Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı Avcılar Mahallesi’nde yaşayan inşaat ustası Mümin Şentürk, imar uygulamalarında yaşadığını söylediği çifte standarda tepki gösterdi. Şentürk, kendi ifadesine göre ruhsatlı ve projeye uygun şekilde yaptığı evinde sonradan gerçekleştirdiği küçük değişiklikler nedeniyle 96 bin TL para cezası ve mahkeme süreciyle karşı karşıya kaldığını belirterek, “Kanun birine öyle, diğerine böyle uygulanmaz. Böyle adalet olmaz” dedi.
Türkiye’de yıllardır tartışma konusu olan kaçak yapılaşma, ruhsata aykırı imalatlar, kişiye özel imar planı değişiklikleri, tarım ve orman alanlarının yapılaşmaya açılması, kıyıların işgali ve imar afları, şehirleşme politikalarının en tartışmalı başlıkları arasında yer alıyor.
Ruhsatsız yapıların yanı sıra ruhsatlı binalara sonradan eklenen katlar, odalar ve kapalı alanlar da imar mevzuatına aykırılık oluşturabiliyor. Mevzuat kapsamında aykırı yapıların mühürlenmesi, yıkım kararı verilmesi ve idari para cezaları uygulanması mümkün. Bazı durumlarda ise Türk Ceza Kanunu kapsamında adli süreç gündeme gelebiliyor.
Ancak tartışmanın en önemli noktalarından biri şu:
Aynı kurallar herkes için eşit şekilde mi uygulanıyor?
İşte bu soruya dikkat çeken isimlerden biri de Balıkesir Edremit’te yaşayan inşaat ustası Mümin Şentürk.
35 YILLIK EDREMİT SAKİNİNDEN İSYAN
Şentürk, yaklaşık 35 yıldır Edremit’in Avcılar bölgesinde yaşadığını belirtiyor.
Kendi anlatımına göre 2019 yılında bir ev yaptırdı. Projesini hazırlattı, gerekli işlemleri tamamladı ve ruhsatını aldı. Evini kurallara uygun şekilde tamamlayarak kullanmaya başladı.
Ancak yıllar içerisinde evde bazı küçük değişiklikler yaptı.
Evin arka bölümündeki balkonun bir kısmını camla kapatarak mutfağa dahil etti. Ayrıca dışarıda bulunan duş kabininin önüne portatif bir kapı koydu.
Şentürk’e göre bunlar, evin tamamı düşünüldüğünde oldukça küçük değişikliklerdi.
Fakat daha sonra başlayan şikâyet süreci, Şentürk’ün hayatında yeni bir hukuki sürecin kapısını açtı.
“96 BİN TL CEZA VE MAHKEME SÜRECİYLE KARŞI KARŞIYA KALDIM”
Şentürk, CİMER üzerinden yapılan bir şikâyet sonrasında yetkililerin evine geldiğini ve yapılan incelemenin ardından kendisine 96 bin TL imar cezası uygulandığını, ayrıca mahkeme sürecinin başlatıldığını ifade ediyor.
Şentürk yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“Edremit İlçesi Avcılar Mahallesi Kesikçayır mevkisinde bir ev yaptım. Kendim ustayım. Projeyi çizdirdim ve evimi yasaya uygun bir şekilde yaparak tamamladım. Daha sonra ihtiyaç nedeniyle evimin arka tarafındaki balkonun bir bölümünü camla kapatarak mutfağa dahil ettim. Dışarıda bulunan duş kabininin önüne de portatif bir kapı koydum.”
Şentürk, asıl itirazının kendisine uygulanan yaptırımdan ziyade aynı sitede farklı uygulamalar yapıldığını düşündüğü noktasında yoğunlaştığını söylüyor.
“80 EVİN BULUNDUĞU SİTEDE NEDEN SADECE BİZ?”
Şentürk, aynı sitede yaklaşık 80 ev bulunduğunu ve bu evlerin aynı vergi ile aidat yükümlülüklerini yerine getirdiğini belirterek şöyle devam ediyor:
“Burada 80 site evi var. Aynı vergiyi ve aynı aidatı ödüyoruz. Ancak bu evlerden yaklaşık 20 tanesi daha önce çıkarılan imar barışından yararlandı. Onlara hiçbir yaptırım uygulanmıyor. Birçoğu 100-150 metrekare haksız alan kazandı. Kimisi kaçak kat çıktı, kimisi alanını genişletti. Ancak biz en küçük bir değişiklik yaptığımızda en ağır cezalarla karşı karşıya kalıyoruz.”
Şentürk, bunun kendisinde ciddi bir adaletsizlik duygusu oluşturduğunu belirterek:
“Kanun birine öyle, diğerine böyle uygulanmaz. Bu adil bir anlayış değil. Kanunlarla bu şekilde oynanmaz.” diyor.
“İMAR BARIŞI KAÇAK YAPILAŞMAYI TEŞVİK ETTİ”
Türkiye’de özellikle 2018 yılında yürürlüğe giren İmar Barışı, kaçak ve ruhsata aykırı yapıların belirli şartlarla Yapı Kayıt Belgesi almasına imkân tanıması nedeniyle yıllardır tartışılıyor.
Düzenlemenin temel amacı mevcut yapı stokundaki bazı hukuki ve idari sorunları çözmek olsa da, uygulamanın kaçak yapılaşmayı teşvik edip etmediği konusunda ciddi eleştiriler de ortaya çıktı.
Eleştirilerin başında ise şu konular geliyor:
- Deprem güvenliği yeterince denetlenmemiş yapıların kayıt altına alınması,
- Tarım alanları ve doğal bölgelerde yapılaşmanın artması,
- Kıyı ve orman alanlarındaki kaçak yapılaşmaya ilişkin tartışmalar,
- Plansız büyümenin altyapı sorunlarını artırması,
- Mülkiyet ve hissedarlık anlaşmazlıkları,
- Kaçak yapılaşmanın caydırıcılığının zayıflaması.
Türkiye’de daha önce de çeşitli dönemlerde imar düzenlemeleri ve afları gündeme geldi. Bunların en önemli örneklerinden biri 1984 tarihli 2981 sayılı düzenleme, bir diğeri ise 2018 İmar Barışı oldu.
“İMAR BARIŞINI ÖNCEDEN BİLENLER AVANTAJLI MI OLDU?”
Şentürk’ün en sert eleştirisi ise tam bu noktada ortaya çıkıyor.
Kendi ifadesiyle, imar barışından yararlanarak daha önce kaçak alanlar oluşturan kişilerin bugün avantajlı durumda olduğunu, buna karşılık ruhsatlı evinde sonradan küçük değişiklikler yapan vatandaşların ağır yaptırımlarla karşılaştığını düşünüyor.
Şentürk bu durumu şu sözlerle eleştiriyor:
“İmar barışının geleceğini önceden haber alıp kaçak kat çıkanlar bu ülkenin makbul insanları, biz ise en küçük bir değişiklik sebebiyle ağır cezalandırılması gereken suçlular gibi muamele görüyoruz.”
Ve ardından şu sözlerle isyan ediyor:
“Böyle kanun olmaz. Böyle adalet olmaz. Böyle uygulama olmaz.”
“EDREMİT KÖRFEZİ’NDE GERÇEK BİR TARAMA YAPILSA…”
Yıllardır inşaat sektöründe çalıştığını belirten Şentürk, bölgedeki yapılaşmayı yakından bildiğini söylüyor.
Şentürk, Edremit Körfezi'ndeki yapılaşmanın kapsamlı biçimde incelenmesi gerektiğini savunarak, kendi değerlendirmesine göre bölgede çok sayıda binanın imar mevzuatına aykırı olduğunu ileri sürüyor.
“Ben uzun yıllardan beri inşaat işleri yapıyorum. İnsanların imar ihlalleri konusunda neler yaptıklarını en iyi bilenlerden biriyim. Şayet bu ülkede gerçek bir imar kanunu olsa ne sahiller rastgele işgal edilir ne de imara aykırı binalar yapılır.”
Şentürk ayrıca bölgedeki yapılaşmanın tamamının kapsamlı şekilde denetlenmesi gerektiğini düşünüyor.
“ŞEHİRLER OY KAYGISIYLA PLANLANMAZ”
Şentürk’ün eleştirileri yalnızca kendi yaşadığı olayla sınırlı değil.
Türkiye’de şehir planlamasının kısa vadeli siyasi hesaplarla değil, uzun vadeli bir anlayışla yapılması gerektiğini savunan Şentürk, şöyle konuşuyor:
“Her şeyden önce ülkeyi yönetenler istikrarlı olmalı. Oy kaygısı ve seçim kaygısıyla kanun değişikliği yapılmaz. Bir şehrin imar planı birkaç yıllık ya da kısa bir dönem için değil, yüzyılları kapsayacak bir anlayışla hazırlanır.”
Plansız yapılaşmanın ilerleyen yıllarda geri dönülmesi zor sorunlara yol açtığını belirten Şentürk, altyapı sorunlarına da dikkat çekiyor:
“Yolları düzgün olmayan, kanalizasyonu bulunmayan, su, elektrik ve diğer altyapıları yetersiz olan çarpık şehirler ortaya çıkar. Daha sonra da bunu düzeltmek çok zor olur.”
“BİZİM TEK İSTEDİĞİMİZ EŞİT MUAMELE”
Yaşadığı sürecin kendisini ve ailesini düşündürdüğünü belirten Şentürk, yetkililere çağrıda bulunuyor.
“Kara kara düşünüyoruz ve durumu anlamaya çalışıyoruz. Şimdi durduk yere faturayı biz garibanlara kestiler.”
Şentürk, yaşadığı olayın yalnızca kendi meselesi olarak görülmemesi gerektiğini düşünüyor.
Onun talebi, imar mevzuatının herkes için aynı şekilde uygulanması.
“Derdimizi önce kamuoyunun bilmesini istiyoruz. Yetkililerin de bu durumu düzeltmesini bekliyoruz.”
Şentürk sözlerini şu çağrıyla tamamlıyor:
“İmtiyazlı vatandaşlar yaratmak yerine eşit haklara, eşit sorumluluklara ve eşit muameleye dayalı bir anlayış ve düzen getirilmesini istiyoruz.”
İMAR TARTIŞMASININ MERKEZİNDE TEK SORU
Mümin Şentürk’ün yaşadığını anlattığı süreç, Türkiye’de uzun yıllardır devam eden “imar kuralları herkese eşit mi uygulanıyor?” tartışmasını yeniden gündeme taşıyor.
Bir tarafta ruhsatsız ve ruhsata aykırı yapılaşmayla mücadele edilmesi gerektiğini savunan hukuk ve şehircilik anlayışı, diğer tarafta geçmişte çıkarılan imar düzenlemelerinden yararlanan yapılar bulunuyor.
Şentürk’ün itirazı ise açık:
“Türkiye’de sahada yapılan uygulamaları gördükçe hak, hukuk ve adalet kelimelerinin anlamını yitirdiği duygusuna kapılıyoruz. Kanunlar herkese aynı uygulanmalı. Hak, hukuk ve adalet kişiye göre değişmemeli.”









