Haberin yayım tarihi
2026-08-10
Haberin bulunduğu kategoriler

 ZUHAL DEMİR KAFAYI YİNE İMAMLARA TAKTI?

Belçika’da siyaset yapmak başka, toplumun belli bir kesimini sürekli tartışmaların merkezine koyarak siyasi prim elde etmeye çalışmak başka...

Flaman Çalışma ve Adalet Bakanı Zuhal Demir’in son dönemde camiler, imamlar ve özellikle Türkiye’den gelen din görevlileri üzerinden yaptığı açıklamalar, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor:

- Sayın Demir’in gündeminde neden sürekli imamlar ve Müslümanlar var?

Son açıklamasına göre Flaman Bölgesi’nde yabancı din hizmeti sağlayıcılarına verilen çalışma izinlerinde ciddi bir düşüş yaşandı. İslam topluluğundan çalışma izni alanların sayısının 2023’te 13, 2025’te 2 ve 2026’da ise sıfır olduğu belirtiliyor.

Demir bunu daha sıkı ve seçici işgücü göçü politikasının sonucu olarak değerlendiriyor ve yabancı hükümetlerin dini hizmetler üzerinden toplum üzerinde nüfuz kurmasına izin verilmemesi gerektiğini savunuyor.

Buraya kadar tartışılabilecek bir devlet politikası vardır.

Elbette Belçika, kendi topraklarında kimlerin hangi şartlarla çalışacağını belirleme hakkına sahiptir. Yabancı devletlerin herhangi bir dini veya toplumsal yapı üzerinden siyasi nüfuz kurup kurmadığı da denetlenebilir.

Ama asıl mesele başka yerde başlıyor.

- Mesele imam değil, yaklaşım -

Belçika'da Katolik, Protestan, Anglikan, Musevi, Ortodoks ve İslami dinler devlet tarafından tanınan inançlar arasında bulunuyor. Flaman Bölgesi'nin resmi düzenlemelerinde de İslam, tanınmış dinler arasında açıkça yer alıyor.

Dolayısıyla mesele bir imamın hangi ülkeden geldiğinden ibaret değildir.

Mesele, aynı ülkede yaşayan insanların dini kimlikleri arasında ayrım yapılıp yapılmadığıdır.

Bir Katolik din görevlisi söz konusu olduğunda konu dini hizmettir.

Bir Yahudi din görevlisi söz konusu olduğunda konu dini hizmettir.

Bir Ortodoks din görevlisi söz konusu olduğunda konu dini hizmettir.

Bir imam söz konusu olduğunda ise konu bir anda “yabancı nüfuz”, “Türkiye”, “üçüncü ve dördüncü kuşak Türkler” ve “etki operasyonu” tartışmasına dönüşüyorsa, burada siyasetin dili üzerine düşünmek gerekir.

- Müslümanlar bu ülkenin misafiri değil -

Belçika'daki Müslümanların önemli bir bölümü bu ülkenin vatandaşıdır.

Vergisini öder.

Çocuğunu Belçika okuluna gönderir.

Belçika'da çalışır.

Belçika ekonomisine katkı sağlar.

Belediye seçimlerinde oy kullanır.

Kimi yıllardır, kimi ise kuşaklar boyunca bu ülkenin parçasıdır.

Dolayısıyla Belçikalı Müslümanlara sürekli olarak “Türkiye'nin etkisindeki toplum” gibi bakmak, onların Belçika'daki vatandaşlık ve aidiyet gerçeğini küçümsemek anlamına gelebilir.

Bir insanın dedesinin Türkiye'den gelmiş olması, onun Belçika'ya aidiyetini ortadan kaldırmaz.

Üçüncü veya dördüncü kuşak Türk kökenli Belçikalıların hâlâ “yabancı rejimlerin etkisi altındaki insanlar” olarak tarif edilmesi de ayrıca tartışılması gereken bir yaklaşımdır.

- Şayet bir sorun varsa? -

Eğer Türkiye Cumhuriyeti'nin herhangi bir kurumu Belçika yasalarını ihlal ediyorsa...

Eğer herhangi bir camide Belçika'nın demokratik düzenine aykırı faaliyet yürütülüyorsa...

Eğer herhangi bir din görevlisi yabancı bir devlet adına siyasi faaliyet yürütüyorsa...

Bunun elbette üzerine gidilmelidir.

Hem de sonuna kadar.

Belçika'da yaşayan Müslümanlar da bunu destekleyeceklerdir.

Onlar aynı zamanda Belçika vatandaşıdırlar ve bu ülkenin kamu düzenini tüm diğer vatandaşlar gibi savunmak ve korumak durumundadırlar

Ama bunun yolu, milyonlarca insanı töhmet altında bırakacak genel siyasi söylemler üretmek değildir.

Kural basittir:

Suç varsa kişi ve kurum üzerinden işlem yapılır. İnanç üzerinden değil.

Nitekim Flaman mevzuatında yabancı din görevlileri için çalışma izinleri zaten belirli kurallara bağlanmış durumda. Tanınmış bir dini cemaatte görev yapacak yabancı din görevlisinin Belçika hukukuna uygun bir çalışma ilişkisi içinde olması ve yabancı bir kamu otoritesi tarafından doğrudan veya dolaylı biçimde ücretlendirilmemesi gibi şartlar bulunuyor.

O halde hukuk zaten varsa, sürekli olarak aynı topluluğu siyasi tartışmanın merkezine koymanın amacı nedir?

- Belçika'nın gerçek sorunları bunlar mı? -

Burada Sayın Zuhal Demir'e birkaç basit soru sormak gerekiyor:

- Bu tartışmalar Belçika ekonomisine ne kazandırıyor? -

*İşsizliği mi azaltıyor?

*Konut krizini mi çözüyor?

*Sağlık sistemini mi rahatlatıyor?

*Eğitimdeki sorunları mı gideriyor?

*Belçikalı çalışanların satın alma gücünü mü artırıyor?

*Flaman şirketlerinin rekabet gücünü mü yükseltiyor?

Yoksa camiler ve imamlar üzerinden yapılan her açıklama, siyasette daha kolay bir gündem oluşturduğu için mi tercih ediliyor?

Çünkü toplumu “biz ve onlar” şeklinde ayırmak siyaseten kolaydır.

Bir tarafta “bizim değerlerimiz” dersiniz.

Diğer tarafa “onlar” dersiniz.

Sonra korkulara, önyargılara ve kimlik tartışmalarına oynarsınız.

Fakat devlet yönetmek bundan çok daha fazlasıdır.

- Vergisini veren insanlara tepeden bakılamaz -

Zuhal Demir bir bakan olarak toplumun tamamını temsil eden kamu yönetiminin parçasıdır.

Maaşı da bu toplumun vergileriyle ödenmektedir.

O halde kendisinden beklenen, toplumun herhangi bir kesimiyle sürekli kavga etmek değil, toplumun bütün kesimlerine eşit mesafede durmaktır.

Müslüman vatandaşın da...

Hristiyan vatandaşın da...

Yahudi vatandaşın da...

Dindar olmayan vatandaşın da...

aynı devletin vatandaşı olduğu unutulmamalıdır.

Devletin görevi insanların inançlarını sorgulamak değil, hukuka uyup uymadıklarını denetlemektir.

- Asıl tehlike önyargıların normalleşmesi -

Bir siyasetçinin belirli bir topluluğu sürekli hedef alan açıklamalar yapması, zaman içerisinde toplumda önyargıların normalleşmesine yol açabilir.

Bugün “yabancı imam” denir.

Yarın “yabancı cami” denir.

Sonra “yabancı Müslüman” denir.

Bir süre sonra da Belçika'da doğmuş, büyümüş, çalışan ve vergi veren insanlar bile sürekli kendilerini açıklamak zorunda bırakılır.

İşte asıl tehlike budur.

Devletin güvenlik ve göç politikası elbette olacaktır.

Ama bu politikalar, insanların dini kimlikleri üzerinden genelleme yapılmasına dönüşmemelidir.

- Zuhal Demir'e açık çağrı -

Sayın Demir'in yabancı devletlerin Belçika'daki olası nüfuz faaliyetleriyle ilgili kaygıları varsa, bunları somut belgeler ve hukuki mekanizmalar üzerinden ortaya koyması gerekir.

Camiyi cami olarak görmek...

İmamı imam olarak görmek...

Vatandaşı da vatandaş olarak görmek gerekir.

Bir imamın suç işlemesi halinde imam yargılanır.

Bir kurum yasa dışı faaliyet yürütüyorsa kurum hakkında işlem yapılır.

Ama milyonlarca Müslümanı potansiyel bir “yabancı nüfuz alanı” gibi görmek, demokratik toplum anlayışı açısından son derece tehlikeli bir yola dönüşebilir.

Belçika'nın ihtiyacı yeni korkular üretmek değil.

Belçika'nın ihtiyacı adalet, eşitlik, ekonomik refah, güvenlik ve toplumsal huzurdur.

Siyasetçinin başarısı da kaç imamın ülkeye girdiğiyle değil;

*kaç insanın daha iyi yaşadığıyla,

*kaç kişinin iş bulduğuya,

*kaç ailenin ev sahibi olabildiğiyle,

*kaç çocuğun iyi eğitim aldığıyla

ve

*toplumdaki farklı insanların birbirine daha fazla güvenmesiyle ölçülmelidir.

Bu nedenle Zuhal Demir'e naçizane tavsiyem şudur:

Camilerle, imamlarla ve Müslümanlarla uğraşmaya artık son verin.

Belçika'nın gerçek sorunlarına biraz daha fazla kafa yorun.

Çünkü siyaset, sürekli birilerini hedef göstermek değil; herkes için daha iyi bir ülke inşa etmektir.

Ve unutulmamalıdır:

Belçika'daki Müslümanlar bu ülkenin dışında değil, bu ülkenin içindedir.

Onları sürekli “öteki” olarak göstermek Belçika'yı güçlendirmez.

Tam tersine, toplumun ortak geleceğine zarar verir.

Son Haberler

Hits: [srs_total_pageViews] Visitors: [srs_total_visitors]
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.