Belçika’ya ilk gelen Türk işçilerinden biri olan Erzurum İspirli Bayram Karadayı 91 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Çok genç yaşta memleketinden çalışmak üzere önce İstanbul’a gelen ve burada bir süre çalıştıktan sonra 1962 yılında Avrupa yolculuğuna çıkan Bayram Karadayı önce Avusturya, ardından Almanya maceralarının ardından 1962 kasım ayında Zolder Maden Ocağı’nda 25 yıl çalışarak emekli olmuştu.

BAYRAM KARADAYI’NIN HAYAT HİKAYESİ
Ben 1934 yılında Erzurum İspir kazasında doğdum.
Benim çocukluğum köyde geçti. Babam çiftçiydi. Çocukluğumda elim tutmaya başladığı andan itibaren aileme yardımcı oldum. Bir evde 7 kardeştik.
Babam Mevlüt Karadayı çok çalışkan bir insandı. Çalışmayana yemek yok derdi. Arazilerimizde buğday arpa ekerdik. Bunun dışında gençlik yıllarımda Erzurum’da tuğla ocaklarında çalıştım. İyi tuğla keserdim.
Belçika’ya Geldiğimde Bekardım.
Ben Belçika’ya bekar olarak geldim. Babamın isteği üzerine 1970 yılında Türkiye’ye giderek evlendim. Eşim daha sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetti. İlk eşimle 11 yıl beraber kalmıştık. Ondan 4 çocuğum olmuştu. Daha sonra ikinci eşim ile evlendim. Ondan da 2 çocuğum var.
Belçika’ya İlk Gelenlerden Biriyim.
Ben 1962 yılında İşçi Bulma Kurumu vasıtası ile geldim. Ancak 1964 yılında gelenler gibi değil, daha önce İstanbul’da başka bir yol izleyerek geldim.
Askerlikten sonra İstanbul’a gelerek çalışmaya başladım. İstanbul’da yurt dışına giderek çalışanlar olduğunu duydum. Ben de İşçi Bulma Kurumuna müracaatta bulundum. Dosyalarımı takip etmesi için bir aracıya 500 tl para verdim. Bir şekilde dosyalarım tamamlandı. Pasaportumu aldım, sağlık kontrolünden geçerek yola çıktım.
İlk önce tren ile Viyana’ya geldim. Orada 2 hafta çalıştım ama işi beğenmedim. Oradan Almanya’ya geçtim. Oradan da Trabzonlu işçilerin tavsiyesi ile Belçika’ya geldim. Türkiye’den tren ile çıktığım yurt dışı macerası birkaç ay sonra Zolder’de son buldu. Bir şekilde Zolder-Maden Ocağında işe başladım, tam 25 yıl maden çalıştım ve emekli oldum.

Ben İnsanlarla Kolay Anlaşıyordum.
İlk geldiğimiz yıllarda tercümanlar vasıtasıyla anlaşıyorduk. Önce iş yerinde bana lazım olan malzemelerin isimlerini öğrendim. Sonra yavaş yavaş Flaman arkadaşlarımız oldu. Onlarla sohbet etmeyi severdim. Çok sosyal bir insandım. Gezmeyi severdim. Flamanca’yı daha çok Flamanlar’dan öğrendim.
Belçika’da İlk Arabayı Ben Aldım.
Ben Belçika’da ilk arabayı alan işçiyim. 1962 yılında Zolder Maden Ocağında çalışmaya başladım. 4 yıl çalıştıktan sonra bir Pontiac marka Amerikan arabası aldım. Flaman işçiler bile o zaman beni kıskanmıştı. Flamanların çoğu maden ocağına o zamanlar bisikletle geliyorlardı. Ben ise Pontiac arabamı maden ocağını önüne park edip hava atıyordum. Bir Türk Belçika’da lüks bir Amerikan arabasına binmesi büyük bir olaydı.
Selimiye Camii’nin Yapılmasında Emeğim Var.
Ben Heusden-Zolder Selimiye Camii’nin nasıl yapıldığını en iyi bilenlerdenim. Vakit namazı kılmak, bayram namazları kılmak için biz önce maden ocağı yönetimine başvurmuştuk. Önce bize geçici bir yer verdiler. Sonra yer gösterdiler buraya kendiniz bir cami yapabilirsiniz dediler.
Selimiye Camii’nin yapılmasında benim de emeğim geçti. İlk çalışmalara 5 kişi başlamıştık. İlk temelini birkaç arkadaş beraber attık. Kullandığımız keresteyi ormandan kesip getirdik. Yavaş yavaş cami yapımı şekil aldı. Selimiye Camii Belçika’da Türklerin yaptığı ilk camidir.
Araba İle Çok İzine Gittim.
Bir defasında araba ile izine gittiğimde bir evrakı unutmuşum. Sonra bir gümrükte farkına vardılar, çok sorun yaşadım. Bir seferde Bulgaristan’da yol kenarında otlayan bir ineğe çarptım. Önce biraz sahibi falan gelir diye bekledim. Kimse gelmeyince bindim arabama gittim.
Benim Belçika’da 6 Çocuğum Oldu.
Benim başımdan 2 evlilik geçti. İlk eşimi bir kaza sonucu kaybettim. Daha sonra tekrar evlendim. Şimdi torunlarım var. 14 torunumdan 4 tanesi evlendi.
Çocuklarım İyi Yetiştiler.
Çocuklarım burada iyi bir ortamda büyüdüler. Çocuklarım burada doğdular. Burada okula gittiler. Flamancaları süper. Burada iş sahibi oldular, hayatlarını düzenlerini burada kurdular. Çocuklarım çok saygılı ve çalışkanlardır. Allah ömürlerini uzun etsin inşallah.
Çocuklarım kültürünü iyi bilirler. Kur’an öğrendiler, Türkçe öğrendiler, memleketlerine gidip gelirler. Vatanına milletine bağlı çocuklar olarak yetiştiler.

Türkiye Dünya Devletidir.
Ben ülkemi çok seviyorum. Türkiye denince akan sular durur. Türkiye’ye kimse kötü laf edemez. Beni bugün askere çağırsınlar hemen giderim. Türkiye’yi dünya beğenip takdir ediyor. Türkiye dedin mi bir durup düşüneceksin.
Belçika’yı da Severim, Savunurum
Benim için Türkiye vatandır, vazgeçilmez. Ancak ömrümün büyük çoğunluğu burada geçti. Belçika’nın da iyiliğini isterim. Belçika’ya birisi zarar vermek istese ona da karşı çıkarım. Belçika’ya başka bir ülke saldırırsa ben Türkiye gibi Belçika’yı da savunurum.
Geri Dönüşü Düşündüm Ama Olmadı.
Şimdi ilk yıllarda geri dönüş konusunda hep belli bir süre çalışır, para artırır Türkiye’de yatırım yapar döneriz diye düşünüyorduk. Ama işler öyle olmuyor. Çocuklar büyümeğe başladılar mı hayat başka şekilde gelişiyor.
İyi ki Buralara Geldim.
Biz fakir bir aile idik. Hayatımız para kazanmak için gurbet ellerde geçti. Erzurum’da çalıştım, İstanbul’da çalıştım. Sonra yurt dışına çıktım ve Avusturya’da, Almanya’da ve Belçika’da çalıştım. Şimdi Belçika’da bir maden işçisi olarak emekliyim. Paramız zamanında ödeniyor. Maaşımızı alıp hayatımıza bakıyoruz. Her türlü hak ve hukukumuz güvencemiz var. Bu durumda elbette iyi ki buralara gelmişiz diyoruz.
Benim Cenazemi Türkiye’ye Götürsünler.
Ben Türkiye’de kendim ve ailem için mezar yeri aldım. İlk eşimi oraya defnetmiştik. Ben orada mezarlık görevlilerine ben ölürsem beni de buraya yanına defnedeceksiniz dedim. Çocuklarım istediği takdirde beni oraya defnedebilirler.

