Haberin yayım tarihi
2026-08-12
Haberin bulunduğu kategoriler

MESELE İMAMLAR DEĞİL, ÖZGÜR İRADE

  • Mehmet Üstün Yazdı.

Belçika’da ve genel olarak Avrupa’daki Türk diasporasına ilişkin siyasi tartışmalarda zaman zaman oldukça basit ve tehlikeli bir algı üzerinden hareket edildiğini görüyoruz: “Türkiye’deki siyasi iktidara Avrupa’daki Türklerden önemli bir oy desteği var; bunu kim sağlıyor? ‘’İmamlar ve camiler.”

Bu varsayım doğru kabul edildiğinde, ortaya şu mantık çıkıyor: Eğer yabancı imamların gelişini engeller, camilerin faaliyet alanını daraltır veya bu yapıların etkisini azaltırsak, Türkiye’deki siyasi iktidara verilen desteği de azaltmış oluruz.

İşte asıl sorun tam burada başlıyor.

Milyonlarca insanın siyasi tercihlerini birkaç imamın söylemine indirgemek, hem Avrupa’daki Türk toplumunun sosyolojik gerçekliğini hem de bireylerin özgür iradesini görmezden gelmektir. İnsanlar oy kullanırken yalnızca bir imamın söylediklerinden hareket etmiyor. Kendi hayat tecrübeleri, aileleri, Türkiye ile ilişkileri, Avrupa’daki yaşamları, siyasi görüşleri, ekonomik değerlendirmeleri ve dünyaya bakışları doğrultusunda tercih yapıyorlar.

Dahası, bugün özellikle BDV ve BİF çatısı altında faaliyet gösteren camilerde gerçekten radikal bir söylemin bulunmadığını, bu ortamı yakından bilenler de biliyor. Eğer ortada somut bir radikalleşme veya güvenlik sorunu varsa, bunun somut delillerle ortaya konulması gerekir. Fakat ortada böyle bir delil olmadan, siyasi tercihlerden hareketle camileri ve imamları hedef haline getirmek başka bir amaca hizmet ediyor izlenimi doğuruyor.

  • Burada artık mesele güvenlik veya radikalleşme tartışmasının ötesine geçiyor.

Mesele, insanların siyasi tercihlerinin nasıl şekillendiği ve bu tercihlere devlet eliyle müdahale edilip edilemeyeceği meselesidir.

Bir insanın belirli bir siyasi partiye veya lidere oy vermesini beğenmeyebilirsiniz. Bu tercihi eleştirebilirsiniz. Hatta o siyasi tercihin yanlış olduğunu da savunabilirsiniz. Ancak demokratik bir toplumda bunun cevabı, o insanın özgür iradesini sınırlamak veya onun dini hayatını ve ibadet alanını siyasi tercihlerinden dolayı baskı altına almak olmamalıdır.

Daha da düşündürücü olan ise şu: İnsanların siyasi tercihlerinin nedenlerini anlamak yerine, suçu imamda ve camide aramak.

  • Bu yaklaşım hem kolaycı hem de son derece sorunludur.

Avrupa’daki Türk toplumunu siyasi açıdan tek tip bir kitle olarak görmek de büyük bir yanılgıdır. Camisine giden herkes aynı siyasi görüşe sahip değildir. Aynı camide farklı siyasi düşüncelere sahip insanlar ibadet edebilir, aynı toplum içinde farklı partilere oy veren insanlar bulunabilir.

Dolayısıyla imamı, insanların sandıktaki tercihinden sorumlu tutmak; bireyin kendi iradesini yok saymak anlamına gelir.

Bugün “imamların etkisini azaltırsak siyasi desteği de azaltırız” düşüncesiyle hareket edilirse, yarın başka bir siyasi tercihi beğenmeyenler için de aynı yöntem meşrulaştırılmış olur.

Demokrasinin ölçüsü, insanların bizim istediğimiz tercihi yapması değil; bizim istemediğimiz tercihi yapma özgürlüğüne de sahip olmasıdır.

  • Bu nedenle tartışmayı yanlış yerde yapmamak gerekir.

Eğer gerçekten radikalizmle mücadele edilecekse, bunun yolu bütün bir toplumu veya cami cemaatlerini siyasi tercihlerinden dolayı şüpheli görmek değildir. Somut sorun varsa somut deliller ortaya konulmalı; sorun yoksa da insanların dini hizmetlerine, imamlarına ve siyasi tercihlerini özgürce belirleme hakkına saygı gösterilmelidir.

  • Çünkü mesele sadece imam meselesi değildir.

Mesele, insanların özgür iradesine ne kadar saygı duyduğumuz meselesidir.

Ve bazen başkalarının siyasi tercihlerini değiştirmek için dini alanı düzenlemeye çalışmak, aslında mücadele ettiğini söylediği şeyden daha büyük bir demokratik sorun yaratabilir.

Son Haberler

Hits: [srs_total_pageViews] Visitors: [srs_total_visitors]
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.