Abdullah Mürşit Gürel ile yollarımız Brüksel’de kesişmişti. 1977-82 yılları arasında Brüksel Üniversistesinde geçirdiğim eğitim sürecinde Giresunlu Mustafa Ceylan, Cavit Naldemir ve Mürşit Gürel yol arkadaşlarım olmuştu.
Aradan neredeyse yarım asır geçti. Giresun’a yolumuz düştü ve ilk işimiz eski dost Abdullah Mürşit Gürel’i ziyaret etmek oldu.
ABDULLAH MÜRŞİT GÜREL’İ YAKINDAN TANIYALIM.
Abdullah Mürşit Gürel 20 Temmuz 1960 yılında Giresun Merkez İlçede doğdu. İlk ve orta öğrenimini Giresun’da lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Orta öğrenim sırasında okul ve kulüp basket takımında çabuk karar verme ve takım ruhunu öğrendi.
Üniversiteye başladığı 1978 yılından itibaren hayat mücadelesi ile hedefleri birleşti, iş hayatındaki başarıları sosyal hayatını da güçlendirdi. 80’li yıllarda Brüksel’de eğitim gördü.
İlk ticari deneyimi kaldırım gazeteciliği ve seyyar satıcılık oldu. Üretmek ve kazanmak için ticaretin temel eğitimini alma fırsatı buldu. Sürekli ilerlemek – öğrenmek ve yaptığı işin en iyisi olmak arzusuyla zevkini tattı.
Zaöanla alaylı tecrübesi akademik tecrübeye dönüştü, İşletme Yüksek Lisans eğitimi tez aşamasında olmakla beraber konusu “Giresun’da Turizm Girişimciliği” olarak belirlendi.
Giresun ilinde Gürel ailesinin bir ferdi olarak birçok STK’da aktif görevler aldı. İlin sosyal ve ekonomik hayatında, Giresun yerel yönetimlerinde Belediye Meclis başkan vekilliği ve İl Genel Meclisinde başkanlık yaparak gelişimine katkı yapma fırsatı buldu.
Mürşit Gürel sağlığı elverdiği ölçüde her daim şehrin geleceğine hizmet etmeye kararlı bir Giresunlu olarak duygularını, düşüncelerini ve tecrübelerini bizimle paylaştı.
İşte notlarımız:
GÜREL AİLESİ GİRESUN'UN KÖKLÜ AİLELERİNDEN BİRİDİR.
Biz aile olarak uzun yıllardır Giresun'da esnaflık yapan bir aileyiz. Giresun'da kırtasiye dediğiniz zaman akla ilk gelen Güreller'dir. Geçmişten bazı evrakları saklıyorum. Örneğin Tefeyyüz Kitabevi olarak 1939 yılında farura kesmişiz. Yani Giresunda 90 yılın üzerinde ticaret alanında faaliyetlermiz var. Bu birikim ve tecrübe ile bugünlere geldik.
Bir yandan özel yaşantımızı, ailemizin geçim kaynaklarını düzenlerken diğer yandan hep şehrimizin daha güzel, daha güçlü olması, insanlarımızın hayatını kolaylaştıracak ve daha fazla ekonomik imkanlara kavuşabileceği bir seviyeye taşımak düşüncesi ile siyaset alanında da faaliyetlerimiz oldu.
SİYASETÇİYİ EN ÇOK SEÇMENİN ÖZEL TALEPLERİ YORUYOR.
Ben Giresun’da doğdum büyüdüm. Bana göre Giresun dünyanın yaşanabilir en güzel şehri. Dağları, doğası, denizi, verimli toprakları ile adeta bir cennettir. Bu düşüncelerle şehrimi çok seviyorum ve ömrüm boyunca bir yandan ticari işlerimi yürütürken diğer yandan şehrime nasıl faydalı olurum diye düşündüm.
Siyasi çalışmalarımda yetki sahibi olduğum dönemlerde elimden geleni yapmaya çalıştım. Önüme gelen bütün dosyaları titizlikle inceleyip gündeme getirdim, sonuç alacak çalışmalar yaptım.
Ancak Türkiye’de siyaset hayatında içinden çıkılması zor bir kısır döngü var. Siyaset sosyolojisinde ve pratik politikada sıklıkla dile getirilen, kamusal hizmet üretmekle bireysel talepleri karşılamak arasında sıkışan siyasetçilerin yaşadığı en büyük açmazlardan biri budur.
Siyasetçileri kurumsal çalışmalardan ve genel politikalardan çok bu bireysel istekleri yoruyor.
Seçmenlerin en büyük beklentilerinin başında kendisi, çocuğu veya bir yakını için iş bulma talebi gelir. Siyasetçi, kamusal kadroların kısıtlılığı ve liyakat esasları nedeniyle bu talepleri karşılamakta sürekli zorlanıyor.
Nakdi yardımlar, fatura ödemeleri, tedavi masrafları gibi doğrudan cebe dokunan bireysel mikro talepler, siyasetçinin kapısını en çok çalan isteklerdendir.
Tayin, atama, mahkeme süreçlerine müdahale veya bürokratik engelleri "torpil" yoluyla aşma beklentisi siyasetçiyi kanuni ve etik sınırlar arasında yıpratır.
Bu talepler hem siyasetçiyi yoruyor hem de zaman ve enerji kaybına sebep oluyor. Siyasetçiler, tüm toplumu ilgilendiren yasa tasarıları, makro projeler ve bölge sorunlarına odaklanmak yerine, günün büyük bölümünü telefonlara bakarak ve bireysel ricaları takip ederek harcamak zorunda kalıyor.
Siyaset zamanla müşteri tipi siyaset (Klientalizm) döngüsüne giriyor. Bu durum, siyasetçi ile seçmen arasındaki bağı ilkeli bir fikir birlikteliğinden çıkarıp, "hizmet karşılığı oy" esasına dayanan pragmatik bir alışverişe dönüştürüyor.
Seçmenin talebi karşılanmadığında kırgınlık ve seçmen kaybı yaşanıyor. İşi görülmeyen vatandaş siyasetçiye düşman kesiliyor. Bu durum siyasetçi üzerinde sürekli bir "yaranamama" stresi yaratıyor. Bazen öyle durumlar yaşanıyor ki; hukuken işi görülemeyen seçmen ulu orta ağır ifadelerle sizi meydanlarda karalayabiliyor.
ESKİ DEVLET BABA KÜLTÜRÜ SİYASETÇİYİ KANUNSUZLUĞA İTEBİLİYOR.
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde "Devlet baba" kültürü ve bürokrasinin hantallığı, vatandaşı sorunlarını kurumsal yollarla çözmek yerine bir "aracı" (siyasetçi) vasıtasıyla çözmeye itiyor. Vatandaşın zihnindeki eski “Devlet baba ne derse o olur” anlayışı ile “hukuk devleti” anlayışı arasında önemli bir fark var. Anayasa'nın 6. maddesi, kaynağını Anayasa'dan almayan hiçbir kişi veya organın devlet yetkisi kullanamayacağını; 8. madde ise yürütme yetkisinin Anayasa ve kanunlara uygun kullanılacağını belirtiyor. Devlet kurumlarının görev ve yetkileri kanuna dayanmak zorundadır. Anayasa’nın 123. maddesi idarenin kuruluş ve görevlerinin kanunla düzenlenmesini öngörüyor. Yönetmelikler de kanunlara ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine aykırı olamaz.
Hal böyleyken vatandaş, milletvekilini veya belediye başkanını bir yasa yapıcı değil, devlet katındaki en etkili takipçisi olarak görüyor. Türkiye bu hasta anlayıştan mutlaka kurtulmalıdır. Siyasetçi kanunun kendisine verdiği yetki ile hukuk ve adalet çerçevesinde sadece genel hizmete odaklanacak bir ortamda faaliyetlerini yapabilmelidir. Bu anlayış gerçekleştiği zaman vatandaşa yapılacak olan hizmet daha etkili ve sonuç odaklı olur.
TÜRKİYE’DE SORUN SİSTEMİN KENDİSİDİR
Türkiye’de devlet politikaları yerine çoğu zaman siyasi, ticari ve sosyal çıkarlar belirleyici oluyor. Böyle bir düzende kamu hizmeti değil, kişisel ve siyasi menfaat öne çıkıyor.
Çözüm; siyasetçiyi seçmen baskısından, ticareti ise suistimale açık alanlardan arındıran, kuralları kişilere göre değişmeyen güçlü bir sistem kurmaktır. Çünkü kişiler değişerek değil, düzen değişerek Türkiye güçlenir.
Siyaset sonuç alma sanatıdır. Umarım geleceğin siyasetçileri eski alışkanlıkların baskısından kurtulmuş bir ortamda hizmet odaklı siyaset yapabilirler.
Ben şahsen etkin hizmet konusunda çok çaba harcadım. Ancak hem iş hayatım hem de kişisel ruhsal yönden aşırı yıpratıldığımın farkına varınca siyasi çalışmalarıma son verdim.
GİRESUN’UN ZENGİN TURİZM POTANSİYELİ VAR.
Giresun, Doğu Karadeniz'in doğası, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle her geçen gün yükselen güçlü bir turizm potansiyeline sahip olan bir şehirdir.
Birçok öne çıkan turizm alanları mevcuttur. Doğa ve su turizmi konusunda Karadeniz'in turkuaz rengiyle parlayan Mavi Göl, Kuzalan Şelalesi Tabiat Parkı ve Göksu Travertenleri bölgenin en çok ilgi çeken doğa harikalarıdır.
Doğu Karadeniz'de üzerinde yaşanabilir tek yer olan Giresun Adası, tarihi kalıntıları ve mitolojik hikayeleriyle turizmin merkezindedir.
Giresun yaylacılık ve eko-turizm konusunda ise çok zengindir. Kümbet, Kulakkaya ve Bektaş yaylaları dört mevsim doğa yürüyüşü, kamp ve yayla turizmi sunar. Belirli bir gezi rotası veya aktivite (kamp, doğa yürüyüşü) yayla ve otel konaklama imkanları vardır.
Giresun tarih ve kültür kokan önemli bir şehirdir. Şehir merkezindeki Giresun Kalesi, tarihi Zeytinlik Mahallesi evleri ile Şebinkarahisar Meryemana Manastırı ve Tirebolu Kalesi kültürel mirası yaşatır.
Bölgede turizm çeşitliliğini artırmak amacıyla hazırlanan konsept mastır planları sayesinde yaylalar ve vadi hatlarında macera parkurları, seyir terasları ve alternatif spor alanları (kar/çim kayağı, ATV) gibi yatırımlar planlanmakta ve hayata geçirilmektedir.
Ben siyasi hayatımda üstendiğim bazı misyonlar gereği şehrin turizm potansiyellerine katkı sunmak amacıyla bazı inisiyatifler kullanarak tarihi mekanların turizme kazandırılmasına katkı sundum.
Bugün şehrin geleceğinde yetki sahibi olanlara tavsiyem özellikle bir güçlü marka oluşturulmasıdır. Giresun'un en güçlü sembollerinden biri Giresun Adası’dır. Bunun yanında fındık, yaylalar, Karadeniz kıyıları ve doğal güzellikler bulunuyor.
Bunlar tek bir marka altında toplanabilir: ‘’Fındığın, Denizin ve Yaylaların Şehri” veya daha modern bir marka: ‘’Karadeniz'in Dört Mevsim Destinasyonu” gibi Giresun'u sadece yaz tatili yapılan bir yer olmaktan çıkararak geniş bir yelpazede tanıtımı yapılabilir. Bu konuda daha çok çalışmamız ve Giresun’u turizm gelirleri konusunda daha canlı, daha dinamik, daha cazip hale getirebiliriz.
Abdullah Mürşit Gürel ile yaptığımız sohbette aldığımız notları okurlarımızla paylaşmak istedik. Kendisine sağlıklı uzun ömürler diliyoruz.


