan fazla uçuş saatine ulaşan Bayraktar TB2’nin üreticisi Baykar’ı ziyaret etti.
Baykar, zamanla bir otomotiv yan sanayi şirketinden küresel bir askeri drone teknolojisi devine dönüştü. Bu dönüşümün arkasındaki isim ise Selçuk Bayraktar. Onun vizyonu, yabancı silah sistemlerine bağımlılık yerine teknolojik bağımsızlığı stratejik bir zorunluluk olarak görmek üzerine kurulu.
Şirket, teknolojiyi jeopolitik bir araç olarak kullanıyor. Batılı büyük güçlerin bıraktığı boşluğu, daha ucuz ve daha erişilebilir insansız hava araçlarıyla dolduruyor. Polonya ve İtalya gibi ülkelerde kurduğu ortaklıklarla Baykar, Avrupa savunma ekosisteminde giderek daha güçlü bir yer edinmeye başladı.
25 yaşında generallere meydan okudu
Selçuk Bayraktar henüz 25 yaşındayken bazı şüpheci Türk generallerine cesur bir öneride bulundu:
“Pahalı Batılı silah sistemleri satın almayı bırakın ve kendi drone teknolojimizi geliştirelim.”
İddiaya göre Bayraktar, Türkiye’nin 5 yıl içinde bu alanda dünya liderlerinden biri olacağını söyledi.
Bu fikir tesadüfen ortaya çıkmadı. Bayraktar, ABD’de Pennsylvania Üniversitesi ve MIT gibi prestijli üniversitelerde eğitim aldığı dönemde havacılık teknolojileri üzerine yoğunlaştı. Bu süreçte droneların geleceğin savaşlarında belirleyici olacağına inandı.
O yıllarda net bir hedef şekillenmeye başladı: Türkiye’yi yabancı ülkelere bağımlı olmadan dünya çapında bir drone gücü haline getirmek.
“Türkiye’nin Elon Musk’ı”
Bu vizyonun temelleri, babası Özdemir Bayraktar tarafından atıldı. Özdemir Bayraktar, 1984 yılında Baykar’ı otomotiv parçaları üreten bir şirket olarak kurdu. O dönem şirket; silecekler, motor parçaları ve pompalar üretiyordu. Drone veya savunma sanayisi henüz gündemde değildi.
Ancak şirketin temel felsefesi başından beri aynıydı: teknolojik bağımsızlık ve kendi kendine yetebilme.
Zamanla Selçuk Bayraktar şirketin yüzü haline geldi. Türkiye’de sık sık “Türkiye’nin Elon Musk’ı” olarak anılmaya başladı. Bu benzetme, onun teknolojik vizyonu ve büyük hedeflerine gönderme yapıyor.
Üniversite yıllarında yabancı bağımlılığına eleştirel yaklaşan Bayraktar, Noam Chomsky gibi Batı’nın askeri müdahalelerini eleştiren düşünürlerden de etkilendi.
Bugün savunma teknolojileri geliştiren biri olması ilk bakışta çelişkili görünebilir. Ancak Bayraktar’a göre mesele ideolojik değil; stratejik bir zorunluluk.
Türk basınına verdiği röportajlarda bunu sık sık vurguluyor:
“Eğer başka ülkelerin askeri gücüne bağımlı olmak istemiyorsanız, o teknolojiyi kendiniz geliştirmelisiniz.”
Erdoğan’ın damadı olması tartışma yarattı
Baykar’ın hızlı yükselişi zamanla tartışmaları da beraberinde getirdi. Özellikle Selçuk Bayraktar’ın 2016 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan ile evlenmesi sonrası, siyasi ayrıcalık ve çıkar ilişkileri eleştirileri gündeme geldi.
Şirketin yönetiminde aile üyelerinin bulunması da bu tartışmaları artırdı. Selçuk Bayraktar’ın kardeşi Haluk Bayraktar şirketin operasyonel yönetiminden sorumlu.
Ancak Bayraktar’ın teknoloji vizyonunun ve stratejik planlarının, bu aile bağlarından çok daha önce ortaya çıktığı belirtiliyor. Türk generallere yaptığı konuşma, evliliğinden yaklaşık 11 yıl önce gerçekleşmişti.
Teknoloji milliyetçiliği
Baykar, kendisini klasik siyasi tartışmaların dışında konumlandırmaya çalışıyor. Bunun en önemli örneklerinden biri TEKNOFEST.
Milyonlarca ziyaretçi çeken havacılık ve teknoloji festivali, Baykar’ın öncülüğünde düzenleniyor. Şirket burada kendisini “teknonasyonalist” bir hareketin parçası olarak sunuyor.
Araştırmacı Diğdem Soyaltın-Colella’ya göre TEKNOFEST, Türkiye’deki toplumsal kutuplaşmayı aşan nadir alanlardan biri haline geldi.
Seküler kesimler teknolojik başarıdan etkilenirken, muhafazakâr gruplar bunu milli gücün yeniden yükselişi olarak görüyor.
Baykar savaş teknolojisinin kurallarını değiştirdi
Baykar’ın asıl etkisi ise geliştirdiği askeri teknolojilerde görülüyor. Şirketin amiral gemisi Bayraktar TB2, modern savaş anlayışını değiştiren sistemlerden biri olarak değerlendiriliyor.
2024 sonuna kadar yüzlerce TB2 üretildi ve toplam uçuş süresi bir milyon saati geçti.
Geleneksel savaş uçakları kısa süreli operasyonlar yürütürken, TB2 günlerce havada kalabiliyor. Pilot gerektirmemesi ve uzun süre görev yapabilmesi sayesinde sürekli bir tehdit unsuru oluşturuyor.
ABD’nin Türkiye’ye silahlı drone satmayı reddetmesi ise Baykar için dönüm noktası oldu. Bu durum başlangıçta engel gibi görünse de, Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltma sürecini hızlandırdı.
Drone diplomasisi
Baykar artık yalnızca bir silah üreticisi değil. Şirketin stratejisi “drone diplomasisi” olarak tanımlanıyor.
Afrika ve Orta Asya’daki birçok ülke Türk dronelarını tercih ediyor çünkü:
- Batılı sistemlerden daha ucuzlar
- Rus veya İran silahları kadar siyasi yük taşımıyorlar
- İnsan hakları gibi katı şartlara bağlı değiller
Baykar’ın droneları Ukrayna’dan Libya’ya, Mali’den Azerbaycan’a kadar birçok çatışma bölgesinde kullanıldı.
Şirketin yaptırım altındaki ülkelere satış yaptığına dair resmi bir kanıt bulunmuyor. Ancak otoriter rejimlere ve çatışma bölgelerine yapılan satışlar Avrupa’da zaman zaman tartışma yaratıyor.
Avrupa ile yakınlaşma
Polonya’nın NATO üyesi olarak Bayraktar TB2 satın alan ilk ülke olması önemli bir dönüm noktası oldu. Bu gelişme, Baykar teknolojisinin artık Batı savunma sistemleri içinde de kabul gördüğünü gösterdi.
Şirket daha sonra İtalya başta olmak üzere Avrupa’daki ortaklıklarını artırdı. Üretim ve geliştirme süreçlerinin bir kısmını Avrupa’ya taşıyarak, yalnızca dışarıdan ürün satan bir firma olmaktan çıkıp Avrupa savunma ekosisteminin parçası haline gelmeye başladı.
2025 yılı başında Bayraktar TB3’ün Baltık Denizi’ndeki NATO tatbikatında kullanılması da bu sürecin önemli göstergelerinden biri oldu.
Teknoloji artık jeopolitik güç
Bugün Baykar’ın stratejisi sadece ticaret değil; teknoloji üzerinden jeopolitik etki alanı oluşturmak.
Bu nedenle Belçika’nın ekonomik misyonu yalnızca ticari bir ziyaret olarak görülmüyor. Görüşmeler; savunma, teknoloji, stratejik bağımsızlık ve küresel güç dengeleri gibi daha geniş konuları da kapsıyor.

